8 Nisan 2020 Çarşamba

1. Ünite: TARİH BİLİMİ


1. Ünite: TARİH BİLİMİ
1. konu: TARİH BİLİMİNE GİRİŞ
Tarihin Tanımı ve Özellikleri
·         Geçmişteki insanların yaşayışlarını, oluşturdukları kültür ve uygarlığı, yer ve zaman göstererek, neden-sonuç ilişkisi içinde, belgelere dayanarak, objektif olarak inceleyen ve anlatan bir sosyal bilimdir.

Tarihi Olayların özellikleri
ü  Geçmişte yaşanmış olayları inceler.
ü  İnsanlar meydana getirir.
ü  Belgelere dayanmalıdır.
ü  Yer ve zaman belirtilmeli.
ü  Sebep-sonuç ilişkisi olmalıdır.
ü  Objektif olmalı.
ü  Tarihi olaylar tekrarlanamaz (deney- gözlem yapılamaz).

Tarihin Konusu
•        Toplumların yapmış oldukları sosyal, ekonomik, siyasi, dinî, kültürel faaliyetler tarihin konusu arasında yer alır.

Olay ve Olgu kavramı
•       Geçmişte meydana gelen, başlangıç ve bitiş tarihi belli olan olaylara “tarihî olay” denir.
•       Tarihî olay sonucunda uzun sürede gelişen durumlara ise “tarihî olgu” denir.
•       Tarihî olgular süreklilik gösterir.
•       Örneğin, Fransız İhtilali tarihî bir olay, Fransız İhtilali sonrasında milliyetçilik akımının yayılması ve ulusal devletlerin kurulması da birer tarihî olgudur.

Tarihte Yer ve Zaman İlişkisi
•       Tarihî bir olay için, yer ve zaman en önemli unsurlardır.
•       Ayrıca coğrafi şartlar, bölgenin özellikleri, olayların sebep ve sonucunu doğrudan etkilediğinden tarihî olayların geçtiği yerlerin bilinmesi son derece önemlidir.

•       Tarihte Sebep-Sonuç ilişkisi
•        Tarihî olaylar bir zincirin halkaları gibi birbirlerini neden ve sonuçlarıyla takip eder.

•       Tarih Biliminin Yöntemi
•       Her bilim dalı sonuca ulaşmak için kendine özgü yöntemleri vardır.
•       Tarih bilimini fen bilimlerinden ayıran en önemli özelliği tekerrür (tekrar) etmemesi, sonuca ulaşmak için deney ve gözlemin yapılamamasıdır.
•       Tarihçi: Tarihî olayları sebep-sonuç ilişkisi içerisinde belirli yöntemlerle araştırarak açıklama yapanlara “tarihçi” denir.
•       Tarihçinin geçmişi aydınlatmak için yararlandığı her türlü yazılı kaynağa “belge”, belgelerin saklandığı yere “arşiv”, incelenen olayla ilgili elde edilen her türlü bilgilere ise “veri” denir.
•       Tarih araştırmacılığında şu yöntemler vardır:
 

1. Kaynak Arama:
•       Geçmişten günümüze kadar gelmiş her türlü veriye kaynak denir.
•       Kaynaklar 3’e ayrılır;
a)        ana kaynaklar, olayı yaşayan birinin yazdığı eserler, paralar, devletlerin resmî evraklar
b)       birinci elden kaynaklar, ana kaynaklardan yararlanarak yazılan eserlerdir
c)        ikinci elden kaynaklar, birinci elden kaynaklardan yararlanılarak yazılan eserlerdir.

•       Tarihî kaynaklar, bilgi veren kaynağına ve malzemenin cinsine göre çeşitli gruplara ayrılır:
a)        Sözlü Kaynaklar: ağızdan ağza söylenerek gelen tarihî şiirler, hikâyeler, efsaneler, destanlar
b)       Yazılı kaynaklar: Kitabe, şecereler, biyografi, seyahatnameler, hatıralar, yıllıklar, kitaplar, resmi yazışmalar, mühürler, fermanlar, kanunnameler, paralar, takvimler, antlaşmalar, kil tabletler.
c)        Yazısız kaynaklar: Evler, kaleler, çeşmeler, heykeller, resim, hikayeler, film, fotoğraflar, destanlar, efsaneler, mağara resimleri,  kabartmalar, mezarlar, anıtlar, insan ve hayvan iskeletleri.
d)       Görsel ve İşitsel Kaynaklar: Olayların geçtiği dönemde çizilmiş haritalar ve planlar görsel kaynaklardır. taş plaklar, CD’ler, VCD’ler, DVD’ler ve filmler sesli ve görüntülüdür.
(etkinlik sayfa 20)

2. Tasnif etme ( Sınıflandırma)
•       Tarihçilerin elde edilen verileri zamana, mekâna (yere) ve konuya göre bölümlere ayırarak düzenlemelerine “tasnif” denir.

3. Tahlil (Çözümleme)
•       Tarihçinin elde ettiği verilerin yeterli olup olmadığını tespit etme aşamasına “tahlil” denir.
4. Tenkit (Eleştiri)
•       Tarihçi, bu aşamada elde edilen verilerin gerçek veya sahte olup olmadığını “tenkit” (eleştiri) yaparak değerlendirir. 
•       Eleştiri iç ve dış tenkit olmak üzere iki aşamada yapılır:
a)        İç Tenkit: Yazarın duygu ve düşüncelerinin eser üzerindeki etkilerine bakılır.
b)       Dış Tenkit: Eserin yazarı, nerede ve ne zaman yazıldığı tespit edilir. 

5. Terkip (Sentez)
•       Tarihçilerin hazırlayacağı eseri yazma aşamasına geçtikleri son bölüme “terkip” denir.
•       Bu aşamada şunlara dikkat edilir:
•       Meydana gelen dönemin koşulları dikkate alınır.
•       Sade ve anlaşılır dil kullanılmalıdır.

TARİHİN TASNİFİ (SINIFLANDIRILMASI)
•       Tarihin kapsadığı konu ve zaman bakımından geniş olmasından dolayı tarihi araştırmalarda ve tarih öğretiminde kolaylık sağlamak amacıyla sınıflandırılır.
1.        Zamana göre: Tarih, zamana göre; yıl, dönem, çağ ve yüzyıl gibi bölümlere ayrılması
2.        Mekana göre: coğrafi bölgelerin, kıtaların, ülkelerin tarihini incelemek
3.        Konuya göre: Konular belli bir alanı kapsar. Kültür Tarihi, Siyasi Tarih, Dinler Tarihi gibi çalışmalar, konuya göre sınıflandırma kapsamında değerlendirilir. 


ZAMAN VE TAKVİM
a) Takvimlerin Ortaya Çıkışı
·         İnsanlar, zaman içinde yaşanılan gelişmeleri yıl, ay ve saate göre ayırarak takvimi ortaya çıkarırlar.
·         Takvim düzenlenirken Dünya’nın kendi etrafında bir defa dönmesi ile geçen zamana “gün”, Ay’ın Dünya çevresinde bir tur yapması ile geçen zamana “ay”, Dünya’nın Güneş çevresinde bir tur dolanması ile geçen zamana “yıl” denmiştir.
·         Ay takvimi: Tarihte ilk takvimi Sümerler kullandılar. Ay yılı esasına göre düzenledikleri takvimi 12 aya bölerek bir yılı 360 gün olarak hesapladılar.
·         Güneş takvimi: Mısırlıların kullandıkları takvim ise güneş yılına dayanıyordu. Bir yılı 12 aya bölerek 365 gün olarak hesapladılar.
·         Mısırlıların yaptıkları takvim Roma imparatoru Julius Caesar (Jül Sezar) ve Papa XIII. Gregorius (Gregoryus) tarafından yeniden düzenlenerek 1582 tarihinden itibaren dünya genelinde kullanılmaya başlandı.
·         Tarih boyunca toplumlar kendileri için önemli olayları takvimlerine başlangıç yaptılar. İbraniler MÖ 3761 yaradılış yılını, Yunanlılar ilk olimpiyat oyunlarının yapıldığı MÖ 776 yılını, Romalılar, MÖ 753 Roma şehrinin kuruluşunu, Müslümanlar ise 622 yılını Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicretini takvimlerinin başlangıç yılı olarak kabul ettiler.


b) Türklerin Kullandıkları Takvimler
·         Türkler tarih boyunca birçok takvim kullanmışlardır:
1.        On İki Hayvanlı Türk Takvimi: İslamiyet öncesinde Türklerin kullandığı ilk takvimdir. Güneş yılı esasına göre düzenlenmiştir. Bir yıl, 365 gün 5 saat olarak belirlenmiştir. On iki yılda bir devir yapan yılları sayı ile değil, hayvan adları ile adlandırmışlardır. Her yılın bir adı vardır. Aylar ise sayılar ile gösterilmiştir. Her on iki yıldan sonra yıl adları, birinci yıldan itibaren başlar. Başlangıçta Köktürk ve Uygurlar tarafından kullanılan bu takvim zamanla birçok Türk boyu, Çin ve Tibetliler tarafından da kullanılmıştır.
2.        Hicri Takvim: Ay yılı esasına göre düzenlenen hicri takvimin başlangıcı hicrettir. ilk kez Hz. Ömer döneminde kullanılmaya başlanan hicri takvime Kameri (Ay) takvimi de denir. Günümüzde ülkemizde kutsal gün, ay ve dinî bayramların belirlenmesinde hicri takvim kullanılmaktadır.
3.        Celali Takvimi: Melikşah’ın emriyle Ömer Hayyam başkanlığında bir komisyona hazırlatılmıştır. Melikşah’ın diğer adı olan Celalettin’den dolayı “Celali takvimi” olarak anılmıştır. Takvimin başlangıç tarihi 1079’dur. Güneş yılı esasına göre belirlenmiştir. Bir yıl 365 gün 6 saat olarak hesaplanmıştır. Büyük Selçuklu Devleti dışında, Hindistan’da Babür Devleti tarafından da kullanılmıştır.
4.        Rumi Takvim: Osmanlı Devleti tarafından kullanılmıştır. Osmanlılar vergilerin toplanmasında ve diğer malî işlerde Hicrî takvimin bir takım sakıncaları görülünce Rumi takvim yapıldı. Güneş yılına göre düzenlenen takvimde bir yıl 365 gün 6 saat olarak hesaplandı. Rumi takvim 1839 yılından itibaren bütün resmî işlerde kullanıldı.
5.        Miladi Takvim: Başlangıç tarihi milat (Hz. İsa’nın doğumu) olan bu takvim ülkemizde 1 Ocak 1926 yılından itibaren kullanılmaya başlandı. Bir yıl 365 gün 6 saattir. Günümüzde, dünyada en yaygın olarak kullanılan takvimdir. Güneş yılı esasına göre düzenlenen takvimlerde her yüz yıla “yüzyıl” veya “asır” denir.
·         Güneş yılı esasına göre düzenlenen takvimlerde her yüz yıla “yüzyıl” veya “asır” denir.




TARİHİN ÖNEMİ
a) Tarih Öğrenmenin Amaç ve Faydaları
·         Tarih, insanların geçmişten ders alıp geleceğe yön vermelerini sağlar.
·         Tarih, insanlara, vatan ve millet kavramları ile millî ve kültürel değerleri öğretir.
·         Tarih, millî birlik ve beraberlik anlayışının kuvvetlenmesini sağlar.
·         Devlet yöneticilerine devletin nasıl yönetileceği konusunda yardımcı olur.
·         İnsanlara karşılaştıkları durumları tarihî olaylarla bağlantı kurdurarak mantıklı bir sonuca varma yeteneği kazandırır.
·         İnsanların, aralarındaki sorunları barış yoluyla çözümlemelerine katkıda bulunur.

b) Atatürk ve Tarih
ü  1924 yılında İstanbul Üniversitesine bağlı olarak Türkiyat Enstitüsünü kurdu,
ü   Atatürk, Türk milletinin tarihini öğrenmesini ve kendisini tanımasını amaçladı.
ü  millî tarih dersleri öğretilmesini sağladı.
ü  1931 yılında bilimsel çalışmalar yapılması için Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti (Türk Tarih Kurumu) kuruldu.
ü  Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin açılmasına öncülük etti (1936).
ü   Atatürk, yaptığı tarih çalışmalarıyla Türk millî tarihinin büyük ölçüde aydınlanmasını sağladı.
ü  Atatürk son olarak mirasının büyük bir kısmını Türk Tarih Kurumuna bağışlayarak tarihe ne kadar önem verdiğini gösterdi.

4. TARİHÎ OLAYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
·         Tarihî olayı değerlendirirken o dönemin şartları göz önünde bulundurulmalıdır.
·         Örneğin,
·         Çanakkale Savaşı’nı zor koşullarda kazanılması

5. TARİHÎ OLAYLARIN FARKLI BAKIŞ AÇILARIYLA DEĞERLENDİRİLMESİ
·         Tarihî olayların değerlendirilmesinde en önemli husus tarihçilerin olaylara tarafsız yaklaşmalarıdır. Tarihçi, olayları duygusal yaklaşımlarla açıklamamalıdır.
·         Bunun en önemli kanıtı, Mısırlılarla Hititliler arasında yapılan Kadeş Antlaşmasıdır. Kendi kaynaklarında; Mısır Firavunu II. Ramses, kahraman olarak tasvir edilirken Hitit kralı Muvattali savaşı kendisinin kazandığını iddia eder.

6. TARİHÎ BİLGİLERİN DEĞİŞEBİLİRLİĞİ
·         Tarihte mutlak değerler yoktur. Tarihçiler geçmişte yaşanmış tarihî olaylarla ilgili sürekli araştırmalar yapmaktadır. Bu araştırmalar sonucunda bulunan yeni bilgi ve belgeler, mevcut tarihî bilgilerin değişmesine yol açabilmektedir.
·         Örnek: Yapılan araştırmalar sonucunda ilk Osmanlı parasının Orhan Bey döneminde değil Osman Bey döneminde bastırıldığını göstermektedir.
1. TARİH YAZICILIĞININ GELİŞİM SÜRECİ
·         Yazının kullanılmaya başlanmasından sonra yapılan faaliyetlerin kayıt altına alınmasıyla da tarih yazıcılığı başlamıştır. (Örnek; Hititlerde anallar (yıllıklar), Köktürklerde kitabeler, Osmanlılarda vakayinameler, Ruslarda kronikler tarih yazıcılığına örnektir.)

TARİH YAZICILIĞININ GELİŞİM SÜRECİ 
Hikâyeci (Rivayetçi) Tarih:
·         En ilkel tarih yazma tarzıdır.
·         Hikâyeci tarihin öncüsü Heredot’tur.
·         Heredot yazmış olduğu Historia (Tarih) adlı eserinde Yunan tarihini ve komşu ülkelerin tarihini hikâye şeklinde anlatmıştır.
·         Anlatılan olaylar yorum yapılmadan verilir.
·         Hikâyeci tarihi masallardan ayıran özellik, bu türün yer ve zaman belirtmesidir.
Öğretici Tarih (Pragmatik, Faydacı)
·         Geçmişin olaylarından gelecek için ders çıkarma amacı güdülür.
·         Olaylar ve kişilerden ilgi çekici şekilde söz edilerek toplumun ahlaki bakımdan gelişmesi amaçlanır.
·         Yazar, mensup olduğu millete nasihatlar verir.
·         Öğretici tarih yazıcılığın ilk temsilcisi Thukydides, Peleponnes Savaşları’nın tarihini yazmıştır
Araştırıcı Tarih
·         Araştırma ve geliştirme yöntemleri kullanılır.
·         19. yüzyıldan itibaren bilimsel tarihçiliğin kullandığı yöntemdir.
·         Araştırmacı tarih olayların nedenlerini, gelişimlerini ve sonuçlarını sorulara cevap verecek şekilde anlatır.
·         Olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kurar.
·         XX. yüzyıldan itibaren gelişerek bilimsel özellik kazanan araştırmacı tarih, günümüz tarih anlayışının temelini oluşturur

2. TÜRKLERDE TARİH YAZICILIĞI
a) Osmanlılarda Tarih Yazıcılığı:
·         Osmanlı Devleti’nde tarih yazıcılığı devletin başarılarını ortaya koyar. Padişah ve diğer yöneticilerin hayatları, kahramanlıkları, siyasi ve askerî zaferleri anlatılır. Bu işleri yapan tarihçilere “şehnameci” denir.
·         XVIII. yüzyıldan itibaren Osmanlı tarih yazıcılığında Avrupa’nın etkisi görülür. Bu dönemde şehnamecilerin yerini “vakanüvisler” aldı. Resmî devlet tarihçisi olan vakanüvisler, daha önceki tarihî bilgileri değerlendirerek kendi dönemlerinde yaşanan olayları da yazdılar. Kişisel yorumlara pek yer vermediler.
·         İlk Osmanlı vakanüvisi Mustafa Naima Efendi’dir. Naima, tarihî olayları kronolojik olarak sıralayıp olaylara sosyolojik yorumlar da kattı.
b) Cumhuriyet Döneminde Tarih Yazıcılığı
·         Türk tarihinin kökenlerini eleştirel bir anlayışla ortaya çıkarmaya çalışıldı.
·         Türklerin kurmuş oldukları uygarlıklar ve bu uygarlıkların dünya medeniyetine katkıları belgelerle ispatlanmaya çalışıldı.


TARİHİN YARARLANDIĞI BİLİM DALLARI
1.        Coğrafya: Tarihî olayların tüm yönleriyle aydınlatılabilmesi için olayın yaşandığı mekânın coğrafi özelliklerinin bilinmesi gerekir.
2.        Arkeoloji: “Arkeoloji”, bir kazı bilimidir. Özellikle tarih öncesi dönemlerin aydınlatılmasında tarihe yardımcı olur.
3.        Kronoloji: “Kronoloji”, zaman bilimidir. Tarihî olayların zamanının belirlenmesinde ve sıralanmasında tarihe yardımcı olur. Olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kurar.
4.        Antropoloji: İnsan ırklarını fiziksel açıdan inceleyerek sınıflandırır. İnsanın iskelet, kafatası gibi fiziki özelliklerini inceleyerek insanlık tarihinin en eski dönemlerinin aydınlatılmasında tarihe yardımcı olur.
5.        Etnografya: Toplumların yaşayış, gelenek, örf ve âdetlerini araştırıp inceleyen bilim dalına “etnografya” denir. Özellikle belgelerin yetersiz olduğu durumlarda, etnografya biliminin verdiği bilgiler büyük önem taşır.
6.        Paleografi: “Paleografi”, eski yazıların okunmasını sağlayan bilim dalıdır. Her devirde ayrı yazılar kullanıldığından bu yazıların okunması önemlidir. Paleografya, tarih boyunca yazıların geçirdiği evreleri ve özellikleri inceler.
7.        Epigrafi: “Epigrafi”, anıtlar üzerindeki yazıları ve kitabeleri inceler. Böylece anıt veya kitabenin dikildiği dönemin sosyal, siyasi ve ekonomik özelliklerinin aydınlatılması konusunda tarihe yardımcı olur. Epigrafi, çalışmalarını filoloji ve paleografya ile birlikte yürütür.
8.        Diplomatik: “Diplomatik”; devletlerarası antlaşma, ferman, berat gibi vesikaları inceler. Devletlerarası siyasi ilişkiler, yapılan antlaşmalar konusunda tarihe yardımcı olur.
9.        Nümizmatik: “Nümizmatik”, eski paraların tanınması ile uğraşan bir bilim dalıdır. Paraların üzerindeki resim, şekil ve semboller sayesinde devletlerin siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik durumları hakkında bilgilere ulaşılabilir.
10.     Hukuk: “Hukuk”, insanların birbirleriyle ve devletle olan münasebetlerini düzenleyen kurallardır. Hukuk kurallarının incelenmesiyle toplumların siyasi, kültürel, ekonomik yapıları hakkında bilgilere ulaşmak mümkündür.
11.     Edebiyat: Edebiyat, tarih boyunca meydana gelmiş olayların, günümüze aktarılmasında tarihe yardımcı olur.
12.     Felsefe: Felsefenin tarihî olayları değerlendiren kolu ise tarih felsefesidir.
13.     Sosyoloji: Tarihî olayların geçtiği döneme ait toplum yapısı ve değer yargılarının bilinmesi, tarihî olayların doğru bir şekilde değerlendirilmesine yardımcı olur
14.     Filoloji : “Filoloji” dünya üzerinde var olmuş dilleri inceler. Dillerin benzer özelliklerini, akrabalık bağlarını araştırır. Göç hareketlerinin açıklanmasında, toplumların yakınlık derecelerini ortaya koymada tarihe yardımcı olur.
15.     Ekoloji: “Ekoloji”, çevre bilimidir. Çevre değişikliklerini ve bu değişikliklerin insan toplulukları üzerindeki etkilerini araştırır.
16.     Kimya: “Kimya”, tarihî buluntuların belirlenmesinde tarihe yardımcı olur. “Karbon 14” metodu sayesinde buluntuların hangi döneme ait olduğunu ve orjinalliğini kimyasal analizler sonucu tespit eder.
17.     Heraldik: “Heraldik”, armaları inceleyen bilim dalıdır. Armalarda yer alan semboller, kullanıldığı dönemin aydınlatılmasında tarihe yardımcı olur. 

2. ÜNİTE: UYGARLIKLARIN DOĞUŞU VE İLK UYGARLIKLAR
1. KONU: TARİH ÖNCESİ ÇAĞLAR
TARİH ÖNCESİ ÇAĞLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ
·         Geçmişte yaşanmış olayları incelemekte zorlanan tarihçiler, tarihi çeşitli dönemlere ayırarak incelediler.
·         Tarihî olayların aydınlatılmasında özellikle yazılı belgelerin önemi büyüktür. Bu nedenle tarihçiler, yazının bulunmasından önceki dönemler için “Tarih Öncesi Devirler”, yazının kullanıldığı dönemler için ise “Tarihî Devirler” ifadesini kullanmışlardır.

·         Tarih öncesi çağlar,
ü  İnsanlık tarihinin en eski, uzun ve karanlık dönemidir.
ü  Bu dönemde yazı kullanılmadığından yeterince bilgi ve belge mevcut değildir.
ü  Tarih öncesi dönemlerin aydınlatılmasında daha çok arkeoloji biliminden yararlanılmaktadır.
ü  Tarih öncesi çağlar insanların kullandıkları malzemelere göre Taş Çağı ve Maden Çağı olarak adlandırılmıştır.


a) Taş Çağı (MÖ 600.000-MÖ 5000) insanlık tarihinin en eski dönemi olan Taş Çağı; Eski Taş Çağı (Paleolitik), Orta Taş Çağı (Mezolitik) ve Yeni Taş Çağı (Neolitik) olmak üzere üç döneme ayrılır.
·         Eski Taş Çağı (Paleolitik-Kaba)) insanlık tarihinin en uzun evresidir. Bu döneme ait ilk yerleşim yerleri Fransa’daki Lasgue (Laskö) ve ispanya’daki Altamira mağaralarıdır. Türkiye’de ise Yarımburgaz(İstanbul) ile Antalya’da Karain, Beldibi ve Belbaşı mağaraları; Isparta’da Kapalıin, Hatay’da Mağaracık
·         Eski Taş Çağı’nın genel özellikleri şunlardır:
ü  Yerleşim yerleri mağara ve kaya sığınaklarıdır.
ü  Mağara duvarlarına av ve hayvan resimleri yaptılar.
ü   Çakmak taşlarının yontulmasıyla baltalar ve kesici aletler yaptılar.
ü   Klan (aile) şeklinde yaşadılar.
ü  Avcılık ve toplayıcılık temel geçim kaynaklarıdır.

·         Orta Taş Çağı (Mezolitik-Yontma) insanların taştan yapılmış aletleri daha da geliştirdikleri bir dönemdir. Özellikle kilden yapılan araç ve gereçler günlük hayatta kullanıldı. Ancak yine de Eski Taş Çağı’na benzer özellikler taşımaktadır. Bu döneme ait yerleşim yerlerine ait buluntulara Güney Tacikistan’da Kuldara Bölgesi’nde rastlandı. Türkiye’de ise Antalya’da Beldibi, Ankara’da Macunçay, Göller Yöresi’nde Baradiz ve Samsun Tekkeköy

·         Orta Taş Çağı’nın genel özellikleri şunlardır:
ü  Avcılık ve toplayıcılık temel geçim kaynaklarıdır.
ü  Çakmak taşından yapılmış (mikrolit) araç ve gereçleri kullandılar.
ü  Mağara duvarlarına yapılan resimleri geliştirdiler.
ü  Dönemin sonlarına doğru ateş bulundu.

·         Yeni Taş Çağı Yeni Taş Çağı’na ait buluntulara ilk olarak Ön Asya’da (Anadolu, İran, Suriye) rastlandı. Diyarbakır’daki Çayönü, Türkiye’de bilinen ilk köy yerleşim yeridir. Yine Konya’da Çatalhöyük ile Gaziantep’te Sakçagözü
·         Yeni Taş Çağı’nın genel özellikleri şunlardır:
ü  Kilden çanak çömlek ve küp gibi araç gereçler yaptılar.
ü  Toprağı işleyerek tarım yaptılar, üretici konumuna geçtiler.
ü  Su kenarlarına ağaç dallarından, kamıştan ve kerpiçten kulübeler yaptılar.
ü  Yerleşik hayata geçerek ilk köyleri kurdular.
ü  Köpek, koyun, keçi, sığır gibi hayvanları evcilleştirdiler.

·         b) Maden Çağı (MÖ 5000-MÖ 3500)
·         Ateşin kullanılmasıyla madenler işlenmeye başlandı. Maden Çağı, madenlerin bulunuş ve kullanış sırasına göre üç bölüme ayrılır:
·         Bakır Çağı insanlar tarafından kullanılan ilk maden bakırdır. Bu dönemde bakırdan silah ve kap kacaklar yapıldı. Altın ve gümüş, süs ve takı eşyalarının yapımında kullanıldı. Türkiye’de Bakır Çağı’nın yaşandığı bölgeler Çorum’da Alacahöyük, Denizli’de Beycesultan, Çanakkale’de Kumtepe ve Truva, Samsun’da ikiztepe
·         Tunç Çağı insanlar, bakır ve kalayı karıştırarak tunç madenini elde ettiler. Tunçtan yapılan aletler genelde tarım ve savaş aletleri yapımında kullanıldı. Bu dönemde ilk şehir devletleri kuruldu (Anadolu’da Hitit, Mezopotamya’da Sümer ve Akad). insanlar arasındaki ticari ilişkiler başladı. Türkiye’de Tunç Çağı’nın yaşandığı bölgeler Ankara’da Ahlatlıbel ve Kayseri’de Kültepe’dir.
·         Demir Çağı insanlar, doğada oldukça bol bulunan demiri işleyerek medeniyetlerin gelişmesine önemli katkılarda bulundular. Demir tarımda, günlük hayatta ve silah yapımında kullanıldı. Bu dönemde şehir devletlerinin yerini büyük devletler ve imparatorluklar aldı. Devrin sonunda yazının bulunmasıyla tarihî devirlere geçildi. Türkiye’de Demir Çağı’nın yaşandığı bölgeler Burdur Hacılar, Yozgat Alişar ve Çorum Alacahöyük’tür.
 
c) Tarih Çağları Yazının kullanılmasından sonraki dönemlere “tarih çağları” denir. Tarihin çok geniş bir ilgi alanına sahip olmasından dolayı çeşitli bölümlere ayrıldı. Çağların başlangıç ve bitiş tarihlerinde insanları etkileyen evrensel olaylar baz alındı.

2. TÜRKİYE’DE TARİH ÖNCESİ DÖNEMLERİN YAŞANDIĞI BÖLGELER • Alacahöyük (Çorum): Kazılar sonucunda dört ayrı kültür evresin-den kalma on dört yerleşim katı tespit edildi. Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig ve Roma dönemlerine ait buluntulara rastlandı.  Bulun-tular Anadolu Medeniyetler Müzesi Müzesi’nde sergilenmektedir.
• Çatalhöyük (Konya) : MÖ 7000 yıldan kalma bir kentin büyük bir bölümü ortaya çıkarıldı. Şehirdeki evler dörtgen duvarlı olup birbirine bitişik hâldedir. Şehirde sokaklar bulunmamaktadır. Ulaşım damlar üzerinden olmaktadır. Bölgede tarım yapıldı. Bölge 2012 yılında “UNESCO Dünya Miras Listesi”ne dâhil edilmiştir.
• Truva:  Truva’da yapılan kazılarda üst üste dokuz şehir kalıntısı bulundu. Truva, İlayda’da bahsedilen Truva Savaşı’nın gerçekleştiği antik kenttir. Antik kent, 1988’den beri UNESCO Dünya Miras Listesi’nde, 1996 yılından beri de millî park statüsündedir.
• Alişar (Yozgat): 1927 yılından beri yapılan kazılarda yedi yerleşim katına rastlandı. Bakır Çağı’na ait Hitit şehir devletlerinden kalan birçok buluntu elde edildi. Buluntular, Ankara Anadolu Medeniyetler Müzesi’nde sergilenmektedir.

7 Nisan 2020 Salı

Türklerin Tarihi


Türklerin Tarihi Pasifik'ten Akdeniz'e 2000 Yıl

  • Kuzey ormanlarından çıkıp geldiler, cesur, dağınık, marifetli ve henüz yolun başındaydılar. Önce bozkıra, sonra Çin içlerine ve sonra da sonu başı belli olmayan bir sel gibi garba doğru yayıldılar ...
  • Türkler adıyla tarihe geçen bu boylar, aileler ve kavimler bütünü batılıların gözüyle çoğunlukla barbarlığın simgesi olsalar da Orta Asya’nın yüksek uygarlıklarından birini ve bazen küçük devletlerinin bazen de devasa imparatorluklarının sınırları dahilinde kültürler arası barışı ve huzuru tesis ettiler. 
  • Bazen memluk, bazen efendi ve bazen de birbirlerinin en amansız düşmanıydılar. O en baştan beri inandıkları dinlerinden hiç vazgeçtiler mi, ne kadar Budist ne kadar Hıristiyan ne kadar Yahudi ve ne kadar Müslüman oldular? 
  • Tüm bu yüzyıllar boyunca tek arzuları, tüm o savaşlar, yağmalar, fetihler, din değiştirmeler ve sergilenen bilgelikler sadece barışa ve huzura kavuşmak için miydi?
  • Altay Türklerinde Ölüm, Orta Asya’da Kutsal Bitkiler ve Hayvanlar, Moğol İmparatorluğu Tarihi, Orta Asya: Tarih ve Uygarlık, Türklerin ve Moğolların Eski Dini’nden sonra ünlü Türkolog Jean-Paul Roux sizi 2000 yıllık tarih içinde bir yolculuğa, bildiğinizi sandığınız ya da hiçbir fikriniz olmayan olaylara, insanlara ve inançlara tanıklık etmeye davet ediyor.

Jean-Paul Roux (1925-2009)
                                                                Türklerin Tarihi kitabının arka sayfa metni, 
Jean-Paul Roux

6 Nisan 2020 Pazartesi

İSLAM MEDENİYETİNİN DOĞUŞU ve HZ MUHAMMED DÖNEMİ

İSLAM MEDENİYETİNİN DOĞUŞU
İslamiyet  Öncesi Arap Yarımadası
İslamiyet  Öncesi Arap Yarımadası’nın Doğal Yapısı
•       Arap yarımadası, Asya kıtasının güneyinde bulunan üç yarımadanın en büyüğüdür.
•       Arap yarımadası, eski zamanlardan beri Uzak Doğu ve Afrika ülkeleriyle, Akdeniz ülkeleri arasındaki ticaret yolu üzerinde bir köprü görevi yapmıştır.
•       Yarımadanın ortası çöllerle kaplıdır. Bu bölgeye Necid denir. Güney bölümüne Yemen, Batı bölümüne Hicaz adı verilirdi.

İslam öncesi Arabistan yarımadası

İslamiyet  Öncesi Arap Yarımadası’nın Siyasi Yapısı
•       Arabistan’nın farklı yerlerinde  Kabile devletleri vardı.
•       Kuzeyde: Nebati, Gassani, Tedmür, Lahmi, Hire ve Kinde
•       Güneyde: Main, Seba ve Himyeri devletleridir.
•       Hz Muhammed’in, İslam Devleti’ni kurmasına kadar yarımadada tarihi boyunca siyasi birlik sağlanamamıştır.

İslamiyet  Öncesi Arap Yarımadası’nın Ekonomik Yapısı
•       Araplar yaşam tarzlarına göre ikiye ayrılıyordu:
•       Yerleşik hayat yaşayanlar (Medeni=Şehirli)
•       Göçebe hayat yaşayanlar (Bedevi)
•       Yerleşik hayat yaşayanlar, şehirlerde oturduklarından  bunlara “Medeni’ çöllerde göçebe yaşayanlara da “Bedevi” adı verilmekteydi.
 
Bedeviler geçimlerini hayvancılıkla sağlarlar.
İslamiyet  Öncesi Arap Yarımadası’nın Sosyal Yapısı
•       Eşitsizliğe dayalı toplum yapısı vardır. Özgür Araplar, mevaliler (azad  edilmiş köleler) ve köleler vardı.
•       Kadına değer verilmiyordu. Kız çocukları bazı kabilelerde diri diri gömülüyordu.
•       Şehirde yaşayan Araplar genellikle tarım, ticaret ve şehir hayatının gerektirdiği mesleklerle meşgul oluyordu.
•       Bedeviler ise hayvancılıkla uğraşıyorlardı.

•       İslamiyet  Öncesi Arap Yarımadası’nın Din-İnanışı ve Kültürel Durumları
•       İslamiyet öncesinde, Arap yarımadasında putperestlik inancı egemendi.  Lat, Uzza, Menat  ve Hubel en büyük putlardır.
İslam öncesi Arabistan'da kabul gören bazı tanrıların temsili resmi

•       Arap yarımadasında Musevilik,  Hristiyanlık ve Hz. İbrahim’in inancının bir devamı olan Hanif’lik de vardı. (Sünni mezhebindeki Hanifilikten farklıdır)
•       Araplar yılın belli aylarında  putları ziyaret ederlerdi.  (Suk-u Ukaz panayırı gibi)
•       Kurulan panayırlarda spor karşılaşmaları, hitabet ve şiir yarışmaları da düzenlerlerdi.
•       Mekke, iktisadi, dini ve kültürel faaliyetleri ile önemli bir şehir özelliği taşımaktaydı. Araplar bu aylara “Haram Ayları’’ diyorlardı. Haram aylar denilen; Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep olarak ifade edilir.

Haram Aylar İslam'daki üç aylardan  (Recep, Şaban ve Ramazan) farklıdır.

•       Bu 4 ay boyunca cahiliye döneminde savaş yapmak yasaklanmıştır.

•       Buna rağmen bu dönemde yapılan mücadelelere Ficar savaşları denililirdi.
•       Kabe, İslam öncesi Cahiliye dönemde de kutsal mekan olarak sayılırdı.  Kabe’nin içine büyük putlar sergilenirdi. Muallakat (asılı)  denilen derece yapan şiirler Kabe’ye asılırdı.
 
Kabe, İslam öncesi devirde de kutsal kabul edilirdi..
•       Cahiliye dönem ne demektir?
•       İslam öncesi Arapların yaşadıkları döneme verilen addır.  Örf ve adetlerinin  geriliği nedeniyle bu ad verilmiştir.
•       Birinin işlediği suç diğer mensup olduğu bütün kabileye yüklenirdi(Kollektif suç).

İslam Öncesi Dünya’da durum
•       Asya’da durum: Orta Asya’nın büyük bölümüne Köktürkler egemendi. Köktürkler tek tanrılı bir din olan Gök Tengriye inanıyorlardı. Bu dönemde Çinliler  Köktürkler’i egemenlikleri altına almaya çalışıyorlardı. Bu arada Çinliler genelde Budizm inancına sahiplerdi. Japonya’da şintoizm yaygınken Sasanilerde (İran) Zerdüştlük  inancı hakimdi. Hindistan’da kast sistemi  nedeniyle siyasi birlik hem sağlanmamıştı hem de farklı inançta insanlar yaşamlarına devam etmekteydiler.

İslam öncesinde Asya'da bulunan siyasi güçler
•       Avrupa’da durum: Avrupa’da eşitsizliğe dayalı feodalite vardı.  Avrupa’nın batısında Papa liderliğinde Katolik mezhebi doğu Avrupa’da Bizans yönetiminde Ortodoks mezhebi yaygındır.

•       Papa Roma’da oturur. Ortodoks dünyanın merkezi  İstanbul’da Patrik otururdu.
•       Afrika’da durum: Afrika’nın  kuzeydoğu kesiminde Hristiyanlığı benimsemiş olan Aksum İmparatorluğu bulunuyordu.


•       Hz Muhammed ve  İslamiyet’in Doğuşu
•       Hz  Muhammed, 571 yılında, Nisan ayının 20’sinde, Mekke’de dünyaya geldi. Babası Abdullah, annesi Amine’dir.  Hz. Muhammed, doğmadan önce babası vefat etmişti. Dedesi Abdulmuttalip, himayesinde yetişen Hz. Muhammed 8 yaşına geldiğinde dedesini de  kaybetti. Amcası ve Hz. Ali’nin babası Ebu Talip’in yanında büyüdü.
•       Hz. Muhammed’in güvenirliği nedeniyle kendisine  “el-Emin” denilmekteydi. Hz Muhammed cahiliye adetlerini benimzememiş bu nedenle Nur dağındaki  Hira mağarasına gidip Hanif dinine göre ibadetini yapıyordu. 610’ da Cebrail adlı melek tarafından ona ilk vahiy geldi. 


Hz Muhammed'in soyu 
İlk göç (hicret) Habeş krallığına yapıldı.



•       Peygambere  ilk inanan Müslümanlar şunlardır:
1.       Hz Hatice
2.       Hz Ali
3.       Hz Ebu Bekir
4.       Hz Zeyd





•       İlk Hicret: Müslümanlara baskılar başlayınca 615 yılında Habeşistan (Aksum imparatorluğu) ’a ilk göç yapıldı.
•       Medineli müslümanlar 1. ve 2. Akabe Biatlarında önce  peygambere bağlı kalacaklarını daha sonra da peygamberi Mekke’ye davet ederler (622).



•       Putperest Arapların İslamiyet’e karşı çok şiddetli tepki göstermelerinin nedenleri:
1.       İslamiyet’in herkese inançta eşitlik getirmesi  ve kölelere de hür insanlara tanınan hakları vermesi.
2.       Tek Allah inancının yayılması ile Mekkeliler için büyük bir gelir kaynağı olan putperestliğin yasaklanabileceği endişesi.

•       HİCRET (GÖÇ)
•       Mekkeli puperest  Araplar, Müslümanlara karşı baskılarını artırınca, Hz. Muhammed Müslümanların Mekke’den  Medine’ye göç etmelerine izin vermiştir.
•       622’de meydana gelen bu olaya hicret denir.
Hicret'le İslam devleti Medine'de kuruldu.

•       HİCRETİN SONUÇLARI
1.       Medine’de İslam Devleti’nin temellerini atlmıştır.
2.       Müslüman takviminin (Hicri Takvim) başlangıcını oluşturmuştur.
3.       Eski adı Yesrib olan şehir, Hicret’ten sonra Medine olmuştur.
4.       Hz. Muhammed; Muhacir ve Ensar’ın ileri gelenlerini, Medine Yahudilerini ve Müslüman olmayan Arapları toplayarak Medine Sözleşmesi kabul edilmiştir.

•       Muhacir, göç edenler; ensar Muhacirlere yardım edenler anlamına gelmektedir.

•       Medine Sözleşmesi
1.       Dış saldırılara karşı  müslümanlarla müslüman olmayanların birlikte hareket edilecek
2.       Müslüman olsun olmasın herkesin eşit haklara sahip olacak.
3.       Herkesin can ve mal güvenliğinin sağlanacak.
4.       Savaşlara kimlerin katılacağına karar verme yetkisinin kendisine ait olduğu gibi yönetim esaslarını belirleyen hususlar belirtilmiştir.
5.       Anlaşmazlık olduğunda  düzeni sağlamak için hukuk düzeni oluşturuldu.

•       Medine Sözleşmesi önemi:
1.       İslam devleti güvenlik alanında kurumsallaştı.
2.       Peygamber İslam devletinin  hukuken başkanı, komutanı ve başyargıcı haline geldi.
3.       Medine sözleşmesi  İslam tarihini ilk anayasası sayımaktadır.
4.       Ayrıca Mescid-i Nebevi adıyla  yapılan mescit yanına Suffe denilen eğitim işlerinin yürütüleceği bölüm de eklendi.
5.       Medine şehrinde ilk belediyecilik  uygulandı.
"Yesrib" şehri hicretten sonra adı Medine oldu.
Medine şehrinden temsili resim.


•       Bedir Savaşı 624
Bedir savaşı Bedir kuyusu etrafında oldu.
•       Müslümanlarla, Mekkeli Araplar(putperest) arasındaki ilk savaştır.
•       Hz. Muhammed  350 kişi ile 1000 kişilik müşrikleri yenmiştir
•       Bedir Savaşı sonuçları
1.       Müslümanlar ilk askeri başarılarını kazanmışlardır.
2.       ilk kez ganimet paylaşımı uygulaması yapılmıştır (Bundan bütün İslam Devletleri’ne örnek olacaktır). Ganimetle ilk savaş hukukunun temeli atılmıştır.
3.       İslamiyet daha hızlı yayılma olanağı bulmuştur.
4.       Hicaz yolu güvenliği sağlanmıştır.
5.       Okur yazar mekkeli on kişiye  okuma yazmayı öğretme karşılığında serbest bırakılması eğitime önem verildiğini gösterir.

•       Uhud Savaşı 625
•       Mekkelilerin Bedir’de uğradıkları yenilginin öcünü alarak, Müslümanların Şam ticaret yolundaki etkinliğini kırmak istemeleri bu savaşın nedenidir.
•       Hz. Peygamber Uhud Dağı’na yerleştirdiği  okçulara ne olursa olsun bulundukları bölgeyi terk etmemelerini söylemiştir.  Yerlerini terk etmeleri savaşı kaybetmelerine yol açmıştır.

•       Hendek Savaşı 625
•       Müslümanların Hicret’ten beri yaşadığı ve geliştiği Medine’ye saldırıp, onları tamamen ortadan kaldırmayı düşündüler.
•       Müslümanlar, Selman-ı Farisi adlı İranlı bir Müslüman’ın önerisi ile Medine’nin etrafını hendeklerle kazdılar.
•       Bu savaşı Müslümanlar kazandı.

•       Hudeybiye Antlaşması 628
•       628’de Hz. Muhammed  Müslümanlarla birlikte Hac görevi Mekke’ye doğru yola koyuldular.
•       Ama Mekkeliler, Müslümanları böyle hazırlıksız yakaladıkları için savaşmaya hevesli görünüyorlardı.
•       Bunun üzerine Hz. Muhammed , yanında bulunan 1500 kişiden “ölünceye kadar kendisi ile birlikte savaşacaklarına” dair biat (söz) aldı.
•       İslam tarihinde buna Rıdvan Biatı denir. Bu durum Kureyşliler’in moralini ve azmini bozdu.
•       Böylece iki taraf arasında bir antlaşma imzalandı.

•       Antlaşmanın maddeleri şunlardır;
1.       İki taraf on yıl birbirleriyle savaşmayacaklardı.
2.       Reşid olmadan Müslüman olanlar, Medine’ye alınmayacak; Mekke’ye sığınan Müslümanlar ise geri verilmeyecekti  (anlaşmanın eşit şartlarda yapılmadığını gösterir).
3.       Hz. Muhammed ve beraberindekiler gelecek sene hac yapacaklardı.
4.        Taraftarları olan kabilelere askeri yardımda bulunmayacaklardı.
•       Antlaşmanın önemi,
1.       Mekkeli Müşrikler Müslümanların varlığını  hukuken ve resmen  ilk kez kabul etmişlerdir.
2.       Bu antlaşma, İslamiyet’in Mekke’de daha hızlı yayılmasına olanak sağlamıştır.
3.       Antlaşma başlangıçta Müslümanların aleyhine gibi görünse de sonradan Müslümanların lehine olduğu anlaşılmıştır. Müslümanlara sığınamayan Mekkeli Müslüman gençler, Mekke kervanlarını vurmaya başlayınca, Mekkeliler 2. maddenin kaldırılmasını talep etmişlerdir.

Günümüzde Hayber
•       Hayber’in Fethi 629
•       Hayber, Medine - Şam ticaret yolu üzerinde Yahudi yerleşim merkezidir.
•       Müslümanlar burayı alarak Yahudilere son vermişlerdir.
•       Sonuçları:
1.       Mekkelilerin ticaret yolları müslümanIarın kontrolüne girmiştir.
2.       Müslümanların ilk tarruz (saldırı) savaşıdır.



•       Mute Seferi 629
•       Suriye’de bulunan Bizans’a bağlı Hristiyan Gassani’lerine İslamı davet etmek için elçisinin öldürüldüğü haberi üzerine sefer yapılmıştır.
•       Müslümanların Bizans’la yaptığı ilk savaştır.
•       Halid bin Velid Müslüman orduyu tekrar toparlayıp geri dönülmüştür.
Mekke'nin fethinden sonra da başkent
olarak kalacak Medine şehri



•       Mekke’nin Fethi 630
•       Mute yenilgisinden sonra Hudeybiye Antlaşması şartlarına aykırı olarak Mekkelilerin Müslüman baskılarını artırmaları üzerine  on bin kişilik bir ordu ile  Mekke alınmıştır.
•       Mekke fethi sonuçları
•       Mekke fethi savaşsız yapılmıştır. Kabe’deki putlar ise yıkılmıştır.
•        Bu fetih ile birlikte Arabistan’da siyasi birliğin sağlanamsı önündeki en büyük engel kaldırılmış oldu.




•       Taif Seferi 631
•       Huneyn Savaşı’nda Müslümanlara karşı bütün güçleri ile savaşan Taifliler üzerine sefere çıkılmış, fakat şehir alınamamıştır.
•       Bir yıl sonra Taifliler kendi istekleriyle İslamiyete girmişlerdir.
•       Hz. Muhammed’in Arabistan yarımadası içerisindeki son seferidir.

•       Tebuk Seferi 631
•       Bizans İmparatoru Heraklius’un büyük orduyla Arabistan üzerine çıkacağı haberi üzerine  yapılan seferdir.
•       Arabistan dışına yapılan ilk sefer olup haberin asılsızlığı üzerine  geri dönülürken Arap kabilesi Gassanilerin İslamı benimsemesiyle sonuçlanır.
•       Bu sefer Hz Muhammed’in son seferidir.

•       Veda Haccı ve Hutbesi 632
•       Son görevini yapan peygamber hutbede  (nutuk=konuşma) şu konulara dikkat edilmesini istedikten kısa süre sonra vefat etmiştir:
1.       Can, mal ve namus kutsaldır.
2.       Emane ihanet etmeyiniz
3.       Kan davası ve faiz İslam’a uygun değildir.
4.       Kadınlara değer veriniz.
5.       Hiçbir insan diğerinden üstün değildir.
      6.       Suçlarda bireysellik vardır. Kollektif suç  yanlıştır.

AKIL OYUNLARI FİLMİNİN ELEŞTİRİSİ

  Film Hakkında Kısa Bilgi:  Akıl Oyunları  ( A Beautiful Mind ), Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Amerikalı matematikçi  John Nash’in  hayatına d...