KİTAP ÖNERİLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KİTAP ÖNERİLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2023 Cuma

Yükümlülükler Üzerine

 

Marcus Tullius Cicero

·         Cicero’nun ölmeden önce yazdığı son teknik kitabı sayılır. Yaşadığı dönemin Romalılarına yükümlülük(görev, hizmet,onur) ile ilgili bilgiler verir.

·         Halkın beğenisini kazanan yöneticilerin kişisel çıkarlarını devlet, toplum ve kanun önünde yükümlülüklerini yerine getirmemeleri üzerinde durmuştur.

·         Cicero, Atina’da eğitim gören oğlu Marcus’a mektup şeklinde yükümlülüklerin iki kaynağından birinin Yunan felsefesi diğerinin ise Roma geleneği olduğunu yazar.

·         Ona göre; hayatta ahlaken doğru olan her şey yükümlülüğün yerine getirilmesinden, yanlış olan her şey ise yine yükümlülüğün es geçilmesinden kaynaklanmaktadır.

·         Stoacı felsefeci Panaetius’un aynı adlı eserinde “yararlı olan ile ahlaken doğru olan çatışırsa ne olur?” sorusunu Cicero da genişleterek işler.

·         “Devlet savaş meydanında bile ahlaklı olmalı, savaş kurallarını bozmamalıdır” diye düşünür.

 ·         Bu kitapta daha çok özdeyiş şeklinde cümleleri alıntılamaya çalıştım.


I.Kitap

·         Oğlu Marcus’a felsefenin ilkeleri ve kurallarıyla bilgi anlamında gelişirsin. Hitabet (retorik) yeteneğini de geliştirmelisin.

·         Acıyı kötülük sayan biri hiçbir şekilde cesur olamaz, keza hazzı en yüce iyi sayan biri de ölçülü olmaz.

·         Yükümlülük, iyi şeylerin sınırına, diğeri uygulaması yaşamın her alanında onaylanabilir olan ilkelerin önemine ilişkindir.

·         Panteius’a göre; yükümlülük ile ilgili karar almanın üç yolu vardır:

1.      İnsanlar akıllarına düşen bir şeyi yaptıklarında ahlaken doğru mu yoksa yanlış mı olacağına karşıt fikirler

2.      Alınan kararın yaşamda yarar ve memnuniyet verici olacak mı?

3.      Açıkça yararlı görülen bir şeyin ahlaken doğru olan başka bir şeyle çatışması durumudur.

Marc Antonie Fulvie'nin karısı, kocasının
emriyle idam edilen Cicero'nun
kesilmiş başıyla oynuyor.
 

·         Doğa en başından beri her canlı türüne belli özellikler vermiştir. İnsan ile hayvan arasındaki en önemli fark hayvanın güdüleriyle hareket etmesine karşın insanın aklını kullanmasıdır. İnsanın özelliklerinden biri de gerçeği araştırmak ve incelemektir. İnsanın egemen olma iştahı da vardır: Ancak buyrukları adil ve meşru olmayan birine boyun eğmez.

·         Ahlaken doğru olan her şey dört unsurun birinden doğar:

1.      Kişinin gerçeği kavramasında ve pratik zekâsında

2.      İnsanlar arasındaki birlikteliğin gözetilmesinde, insanın kendisini bu birlikteliğe adamasında ve yaptığı anlaşmaya sadık kalmasına

3.      Ele geçirilmememiş va bastırılmamaış asil zihnin yüceliğinde ve gücünde

4.      Ilımlılığın ve ölçülülüğün egemen olduğu düzene ve ölçüye uygun olarak yapılan veya söylenen her şeyde bulunur.

·         Her kimse kendi payına düşenle yetinmek durumundadır, kim başkasının mülkünden kendisine pay isterse, insan birlikteliğinin bir yasasını ihlal etmiş olur.

·         Adaletsizliğin iki türü vardır:

1.      Biri zarar verenlerin

2.      diğeri başkalarına haksızlık yapılmasına engel olabilecekken bunu gerçekleştirmeyenlerin adaletsizliğidir.

·         Bir çok insan yönetim kademesi paye ve şöhret arzusuna esir olduğu için adalete kayıttsız bir hale gelir. Yunanlı filozof Ennius der ki: “Ne kutsal birliktelik kaldı krallıkta, ne de güven.”

·         Cicero, Gaius Julius Caesar’ı kişisel hırsları için devlet ve topluma zarar veren olumsuz bir örnek olarak gösterir: Ahlaken yanlış olan hiçbir şey yararlı görünse  bile aslında yararlı olmayacağını belirtir.

·         Adalet ilkin kimseye zarar vermeyecek, sonra yararlara hizmet etmelidir.

·         Devlette savaş huku gözetilmelidir: İki tür uzlaşmazlık vardır. Biri tartışmayla ilerlerken diğeri kaba kuvvetledir. Biri insana özgü iken siğeri vahşilere özgüdür. İnsan ilkini kullanamadığında ikincisine başvurmalıdır. Burada Cicero, Caesar ile Pompeius arasındaki iç savaşta uzlaşma aramaya vurgu yapmaktadır.

·         Bir kişiyle savaş ile düşmanla savaş  farklı yapılır: Rakiple mücadele görev ve makam içinken düşmanla savaş onur içindir.

·         Düşmana verilen sözlerin yerine getirilmesi gerektiği konusunda Regulus adlı Romalı yöneticiyi örnek gösterir. Regulus, Kartacalıların eline esir düşer. Kartacalıların iletisini Roma’ya iletmekle görevlendilir. Roma öneriyi reddetse de Regulus,  sözünü tutarak geri döner ancak Kartacalılar tarafından öldürülür.

·         Haksızlık iki şekilde gerçekleşir:

·         kaba kuvvetle ki (aslana özgü ifade edilir)ya da hilekarlıkla (tilkiye benzetilir) ancak ikisi de insana özgü değildir.

·         İyilik de kişinin yapabileceklerini aşmamalıdır. Bu da adaletin diğer bir yüzüdür. Cömertlik de hak edildiği ölçüde sergilenmelidir. Minnettarlığın karşılığını verme yükümlülüğü zorunludur. Karşılıklı iyilik yapılmasından doğan bağ önemlidir. İyiliklerin karşılıklı ve istenilerek yapılması sarsılmaz dostluk başlatır.

·         Hiçbir birlikteliği devletle birliktelikten daha önemli ve değerli görmez.

·         Adaletten yoksun olan hiçbir şey ahlaken doğru olmaz.


·         Cahil kalabalığın hatasıyla ödüllendirilen insan büyük insanlar atasında sayılmaz. Ruhu şöhret arzusuyla yükselenin haksızlık yapmaya sürüklenmesi kolaydır.

·         Filozoflarla kralların amacı aynıdır: Hiçbir şeye muhtaç olmamak, kimseye boyun eğmemek ve istediği gibi yaşamak yani özgür olmaktır.

·         Cicero’ya göre barış dönemlerindeki başarıların savaş dönemlerindeki başarılardan daha önemli olduğunu örnekle belirtir. Themistocles’in askeri başarısı olsa da Solon’un yaptıklarının ülkesi için önemli olduğunu yazar.

·         Devlet görevi üstlenecek olanlarda Platon’un da öğüdüne uyarak iki özellik olduğunu yazmıştır.

1.      Vatandaş için neyin yararlı olduğuna dikkat etsinler, kendi çıkarlarını dikkate almasınlar.

2.      Halkın bir bölümünün önemsenip diğer kısmının es geçilmesi kamu güvenliğini tehdit eder.

·         Hiçbir yasaklama ve cezalandırma aşağılayıcı olmamalıdır. Burada devletin yararı gözetilir. Ceza da suçtan daha ağır olmaması gerekmektedir. Aynı nedenden ötürü biri cezalandırılırken diğeri mahkemeye çağrılmama durumu olmamalıdır.

·         Her eylem kabalıktan ve dikkatsizlikten uzak olmalıdır. Kimse açıklayamayacağı bir şeyi yapmamalıdır.

·         Her arzu kontrol altında tutulmalıdır.

·         Gülmecenin iki türü vardır: Biri kaba ve küstah diğeri kibar ve zekicedir.

·         Hayvanlar haz dışında bir şey hissetmezler, güdüleri bu yönlüdür. İnsan aklı öğrenme ve düşünme yoluyla beslenir.

Athena
·         Minerva’nın(Yunan mitindeki Athena)  isteği olmadan doğayla çelişip çatıştığında hiçbir şey doğru olmaz.

·         Başkalarının doğasını taklit edip kendi doğasından vazgeçiyorsan tutarlı olamazsın.

·         Yunanlı kahraman Hercules uzunca düşünüp kendisi için iki yol olup şu sonuca ulaşmıştır: Ya hazzın yolu ya erdemin yolu takip edilir.

·         Atalarımızın hatalırını devam ettirmemeliyiz. Taklit olursa kendinle tutarlı olamazsın.

·         Gençler, zihinlerini rahatlatmak ve kendilerini keyifli olmak istediklerinde bile ölçüsüzlükten uzak durmalıdır. Gösteriş için her çağ için rezillik ancak yaşlılıkta ahlaksızlıktır.

·         Şehvetli duyguların ölçüsüzlüğü nüfuz ederse kötülük katlanır. Yaşlı kişi böyle durumda kendine leke sürmüş olur.

·         “İki tür güzellik vardır, birinde cazibe, diğerinde ağırbaşlılık ön plandadır. Cazibe kadınsı, ağırbaşlılık ise erkeksidir.” diye düşünür.

·         Konuşulan kişilere saygı gösterilmeli ve onlarla birlikteyken kiyifli görünmeye çalışılmalıdır.

·         Ev sahibi (edindiği evin sahibi) eviyle değil; ev, ev sahibiyle onurlanmalıdır.

·         Girişilen her eylemde üç hususa dikkat edilmelidir.

1.      Güdü akla boyun eğmelidir. Başka hiçbir şey kişinin yükümlülüğünü daha iyi koruyamaz.

2.      Ulaşılmak istenen hedef daima akılda tutulmalıdır.Böylece gerekenden daha fazla çaba gösterilmemiş olur.

3.      Özgür bir birey olarak görünüşümüzü ve saygınlığımızı etkileyecek her şeyi ölçülü yapmalıyız.

·         Sağduyu için ölçülülük, ılımlılık ve benzeri erdemler gereklidir.

·         İnsanlar karar alırken tereddüt etmeleri, bilgili ve deneyimli kişilere danışmaları tuhaf değildir.

·         Bazı esnaflar alçaltıcı zanaatla meşguldür.

 

II.Kitap

·         İnsanın yararlandığı güç ve zenginlikle ilgili yükümlülük türleri vardır. Bu bağlamda neyin yararlı neyin yararlı olmadığı; yararlı ve yararsız olanların içinde en yararlı ve yararsız olanlar da vardır.

·         Devlet kendisini teslim ettiği insanlar tarafından uzun süre yönetilince Cicero kendisini felsefeye vermiştir. Tek bir adam her şeyi yönetmeye başlayınca sahneden çekilmeye çalışır.

·         Roma’nın kuruluşundaki gibi ayakta kalmasını diler. Bazıları ona göre devleti değiştirmek değil tamamen dönüştürmek istemektedirler.

·         Felsefe bilgelik uğraşından başka bir şey değildir. Bilgelik de tanrısal ve insani her şeyin hatta onları idare eden nedenlerin de bilgisidir.

·         Filozoflar gerçekten birbirine karışmış üç kavramı birbirinden ayırıyorlar.

1.      Adil olanın aynı zamanda yararlı olduğunu düşünüyorlar.

2.      Ahlaken doğru olan adildir.

3.      Dolayısıyla Ahlaklı olan da yararlıdır.

·         Genellikle bazı uyanık ve düzenbazlar sahtekarlığı da bilgelik kabul ederler.

·         Erdemin temel niteliği insanların gönlünü kazanmak ve onların yararına adanmaktır.

·         Erdemin üç hususu vardır:

1.      Her durumda neyin doğru ve uygun olduğu, neyin takip edileceği bilmektir.

2.      Güdülerin akla boyun eğmesidir.

3.      İnsanlarla ılımlı ve bilgili şekilde  onların çabasıyla doğanın gerektirdiği ihtiyaçları gidermektir.

·         İnsanlar başkalarını onurlandırmak isterler, bunu da iki nedenle gerçekleştirirler: , bunu da iki nedenle gerçekleştirirler:  onun gücünden korktukları için ya da en iyi talihi hal ettiğini düşünmüş olmalarındandır.

·         Ennius şöyle söyler:

Quintus Ennius: 
Latin şair, Cİcero eserlerinde sözlerini alıntılar.

İnsanlar korktukları kişilerden nefret ederler,

Her kim ki birinden nefret eder, onun ölmesini ister.”

·         Yasalar asla belli bir güç veya kişi altında ezilmemelidir.

·         Korkunun baskısını hisseden hiçbir büyük güç uzun ömürlü olamaz.

·         Güven iki şekilde tesis edilir: Adalet ve sadakattir.

·         İnsanlar, seçkin ve olağandışı erdeme sahip olduğunu gördükleri kişilere saygı gösterip değer verirler. Hiçbir erdem, cesaret ve güç görmediklerini ise hor görürler.

·         Hırsızların bile gözetip boyun eğdikleri kendi yasaları vardır. Romalılara göre Bardulis ve Viriathus haydut olsalar da elde ettikleri ganimetleri adaletli dağıttıkları için güçlüdürler.

·         Yasalar daima eşitliği gözetmelidir. Aksi halde bu yasa yasa olmaktan çıkar.

·         İki tür konuşma vardır: Biri söyleşi diğeri tartışmadır; tartışmanın yani etkili konuşmanın  şöhret üzerindeki etkisi etkisi fazladır. Konuşmanın iki türü vardır. Biri suçlama diğeri savunma üzerinedir.

·         Ennius şöyle söyler: Yanlış yerde yapılan doğru işlerin, yanlış yapıldığını düşünüyorum.Takdir edilmeyi bilen insana yapılan yardım hem onda hem başkalarına meyve verir.

·         Cicero talihli insanlar yerine iyi insanlara iyilik yapılmasını düşünür. Marathon savaşının komutanı Themistocles’e sorarlar; kızını fakir ancak dürüst biriyle mi zengin ancak iyi anılmayan biri ile evlendirmek istersin? Cevabı şöyledir: Ben parasız adamı, adamsız paraya tercih ederim.

·         Devleti idare edecek birinin dikkat edeceği en önemli durumun kimin hakkı varsa onu korumaları ve vatandaşlara ait mal varlıklarını azaltmamasıdır. Devlet, bireylerin malvarlığını güvencede tutmalıdır.

 

III.Kitap

·         Cato’nun, Africanus adını alan Scipio’nun söylediği belirttiği söz vardır: Serbest olduğum zaman asla az serbest olmam, yalmızken de asla az yalnız kalmam.

·         Cicero, hizmetlerden geriye kalan serbestliği arıyor, bunun için kendisine zaman ayırıyor, insanlarla birarada olmaktan ve konuşmaktan kaçarak kendi yalnızlığına sığınır.

·         Paneteius, insanların yükümlülük konusunda üç başlık belirler:

1.      İnsanlar izledikleri yolun ahlaken doğru yoksa yanlış mı olduğu konusunda tereddüt eder.

2.      Yolun yararlı mı yoksa zararlı mı olduğudur.

3.      Ahlaken doğru görünen yolun yararlı görünen yolla çatışması ve insanın iki yol arasında kalmasıdır.

·         Ruh yüceliği ve asaleti, dostluk, adalet ve cömertlik, yaşamdan ve zenginlikten iyidir.

·         Yararlı görünen bir şeyi her daim ahlaken doğru olandan ayırmak erdemli olmayan insanların en büyük hatasıdır. Buradan da zehirler, yalan tanıklıklar, zimmete para geçirmeler, soygunlar, müttefik ve vatandaşların yağmaları; burdan yayılan aşırı zenginlik, yayılmaması gereken güçlerdir.

·         Lydia’nın ilk kralı Gyges’in nasıl kral olduğu miti anlatılır: Gyges, yağmur nedeniyle kayganlaşan toprak yarığına girince bronz at görerek ordaki kapıdan içeri girmiş, orda ölü bir insanın parmağındaki altın yüzüğü kendi parmağına takınca görünmezlik zırhına bürünerek hem efendisi olan kralı öldürmüş hem de kendisine rakip olabilecek kişileri de yok etmişti. Cicero can alıcı soruyu sorar. Zenginlik, güç, despotluk veya şehvet uğruna yaptığınız bir şeyi kimse bilmeyecel olsa bile yine yapar mıydınız?

·         Chrysippus der ki yarışmada koşan sporcu kazanmak için en iyi şekilde mücadle etmeli ve kendisini zorlamalıdır. Ancak yarıştığı kişiye çelme takmamalıdır.

·         Yararlı görülen her şey; onur, zenginlik, haz vb dostluğa tercih edilmemelidir. İyi bir insan dostunun iyiliği için de devletine aykırı harekette bulunmamalıdır.

·         Themistocles, Lacedaemonialıların kendilerine saldırıları karşısında gizlice donanmalarına darbe indirerek Spartalıların zayıflatılmasına karşı çıkılmıştır. Çünkü ahlaken yanlış olan yararlı düşünülse de yararlı değildir.

·         Ölçülülük şehvetin düşmanıdır. Şehvetli arzular da hazzın can yoldaşıdır.



                     Cicero, “Yükümlülükler Üzerine”,(çev. C.Cengiz Çevik),İş Bankası Yay. İstanbul:2023

20 Haziran 2023 Salı

İNSANLIĞIN YILDIZININ PARLADIĞI ANLAR Kitap Özeti Stefan Zweig

STEFAN ZWEİG 1881-1942



       ·         Avusturya- Macaristan doğumludur. Zamanında en ünlü yazarlarından biridir. Dönemi Almanya’nın Hitler’in adlandırmasıyla III. Reich yani Alman imparatorluğu’dur. Hitler’in yükselmesi nedeniyle Yahudi kökenli yazarların eserleri yakılmaktadır. Zweig, Siyonizm’in liderlerinden Theodor Herzl ile yakın ilişki kursa da Alman ırkçılığı nedeniyle Zweig 1934’te İngiltere’ye daha sonra 1941 senesinde Brezilya’ya göç etmiştir.

·      ·  Zweig, felsefe doktorasının olmasının yanı sıra İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Latince ve Yunanca da bilmektedir.

·         Hitler’in getirdiği düzen ve karamsarlık onun depresif kişiliğe yakalanmasına neden olmuş 22 Şubat 1942’de ikinci eşi Yahudi Lotte ile birlikte intihar etmiştir.

1.       Ölümsüzlüğe Sığınış / Vasco Núñez de Balboa (1475-1519)

·         Bu kısım Kolomb’un Amerika’yı keşfiyle başlar. Keşiflerin bazı sonuçları anlatılır.

·         Espanola (Hispaniola, günümüz Haiti ve Domingo tarafları)  valisi keşiflerle zenginleşmek için yenidünyaya gelenlerle uğraşmaktadır.

·         Nunez de Balboa, Martin Fernandes de Enciso’yu kovar. Nunez de Balboa, vali Nicuesa’yı da kovup bu adam boğdurulur. Enciso’nun şikâyeti ile Nunez de Balboa zor durumda kalacaktır. Nunez de Balboa’ya göre “başarı her cinayeti haklı çıkarırdı”. Nunez de Balboa, yerli kabilelerin birinin lideriyle (Reis Careta) arasını iyi yapar. Bu sefer Nunez de Balboa’nın etkinliği artınca yerlilerin en büyük kabile reisi Comagre ile de görüşür. Comagre’nin kendisine 4.000 ons altın vermesi (daha fazla altına sahip olma konusunda) onu hırslandırır. İnsanlığın gözdesi sarı metal olan altına ulaşmak için tehlikeli bir yolculuğu göze alır.

 Vasco Núñez de Balboa 


·         Nunez de Balboa, elde edeceği altınların bir kısmını Espanalo’ya (İspanya hükümetinin bölgedeki merkezi ) gönderirse asi olarak anılmaktan kurtulacaktı. Kıta İspanya’sına Kolomb’un bile elde edemediği hazineğini ele geçireceğini bildirse de Martin Fernandes de Enciso, kendisini bölgeden kovması nedeniyle Nunez de Balboa’yı mahkûm ettirir. Nunez de Balboa, bu sefer de ceza affedilir diye haydut diye anılan “desperado”larla maceraya atılacaktır.

·         Nunez de Balboa, yerlilerin desteği ile yağmur ormanlarını yararak, sıcak ve yağmurları aşarken rakip yerlileri elindeki o dönem için güçlü sayılabilecek silahlarla mağlup eder. Mağlup edilen iş birliğini reddeden yerli kabilelere sömürgecilerin gerçek yüzünü gösterdi. Elleri bağlı suçsuz olan onlarca insan vahşi köpeklere parçalattırıldı.

·         Nunez de Balboa, Pasifik (Büyük) okyanusu gören ilk Avrupalı olur. Balboa’nın yaptığı fetih, kayıt altına alınır. Dağlardan pasifiğe inen ilk inen kişi Alonzo Martin adlı kişi olur.

·         Nunez de Balboa, “İspanya krallığı tacı adına bu denizlere, topraklara el koyuyorum.” der ve bu cümle kayıt altına aldırılır. İspanya adına yapılan fetih hareketinden sonra zenginleşmeye de sıra gelir. 1514’lerde İnka krallığı’nın (1438-1533) hazinesinin bir kısmı da ele geçirilecektir. Asi Balboa ve maceraperestler Balboa, İspanya tahtı adına ganimetin beşte birini gönderince ilah gibi görülür. İspanya kralı tarafından kendisine “Pasifik Okyanusu Amiralliği” unvanı verilir.

·         Nunez de Balboa’nın başarılarını anlattığı mektup öncesinde; zenginlikten ve düzensizlikten bahsettiği mektup nedeniyle düzeni sağlamak için Pedrarias (Pedro Arias de Avila), donanmayla yardıma ulaşır. Pedrarias (Pedro Arias de Avila, 1440-1531, İspanya’nın Nikaragua valisi ) olağanüstü yetkiyle Balboa’yı bile yargılayabilirdi. Pedrarias, Balboa’yı göstermelik olarak affeder kızını onunla nişanlar ancak Balboa’yı da kıskanmaktadır.

·          Nunez de Balboa, Pedrarias’ın etkisinden kurtulmak için yeniden maceraya atılır. Bu sefer kendisine gemi de yaptırmak istemektedir. Ancak fırtınalar ve nehir yükselmesi nedeniyle amacına ulaşamaz. Bu başarısızlık nedeniyle Peru’ya Francisco Pizarro(1531-33) ulaşacaktır. Şansın insana birden fazla güldüğü pek görülmez.

Francisco Pizarro

·         Pedrarias (Pedro Arias de Avila), Nunez de Balboa’ya kendisiyle görüşmesi için çağırır. Zavallı Balboa, kendisine yardım edileceğini zannedip davete icabet eder. Francisco Pizarro, Balboa’yu karşılamak için değil tutuklamak için gelmiştir. Nikaragua valisi Pedrarias (Pedro Arias de Avila) Balboa’nun boynunu vurdurarak kendisine göre isyan olayı çözülmüştür. Böylece Dünyayı çevreleyen iki okyanusu insanlık tarihinde ilk defa gören gözlerin ışığı sönmüştür.

 

2.       





2. Bizans’ın Fethi/ II. Mehmet (1432-1481)

·         5 Şubat 1451’de. (İslam Ansiklopedisi’ndeki makalesinde Halil İnalcık’a göre 10 Şubat 1451) babası olan II. Murat’ın öldüğü haberi Manisa’da sancakbeyi olan Şehzade Mehmet’e Çandarlı Halil Paşa tarafından ulaştırılır. Şehzade İstanbul’a zorlukla karşılaşmadan ulaşıp tahta geçer.

·         Yazar, Sultan II. Mehmet’i; verdiği kararlardan dönmeyen biri, acımasız olarak tasvir etmektedir.  Buna kanıt olarak kardeşini (İsfendiyaroğullarının kızından doğma şehzade Küçük Ahmet’in sekiz yaşında) boğdurtarak öldürülme emrini verip kardeş katlini başlatması gösterilir. II. Mehmet, bir Caesar (Gaius Iulius Caesar, Sezar; Romalı ünlü hatip, konsül ve dictator)  kadar acımasız ve Roma’yı latince okuyacak kadar da sanatsever gösterilir. Diğer kaynaklarda sultanın Yunanca, Slavca, Arapça, Farsça, Keldanice, İbranice ve Latince bildiği belirtilmektedir.

Rumeli hisarı

II.Mehmet



·         Son imparator Konstantin Dragos (son Doğu Roma imparatoru XI. Konstantin/1449-1453) başta göstermelik olarak oturmaktadır. Ayasofya (kutsal bilgelik anlamına gelip Jüstinyen tarafından 527’lerde inşa edilir) son büyük kilise- katedral ve bazilikadır. Konstantin, Ortodoks ve Katolik kiliselerini birleştirmeye teşebbüs etse de başarılı olamaz.

·         Kitaba damgasını vuran cümle sarfedilir: “Savaşa hazırlanan bütün diktatörler hazırlıklarını tamamlayıncaya kadar barıştan söz ederler.” Diktatör sözcüğü; kadar zorba veya gücü kendinde toplamış anlamına gelse de bu sözcük Roma döneminde emir veren, olağan dışı yetkisi olan kişi olarak düşünülür. Yazarımıza göre sultan her ne kadar birinci anlamda kullanılsa da sultan gerçekte kendini Roma imparatoru olarak gördüğü için hem Doğu Roma (Bizans)’yı yıkıp hem de Batı Roma üzerine (Otranto) sefer tertip edecektir.

·         Sultan, Pers kralı Kserkses’in (I. Serhas, Haşayarşa; MÖ 486-465, Yunanlılarla savaşları ünlüdür)boğazı geçtiği yere Rumeli hisar’ı inşa ettirir. Bizans’ı ise surlar korur. Bu surlar Theodosius surları da denilir. Jüstinyen ise bu surları yeniden inşa eder. Bunu bilen sultan askeri uzmanlardan Macar Urbas (Urban, Orbas), sultanın emrine girer. O zamana kadar tanınmayan dev toplar döktürülür.

·         Sultan, Odysseia (Homeros’un yazdığı çok ünlü destandır) destanındaki tahta at gibi bu savaş makinelerini getirerek destanı bu sefer kendisi yazımaya başladı. Bin yıllık surlarla yeniliği sembolize eden topların savaşı başladı. Bizans’a yardıma gelen birkaç Ceneviz gemisi de vardır. Tarihte yalnızca Napolyon ve Hannibal’in kişiliğinde görülen bir olay yaşanır. Donanmanın bir kısmı kızaklarla Haliç’e indirilir. Savaş sırasında savaş kurallarıyla alay eden sırası gelince bilinen savaş yöntemlerinin dışına çıkan askeri dehalar vardır. Sultana atfedilen sözü şöyledir: “ Sakalımdan bir teli bile aklımdan geçenleri öğrenmiş olsa onu yolardım.”

Şahi topları


·         Sultanın pençesi düşmanının boğazını sıkmaya başlar. Bizans’a yardım da gelmemektedir. Ancak mitolojideki Argonautlar seferi gibi sadece 12 kişi yardıma gelecekti (yazara göre 12 kişi olsa da yardıma gelenlerin sayısı 700 kişi civarındadır). Ayasofya’da son Hristiyanlık ayini yapılmaktadır bazilika cami olacaktır.

·         İtalyan savaşçı Giovanni Giustiniani’nin (1418-1453) çabası yetmez. Kerkeporta denilen eski ve küçük bir kapıdan Türk askerler kente girmeye başlarlar. Bizans açısından acı feryat, kent düştü.  1204’teki Haçlı yağmalamasından sonra şimdi de Türkler yağma yapacaktır. Sultan kutsal katedral Ayasofya’a girer Haç indirilerek Hristiyan izleri silinir.

 

3.       Georg Friedrich Händel’in Dirililişi

·         Georg Friedrich Händel, sinirlidir. Sinirli bir gününde onun hizmetini aksatmak uşağı için akıllıca bir davranış olmasa gerekir. Brook sokağı 25 numaralı eve tımarhane gözüyle bakılıyordu. Uşak kıyamet sesi gibi bir ses dutar, efendisi düşmüş onu baygın görmüştü. Bu sırada asistan Cristoph Schmidt de onu kaldırmaya çalışır. Schmidt, doktor çağırır. Jenkins adlı doktor, Händel’in sağ tarafının felç olduğunu tespit eder. Doktor, onun yaşayabileceğini ancak müzik insanı olarak yaşamasının mucize olduğu nu belirtir.



·         Händel’in sağ tarafı ölüydü, ne yürüyor ne de çalabiliyordu. Ama kendisinin çok güçlü yaşama arzusu vardır. Yaşama ve yaratma arzusu sürmekteydi. Sıcak suda kalması ona iyi gelse de üç saatten fazla da kalması sakıncalı olarak değirlendirildi. Sıcak suda kalması kalbini yoracağı söylense de günde dokuz saat civarında sıak suda kalmayı seçti. Böylece iradesiyle toparlanmayı başardı. Händel artık çalabiliyordu. Bu iyileşmeden sonra en büyük şah eserlerini besteledi. Londra’da soğuklar şiddetlenir, kraliçe ölür (Anne,1702-1707), İspanya ile savaş (1701-1714, veraset savaşları) da başlar. Bu nedenlerden dolayı eserleri artık dinlenemez olur. Kendisinin deyimi ie Tanrıya veryansız eder: Mademki yeniden mezara koyacaklardı insanlar, ne diye dirilttin ki?” diye sorar.

·         Thomas köprüsü ve sokaklarda dolaştıktan sonra evine gider. Masa başında şair Jennes’ten (Charles Jennes, 1700-1773 mektuplar alır.  Acaba kendisiyle alay eden biri mi vardır? Ancak bunda “confort ye” (teselli bul) yazısını göründe yeniden kendini iyi hisseder.

“Tanrı böyle buyurdu  / O, seni arındıracakTanrıya kurban adanlar..” okumaya devam eder

“Tanrıya övgü  / Horlanmıştı  /  Başınızı kaldırın   / O buyruk verdi.

·         Tanrı kadar yücelmek için sürekli tekrarlanacak sözü besteler: Halleluja(h). İnce ve kalın bütün sesleri yeniden biçime sokar. Händel’in gözlerinden yaşlar boşanır. Gücü azalsa da bu besteyi nihayete erdirir. Üç hafta içinde söz ve müzik bitmiştir.

·         Yorgun ve bitkin ölü gibi yatınca asistanı Schmidt, yine doktoru çağırır. Doktor gelse de kendisini iyi hissettiğini söyler.

“Ey ölüm, söyle nerde senin dikenin?”  / sonra beste ve şiirini okur

·         Händel, konser gelirlerini hapis mahkûmlarına ve Mercier hastahanesi hastalarına bağışlar. Konserdekiler hiç duymadıkları müziğin ağırlığı altında zayıf hissederler. Kutsal gücü hissederler. Händel, konser biter bitmez kendisine teşekkür edilemesin diye hemen konser alanından ayrılır. Neticede yapıtı yaratma gücünü kendisine yüce yaratıcı vermiştir.



·         Her yıl yapıtı Londra’da seslendiriyor ve gelirinin beş yüz sterlinini sözü verdiği yerlere bağışlıyordu. Sahneye son defa çıktığında gözleri görmeyen müzisyen yetmiş dört yaşındadır. Herkes de bilmektedir. Bu, onun son konseridir. “Trampetler çalsın” çağrısından sonra ardından susar.

 


4.       Bir Gecelik Dahi/ Marseillaise

·         16. Louis (1774-1794 arası Fransa kralı) baştadır. İktidar mücadeleleri Jakobenler ve Robespierreciler arasında bulunmaktadı. Taraflar özgürlük ve eski düzen taraftarları olarak benzetilir.

·         Devrimin şarkısı “Ça İra”dır.



“Silah başına yurttaşlar. Savaş sancağı açıldı. Taçlı zorbalar titresin. İleri, Özgürlük..”

·         Paris belediye başkanı Dietrich, Rouget adlı yüzbaşının marş bestelemiş olduğunu hatırlar. Melodi ve güfte birbirine uyumludur:

“Ey kutsal vatan aşkı

Öc alacak kollarımıza yön ve güç ver

Özgürlük ey sevgili özgürlük

Senin için çırpınışlarla beraber dövüş”

·         Mireur adlı tıp öğrencisi söylev yerine şarkıyı söylemeye başlar.

·         Rouget’in bestesi “Marseillaise” olarak bilindi. “Ça İra”nın yerine geçti. Zafer tanrıçası Nike gibi savaş alanlarına yayıldı. Zavallı Rouget, bunun kendi eseri olduğunu söyleyemez. Devrimin şarkısının yaratıcısı devrimci değildir. Bu sefer Rouget, karşı devrimci olduğu için tutuklanır. Vatana ihanetten yargılanır, ölümden dönse de ordudan atılmış ve beş parasız kalmıştır.

·         Rouget, alacaklıların davaları nedeniyle hapse düşer. “Marseillaise”nin bütün Avrupa’da söylendiğini Napolyon’un başa geçer geçmez programdan çıkarılır. Bourbonlar tarafından yasaklandığını da görür. Kral Louis Philippe tarafından devrim şarkısı olarak kendisine maaş da bağlanmıştır.


 

5.       Waterloo/ Grouchy: Dünyanın Yazgısını Belirleyen An: 

·         Napoléon, Elbe Adası'ndaki birinci esaretinden kaçtıktan sonra yönetimi alıp ordunun da başına geçer. Napoléon’u yenmek için İngiliz, Prusyalı, Avusturyalı ve Ruslardan oluşturulacak bir ordunun komutanlığını İngilizler oluşturur.  Prusya Ordusu İngilizlere yardım için harekete geçer. Napoléon, orduların birleşmelerini önlemek zorundadır. Bu görev, Mareşal Grouchy'ye verilir. Amaç Prusyalıların İngilizlerle birleşmesine engel olmaktır. Grouchy'nin bir kahraman ve strateji uzmanı olmadığını, yalnızca güvenilir, Napoléon da çok iyi bilmektedir. Görevi yapabilecek subaylar ya ölmüş ya da diğerleri görevi reddettiler. Mareşal Grouchy'ye ilk kez olarak bireysel sorumluluk gerektiren olay yaşanır.

Napolyon'un tutuklu olduğu ada 


Grouchy

·         Prusya Ordusu'nun İngilizlerle birleşmelerine fırsat vermeyecektir. Bu görev ilk bakışta kolay ve pürüzsüz gibi görünüyor, ancak esnek ve iki ağızlı keskin bir kılıç gibiydi. Grouchy'in İmparator'un ordusu ile kendi ordusu arasındaki mesafe, üç saatlik bir zorunlu yürüyüşle rahatlıkla alınsa da Napoleon, Prusyalıları izlemekle görevlendirdiği Grouchy'den de hiçbir haber alamaz.

·         Waterloo'da Napoléon, beyaz kısrağına atlayarak bütün cepheyi baştan başa dolaşıp saldırı emri verir. Askerler "Vive I'Empereur!" ("Yaşasın İmparator!") bağırıyorlar. Fransızlar tam üstünlük sağlanyamadılar. Napoléon, Mareşal Grouchy, şimdi yardıma gelse savaşı kazanacağını biliyor. Napoléon'un yazgısını elinde tutan Grouchy, aldığı emir gereğince -geri çekilen Prusyalıları, astlarının uyarılarını dikkate almadan- Napoléon’dan aldığı emri yerine getirmek için inisiyatif almaz. 




·         Top seslerinin geldiği yere gitse taze biriklerle Napoléon'un galip olmasını sağlayacaktı.  Dünya tarihinin seyri değişiyordu; dürüst, ama sıradan bir insanın dudakları arasında başka bir komutanın ölümsüzlük ânını da yok ediyor. İngilizlere yetişen Prusyalıların yavaş yavaş diğer kuvvetlere savaşa girdiklerini gören İmparator, sinirli sinirli soruyor: " Grouchy nerede kaldı?" Yardımı alan ordu kazanıyordu. Az sonra herkes başının çaresine bakacaktı. Avrupa'nın bu en büyük ordusu paramparça oluyor, Napoléon'u bile kaçmak zorunda kalıyordu.

 

6.       Marienbad Ağıdı/ Goethe



    ·         Goethe, Saksonya- Weimar Grandüklüğü danışmanıdır. Araba yolculuğunda kendisine iki kşi refakat edtmektedir. Yolculukta “Marienbad Ağıdı”nı yazar.  Şiirlerine “duygularımın anı defteridir” der.  Hatalığa yakalansa da yaşlı kurt iyileşir.  Werther  (Yazarın “Genç Werther’in Acıları” eserine vurgu yapar) ruhu canlanır. Aşk serüvenine koşmaktadır. Yetmiş dört yaşındakş yazar on dokuz yaşındakş Ulrike’ye vurulur:

Goethe

“Acı içinde kıvranıp susmaya mahkûm olduğumda /

Tanrı bana çektiğim acıları dile getirme gücü verdi”

     ·         Ulrike, onu yolculuğa uğurlamaya gelir. Kendisine öpücük de kondurur. Ancak aşk öpücüğü mü babasını geçirmeye mi gelmişti? Belli değildi. Goethe’nin oğlu evlenmesine de istekli değildir.

“Ruhum kararsızlık içinde ..”

“Onun ellerinden tutmak, ona sarılmak hayaliyle bile kısa bie an yaşayabilirsin

Kalbien dön! Onu içinde ara..”

·         Ulrike aklına yeniden gelir:

“Kalbimin saflığında özlem çırpınıyor / daha yükseğe, güzele bilinmeyene..”

·         Goethe, acı çekmektedir:

“Uzaklardayım ihtiyarlığımda

Yük oluyor bana bu özlem ..”

·         Goethe, oğlunun nefretini çeker. Yeniden hastalanmıştır artık. Kalbine saplanan aşk mızrağıyla iyileşir.

 

7.       Eldoradeo’nun Keşfi/ J. A. Suter

Suter 

·       · Johann Augustus Suter (1803-1880), karısı ve üç çocuğunu bırakarak az miktarda parayla 

         New York’a giden gemiye biner. Missouri’ye ulaşır çiftçi olarak biraz mülk de edinir. Suter mceraperest biri olup Kalifornia’ya doğru harekete geçer.

·      ·   Suter, Fort Vancouver’e varır. Pasifiğe açılır: Sandwich adalrına uğrar, Alaska kıyılarını dolaşıp San Fransisco’ya çıkar. Fransisken misyonerlerinden adını alan bu yer henüz gelişmemiştir.  Kendisine at kiralayıp Sacremento vadisine iner. Geniş topraklar vardır, Vali Alverado’ya kendisini tanıtır. Valiye Yeni Helvetia (İsviçre)’yı kurmak istediğini belirtir. Kendisine vali tarafından izin de verilir.



·     · Surter ve adamları Yeni Helvetia’yı kurmsk için ormanlık arazileri yakmaya başlarlar. Koloni hazırlanmıştır. Bire beş ürün alınmaktadır. Vancouve ve Sandwich adaları ile bölgeye ulaşan gemilerin yolcularını doyurur. Fransa’dan üzüm fideleri getirtir. Bağcılığı bölgede başlatır. Buhar makinesi de temin eder.  Bu arada karısı ve üç çocuğunu yanına çağırır.

·         Yeni Helvetia’nın efendisi çok zengindir. ABD, bu toprakları Meksika’yı savaşta yenip elinden almıştır. Marshall, Suter’e sarı metal olan altın bulduğunu müjdeler. Suter dostundan bunu saklamasını salık verse de bu olay kısa sürede duyulur. Haberi alanlar işlerini bırakıp bölgeye gelmeye başlarlar. Dünyanın en zengini yağmacılara karşı koyamaz. Mal mülkü yağmalandığı için dilenci durumuna düşer.

·       ·  Karısı 1850’lilerde bu yeni durumları kaldıramaz, hayatını kaybeder. Bu arada Suter hakkını almak için dava açmıştır: Toprakların kendisine ait olduğunu, zararının karşılanması gerektiği talep eder. 17200 çitfçiğe dava açmıştır. Topraklarından çıkmalarını istememektedir. Kensisinin yaptırdığı şehir alt yapısına Kalifornia hükümeti el koyduğu için 25 milyon dolar tazminat ve çıkarılan altından da pay ister. Davayı takip için Emil’i Washington’a gönderir. 1855’te dava sonuçlanır. Suter haklıdır ve tekrar dünyanın en zengin adamıdır.

·         ·Mülkleri ellerinden alınanlar adliyeye saldırırlar Yargıç Thomsson’u aralar. Yağmacılar Suter’in büyük ve ortanca oğlunu öldürüler. Suter’in küük oğlu İsviçre’ye kaçarken denizde boğulur. Suter canını kurtarsa da her yer şeyini kaybetmiştir.

 

8.       Bir Yiğitlik Anı /Dostoyevski


·         Fyodor Mihayloviç Dostoyevski  (1821-1881)Gece yarısı uyandırılır. Zincire vurulmuş sekiz veya dokuz arkadaşı da vardır. Yaptıklarının cezasının ölüm olduğunu bir teğmen açıklar. Ölümün gömleği giydirilir (1849). Bir Kazak atlısı onun affedildiği haberini ulaştırır. Kaybolan gençlik yeniden damarlarında akmaya başlar.


·         Adeta yaşamları boyunca hep ezilenlerin nefret ve kinini, yalnızları; acı çekenlerin acı feryatlarını duyar.

·         “Tanrı ezilmişleri sorgulamazdı.” inancıyla “Karamazov Kardeşler”i  (1879)kaleme alacaktır.

 

9.       Okyanusu Aşan İlk Söz/ Cyrus West Field

·         Gisborne adlı bir İngiliz mühendis New York ile ABD’nin en doüu ucu Newfoundland arasında kablo döşemek istemektedir. Kaynakları bitince New York’a geri döner ve Field ile tanışır. Field genç yaşta servet sahibi olmuştur. Elektrikten anlamaz, kablo bilmez biridir. Field adeta geleceği birden bire görür. Amerika ile İrlanda’yı deniz altı kablosuyla döşemeye karar verir. Okyanusu onlarca defa geçer ve servetini buna yatırmaya karar verir.

Cyrus West Field

·         Cyrus West Field (1819-1892) öyle kararlı ki bakanlıklardan izin de alır. Dover ile Calais arasını bağlamayı kimse düşünmemiştir.

·         Bu iş için İngiltere, Agamemnon’u ABD ise Niagara adlı gemileri görevlendirmişlerse de bu yeter değildi.  Kablolar hassas, dayanaklı ve fazla kalın olmaması gerekirdi. “Babil kulesi” yapıldığından beri böyle bir girişim yapılmamıştı.

·         Fabrikalar çalışır, kablolar imal edilir ve gemilere yüklenir; gemi yolculuğu başlar. Macellandan beri en büyük gemi yolculuğıydu. Mors bile bu işlemlerde çalıştı. Bütün bu çabaya rağmen kabloları döşeyecek makara boşalmış emek boşa gitmişti. Kinci başarısızlık fırtınalarda kabloların zarar görmesi nedeniyle olur. ABD başkan ve yardımcısı işin devam ettirilmesi için istekli değillerdir. Ancak Field bu sefer de kararlı, tayfa istekli, yeterli tel ve kablo da vardır. Bu işi yapacak donanma da hazırdadır. Üçüncü girişim bu kez sessiz ve sedasız yapıldı. İki gemi kavuşup kabloları birleştirmeyi başarırlar. Hiçbir şey olmamış gibi evlerine giderler. Bu üçüncü girişimin sonucunda sevinç çığlığı yayılır. The Times, Kolomb’dan beri en büyük olay diye duyuru yapar.  Tanınmayan Field birden bire kahraman olur. ABD başkanı, Birleşik Krallık kraliçesi Victoria’yı yanıtlar. Field imparator gibi törenlere davet edilir.  Fakat bu sefer kablolara aşırı yükleme olunca kablolar yetersiz kalıp bozulurlar.  Field’i kahraman görenler bu sefer Field’i ihanetle suçlarlar.

·         Altı yıllık suskunluk evresi yaşanır. İskandinav mitolojisindeki Midgard yılanı Jörmungand sanki deniz altında kabloları koparmıştır. Field umudunu asla kaybetmemiştir. 1865’te bir gemi satın alıp kablo döşemeye çabalarsa da yine başarısız olur. Son girişimi (beşinci girişim) 1866’ta Eski ve Yeni Dünya karalarını telgraf hatlarıyla birleştirmiştir.

Mitololojideki Midgard yılanı Jörmungand 


 

 

          10.   Tanrıya Sığınış/  Lev Nikolayeviç Tolstoy

·         1890’da ölümüyle yarım kalan “karanlıkta bir ışık” adıyla sahnelenen tiyatro yapıtı vardır. Aslında yarım kalan bir dramdır. Tolstoy, kahramanı Nikolay Mikelayeviç Saryinzev (Nikolai Michelajewitsch Sarynzew) ’in kişiliğine bürünür. Tanrıdan acısına son vermesini diler. Yazar, eksik kalan dramın son perdesini tamamlamayı istemez. Stefan Zwig, son perdeyi kendisi tamamlamak ister.



 

11.   Güney Kutbu İçin Savaşım/ Kaptan Scott

·         XX. yüzyılda Dünya artık gizemli bir yer olmaktan çıkmıştır. Coğrafi Keşiflerler bir çok yer keşfedilmiştir.Vapurlar Nil kaynağına ulaşmış, Victoria şelalerine ulaşılmış, Amazon ormanları aşılmıştır. Artık “terra incognita”(bilinmeyen toprak ) kalmamıştır.

Kaptan Scott

    ·         Kutup noktaları hala gizemini korumaktadır. Aslında burada anlatılan bu noktalara ulaşmakla birlikte  hangi ülkenin  bayrağının dalgalandırılmasıdır. Kuzey kutbu için Peary (Robert Edwin Peary, 1856-1920) ve Cook adlı Amerikalılar hazırlanmış; Güney kutbu için de Viking lakaplı Norveçli Roald Amundsen (1872-1928) ve bir İngiliz kaptan Rober Falcon Scott (1868-1912) rekabet halindedirler.

·         Kaptan Scott, İngiliz donanma kaptanlarından olup hizmetleriyle ön plana da çıkmıştır. İngilizler gibi soğukkanlıdır.  Scott yeni baba olsa da mitolojideki “Hektor’un Andromakhe’yi yalnız bıraktığı” gibi yalnız bırakır.

·         Gemisi “Terra Nova”dır. Nuh’un gemisinin modern versiyonudur.  Ağzına kadar hayvan dolu ve  binlerce adet kitap da vardır gemide.

  ·         Gemi Yeni Zelanda’da Evas Burnu’nda mola verir.  77. enlemdeki kulübede kalırlar. Scott’ta rakibi olan Amundsen’in kendisinden önce kutba ulaşması tedirginliği vardır. Kızaklar ve köperkler hazırlanır. 87. enleme Shackleton’un vardığı en uç noktaya ulaşırlar Kutba ulaşmak için beş kişiye izin çıkmıştır. Kendilerine eşlik edenler geri döneceklerdir.  Scott, Bowers, Oates, Wilson ve Evans’tır. Scott, yazmaktadır: 150, 130, 94, 70 ve 50 km kalmıştır. Sevinç ve neşe vardır.

·         Bowers ayak izi görür. “Viking” lakaplı Amundsen’in ayak izleridir. Norveçli ekip mi önce varacaktır hedefe? Binlerce yıldır bu ıssız bölgeye ulaşacak ilkm kişi olmayacak mı?

“ Bütün çabalar sıkıntılar ne içindi?/   Sona ermiş düşler için”

·         Kaptan Scott, güneye ulaşmıştır. Ancak ne kendisi ne de dört arkadaşı çok da mutlu değillerdir. Norveçli Amundsen, bayrağını asmış ve kendisinden sonra gelecek kişiye notu Norveç kralı VII. Hakoon’a ulaştırılmasını da talep etmektedir.

Kıtada hak iddia eden ülkeler

·         Kutup noktası için pusula yeterli iken yönü tespit etmek dönüş için çok daha zordur. Dönüş yolunda Evans ölmüştür. Oates iyi durumda değildir, yürüyemeyecek durumda olup arkadaşlarına yüktür. Oates dolaşmaya çıkacağanı söyler ancak arkadaşları bunun ölüm yolculuğu olduğunu bilmektedirlerr, onu da durdurmadılar. Hava sıcaklığı sıfırın altında kırk derece civarındadır.  Yiyecek bitmiştir. Scott, yarı donmuş parmaklarıyla sevdiklerine ölüm anının mektubunu yazar:

“ Kahraman olduk mu bilmiyorum / Sonumuz ulusumuzun kahraman ruhu ve dayanma gücü / henüz kaybolmamıştır”

·         Elleri donuncaya kadar yazar en söz anı defterini karıma ulaştırın yazar. Yardım ekibi yola çıksa da hava kötüdür.

 

 

12.   Mühürlü Tren /Lenin (Vladimir İlyiç Ulyanov)

·         1915- 1918 yılları arasında İsviçre’de dedektiflik olayı olduğundan bahseder. Burada her ülkenin istihbarat teşkilatları cirit atmaktadır. Kimsenin dikkatini çekmeyen tıknaz ve ufak tefek bir adam vardır. Az sayıda ziyaretçisi olup düzenli ve programlı işleri de bulunmaktadır. Saat dokuzda düzenli olarak kütüphaneye gitmektedir. O gün Rusya’da devrimin başladığı haberini aldı. Ünlü Rus yazar Maksim Gorki’nin(1868-1936, Ölü Canlar’ın yazarr) “yurda dönün” çağrısı yayımlanınca Lenin de harekete geçer. Bu çağrı aslında devrim çağrısı değil de İngiltere ve Fransa’nın kışkırtmalarıyla yapılan bir saray hareketidir.




·         Lenin ülkesine dönmek için kararlı olsa da İsviçre’de kapana kapanmış gibidir. Lenin, önce İsviçreli komünist Fritz Platten aracılığı ile Almanya üzerinden tren yolculuğu ile İsveç’e daha sonra da Sankt Petersburg (St petersburg)’a geçmeyi başarmıştır.

 


13.   Cicero/ Marcus Tullius Cicero

·         Marcus Tullius Cicero (MÖ 106-MÖ 43), Roma’nın ilk hümanisti, hatibi, hukuk savunucusudur. Cicero cumhuriyeti korumak için düşünceleri var. Söylevleri taş levhalara kazınır.

·         “Devlet Üzerine” eseri ideal devletin kanunnamesi olarak kabul edilir. Önceleri Julius Caesar’ı desteklese de sonradan desteğini çeker. Julius Caesar’ın başarılı olmasının en önemli nedenlerinden biri de kendisini savmeyenleri affedip kendi tarafına çekme başarısıdır. Julius Caesar, Cicero’nun kendisine sadık olmasını ister.

·         Lucius Sergius Carilina ( Cumhuriyeti yıkmayı amaçlayan siyasetçi)’yı yener. Pater Patriae (vatan Babası) unvanı verilse de senato tarafında daha sonraları sürgün edilir.

·         Cicero, Forum’da davalara bakan, lejyon komutanlığı yapan, konsül görevini yerine getiren kişidir. “Res-publica” (devlet işi) işlerinden uzaklaşıp “Res-private” (özel işler) konusunda kendini geliştirir.


·         Cicero’nun yanına Cassius ve Caesar da gelmez olurlar. “Hitabet Üzerine” eserinde kendisine örnek olacaklara önerilerde bulunur.

·         “Yaşlılık Üzerine” eserinde bilge kişinin yaşının saygınlığı ve yıllardır yaşadığı duyguları anlatır.

·         “Teselliler”( Consolationes), kızı Tullia’nın ölümü sonrasını anlatır.

·         Bu sırada Caesar’ın öldürüldüğü haberi gelir. Kendisinin dâhil olmadığı olyın arkasında durur. Komplocuların korkak halkın eski halk olmadığını anlar. Caesar boşuna öldürülür. Şimdi herkes onun mirasını almak için mücadele etmeye başlar. Cicero, Napoli Körfezi dolaylarında Pateoli yöresindeki villasına çekilir. Yaşlılık, yalnızlık ve ahlakla ilgili “Yükümlülükler Üzerine” eserini yazar. Antonius, Octavianus ve Lepidus aralarında anlaşıp Roma mirasını paylaşmaya karar verirler. Cicero’nun Antonius ile arası iyi de değildir. Antonius’un etkisiyle öldürülür.

 

 

14.   Wilson’un Başarısızlığı /Woodrow Wilson

·         Geroge Washington adlı gemiyi Avrupalıalr beklemektedir. Yöneticilerin onayıyla kurulmuş ve insanlığın ortak kararıyla desteklenmiş bir hukuk devleti kılınsın. Söz sahibi olması gereken lider değil halkın iradesidir. Fransa Wilson’u iyi karşılar, Wilson barışı kalıcı kılmak için “Monroe doktrini”ni bile delmiştir.

Woodrow Wilson

·         Wilson istediği barışın sağlanması için kendi adıyla ilkeleri yayınlasa da müttefiki diğer devletlerin Versay antlaşmasını imzalamaları ve Warren Harding’e karşı 1920 yılı seçimlerini kaybetmesi barışın kalıcılığını sağlamasa da kendisi 1919 yılı Nobel barış ödülüne layık görülmüştür.

 

 

 

 

 

 

Kaynaklar

1.       https://tr.wikipedia.org/wiki/Vasco_N%C3%BA%C3%B1ez_de_Balboa

2.       https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nka_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu

3.       https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0spanyol_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu

4.       https://tr.wikipedia.org/wiki/Francisco_Pizarro

5.       https://tr.wikipedia.org/wiki/Maksim_Gorki

6.       https://tr.wikipedia.org/wiki/Vladimir_Lenin

7.       https://www.biyografi.info/kisi/woodrow-wilson

8.       https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-ii

9.       https://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eehzade_Al%C3%A2addin

10.   https://tr.wikipedia.org/wiki/II._Mehmed

11.   https://www.fatihsultanmehmet.net/fatih-sultan-mehmet-kac-dil-biliyordu.html

12.   https://tr.wikipedia.org/wiki/XI._Konstantinos

13.   https://tr.wikipedia.org/wiki/Ayasofya

14.   https://sozluk.gov.tr/

15.   https://tr.wikipedia.org/wiki/Giovanni_Giustiniani

16.   https://tr.wikipedia.org/wiki/Odysseia

17.   https://tr.wikipedia.org/wiki/I._Serhas

18.   https://tr.wikipedia.org/wiki/XVI._Louis

19.   https://tr.wikipedia.org/wiki/Ah!_%C3%A7a_ira

20.   https://tr.wikipedia.org/wiki/La_Marseillaise

21.   https://www.youtube.com/watch?v=9snRU8JLx3A

22.   https://tr.wikipedia.org/wiki/Anne_(B%C3%BCy%C3%BCk_Britanya_krali%C3%A7esi)

23.   https://en.wikipedia.org/wiki/Charles_Jennens

24.   https://tr.wikipedia.org/wiki/Johann_Wolfgang_von_Goethe

25.   https://tr.wikipedia.org/wiki/Gen%C3%A7_Werther%27in_Ac%C4%B1lar%C4%B1

26.   https://tr.wikipedia.org/wiki/Lucius_Sergius_Catilina

27.   https://tr.wikipedia.org/wiki/Cicero

28.   https://www.insanokur.org/leo-tolstoyun-karanlikta-bir-isik-adli-tamamlanmamis-drami-icin-yazilan-bir-sondeyis/

29.   https://en.wikipedia.org/wiki/John_Sutter

30.   https://tr.wikipedia.org/wiki/Cyrus_West_Field

31.   https://tr.wikipedia.org/wiki/Robert_Falcon_Scott

32.   https://tr.wikipedia.org/wiki/Roald_Amundsen

33.   https://tr.wikipedia.org/wiki/Robert_Edwin_Peary

 

 

AKIL OYUNLARI FİLMİNİN ELEŞTİRİSİ

  Film Hakkında Kısa Bilgi:  Akıl Oyunları  ( A Beautiful Mind ), Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Amerikalı matematikçi  John Nash’in  hayatına d...