·Cicero’nun ölmeden önce yazdığı son
teknik kitabı sayılır. Yaşadığı dönemin Romalılarına yükümlülük(görev,
hizmet,onur) ile ilgili bilgiler verir.
·Halkın beğenisini kazanan
yöneticilerin kişisel çıkarlarını devlet, toplum ve kanun önünde
yükümlülüklerini yerine getirmemeleri üzerinde durmuştur.
·Cicero, Atina’da eğitim gören oğlu
Marcus’a mektup şeklinde yükümlülüklerin iki kaynağından birinin Yunan
felsefesi diğerinin ise Roma geleneği olduğunu yazar.
·Ona göre; hayatta ahlaken doğru
olan her şey yükümlülüğün yerine getirilmesinden, yanlış olan her şey ise yine
yükümlülüğün es geçilmesinden kaynaklanmaktadır.
·Stoacı felsefeci Panaetius’un aynı
adlı eserinde “yararlı olan ile ahlaken doğru olan çatışırsa ne olur?” sorusunu
Cicero da genişleterek işler.
·“Devlet savaş meydanında bile
ahlaklı olmalı, savaş kurallarını bozmamalıdır” diye düşünür.
·Bu kitapta daha çok özdeyiş
şeklinde cümleleri alıntılamaya çalıştım.
I.Kitap
·Oğlu Marcus’a felsefenin ilkeleri
ve kurallarıyla bilgi anlamında gelişirsin. Hitabet (retorik) yeteneğini de
geliştirmelisin.
·Acıyı kötülük sayan biri hiçbir
şekilde cesur olamaz, keza hazzı en yüce iyi sayan biri de ölçülü olmaz.
·Yükümlülük,
iyi şeylerin sınırına, diğeri uygulaması yaşamın her alanında onaylanabilir
olan ilkelerin önemine ilişkindir.
·Panteius’a göre; yükümlülük ile
ilgili karar almanın üç yolu vardır:
1.İnsanlar akıllarına düşen bir şeyi
yaptıklarında ahlaken doğru mu yoksa yanlış mı olacağına karşıt fikirler
2.Alınan kararın yaşamda yarar ve
memnuniyet verici olacak mı?
3.Açıkça yararlı görülen bir şeyin
ahlaken doğru olan başka bir şeyle çatışması durumudur.
Marc Antonie Fulvie'nin karısı, kocasının emriyle idam edilen Cicero'nun kesilmiş başıyla oynuyor.
·Doğa en başından beri her canlı
türüne belli özellikler vermiştir. İnsan
ile hayvan arasındaki en önemli fark hayvanın güdüleriyle hareket
etmesine karşın insanın aklını kullanmasıdır. İnsanın özelliklerinden biri de
gerçeği araştırmak ve incelemektir. İnsanın egemen olma iştahı da vardır: Ancak
buyrukları adil ve meşru olmayan birine boyun eğmez.
·Ahlaken doğru olan her şey dört unsurun birinden doğar:
1.Kişinin gerçeği kavramasında ve
pratik zekâsında
2.İnsanlar arasındaki birlikteliğin
gözetilmesinde, insanın kendisini bu birlikteliğe adamasında ve yaptığı
anlaşmaya sadık kalmasına
3.Ele geçirilmememiş va
bastırılmamaış asil zihnin yüceliğinde ve gücünde
4.Ilımlılığın ve ölçülülüğün egemen
olduğu düzene ve ölçüye uygun olarak yapılan veya söylenen her şeyde bulunur.
·Her
kimse kendi payına düşenle yetinmek durumundadır, kim başkasının mülkünden
kendisine pay isterse, insan birlikteliğinin bir yasasını ihlal etmiş olur.
·Adaletsizliğin
iki türü vardır:
1.Biri zarar verenlerin
2.diğeri başkalarına haksızlık
yapılmasına engel olabilecekken bunu gerçekleştirmeyenlerin adaletsizliğidir.
·Bir çok insan yönetim kademesi paye
ve şöhret arzusuna esir olduğu için adalete kayıttsız bir hale gelir. Yunanlı
filozof Ennius der ki: “Ne kutsal
birliktelik kaldı krallıkta, ne de güven.”
·Cicero, Gaius Julius Caesar’ı
kişisel hırsları için devlet ve topluma zarar veren olumsuz bir örnek olarak
gösterir: Ahlaken yanlış olan hiçbir şey yararlı görünsebile aslında yararlı olmayacağını belirtir.
·Adalet
ilkin kimseye zarar vermeyecek, sonra yararlara hizmet etmelidir.
·Devlette savaş huku gözetilmelidir:
İki tür uzlaşmazlık vardır. Biri tartışmayla ilerlerken diğeri kaba
kuvvetledir. Biri insana özgü iken siğeri vahşilere özgüdür. İnsan ilkini
kullanamadığında ikincisine başvurmalıdır. Burada Cicero, Caesar ile Pompeius
arasındaki iç savaşta uzlaşma aramaya vurgu yapmaktadır.
·Bir kişiyle savaş ile düşmanla
savaş farklı yapılır: Rakiple mücadele
görev ve makam içinken düşmanla savaş onur içindir.
·Düşmana
verilen sözlerin yerine getirilmesi gerektiği konusunda Regulus adlı
Romalı yöneticiyi örnek gösterir. Regulus, Kartacalıların eline esir düşer.
Kartacalıların iletisini Roma’ya iletmekle görevlendilir. Roma öneriyi reddetse
de Regulus,sözünü tutarak geri döner
ancak Kartacalılar tarafından öldürülür.
·Haksızlık
iki şekilde gerçekleşir:
·kaba kuvvetle ki (aslana özgü ifade
edilir)ya da hilekarlıkla (tilkiye benzetilir) ancak ikisi de insana özgü
değildir.
·İyilik de kişinin yapabileceklerini
aşmamalıdır. Bu da adaletin diğer bir yüzüdür. Cömertlik de hak edildiği ölçüde
sergilenmelidir. Minnettarlığın karşılığını verme yükümlülüğü zorunludur.
Karşılıklı iyilik yapılmasından doğan bağ önemlidir. İyiliklerin karşılıklı ve
istenilerek yapılması sarsılmaz dostluk başlatır.
·Hiçbir birlikteliği devletle
birliktelikten daha önemli ve değerli görmez.
·Adaletten yoksun olan hiçbir şey
ahlaken doğru olmaz.
·Cahil kalabalığın hatasıyla
ödüllendirilen insan büyük insanlar atasında sayılmaz. Ruhu şöhret arzusuyla
yükselenin haksızlık yapmaya sürüklenmesi kolaydır.
·Filozoflarla kralların amacı
aynıdır: Hiçbir şeye muhtaç olmamak, kimseye boyun eğmemek ve istediği gibi
yaşamak yani özgür olmaktır.
·Cicero’ya göre barış dönemlerindeki
başarıların savaş dönemlerindeki başarılardan daha önemli olduğunu örnekle
belirtir. Themistocles’in askeri başarısı olsa da Solon’un yaptıklarının ülkesi
için önemli olduğunu yazar.
·Devlet görevi üstlenecek olanlarda
Platon’un da öğüdüne uyarak iki özellik olduğunu yazmıştır.
1.Vatandaş için neyin yararlı
olduğuna dikkat etsinler, kendi çıkarlarını dikkate almasınlar.
2.Halkın bir bölümünün önemsenip
diğer kısmının es geçilmesi kamu güvenliğini tehdit eder.
·Hiçbir yasaklama ve cezalandırma aşağılayıcı
olmamalıdır. Burada devletin yararı gözetilir. Ceza da suçtan daha ağır
olmaması gerekmektedir. Aynı nedenden ötürü biri cezalandırılırken diğeri
mahkemeye çağrılmama durumu olmamalıdır.
·Her eylem kabalıktan ve
dikkatsizlikten uzak olmalıdır. Kimse açıklayamayacağı bir şeyi yapmamalıdır.
·Her arzu kontrol altında
tutulmalıdır.
·Gülmecenin iki türü vardır: Biri
kaba ve küstah diğeri kibar ve zekicedir.
·Hayvanlar haz dışında bir şey
hissetmezler, güdüleri bu yönlüdür. İnsan aklı öğrenme ve düşünme yoluyla
beslenir.
Athena
·Minerva’nın(Yunan mitindeki
Athena)isteği olmadan doğayla çelişip
çatıştığında hiçbir şey doğru olmaz.
·Başkalarının doğasını taklit edip
kendi doğasından vazgeçiyorsan tutarlı olamazsın.
·Yunanlı kahraman Hercules uzunca
düşünüp kendisi için iki yol olup şu sonuca ulaşmıştır: Ya hazzın yolu ya
erdemin yolu takip edilir.
·Atalarımızın hatalırını devam
ettirmemeliyiz. Taklit olursa kendinle tutarlı olamazsın.
·Gençler, zihinlerini rahatlatmak ve
kendilerini keyifli olmak istediklerinde bile ölçüsüzlükten uzak durmalıdır.
Gösteriş için her çağ için rezillik ancak yaşlılıkta ahlaksızlıktır.
·Şehvetli duyguların ölçüsüzlüğü
nüfuz ederse kötülük katlanır. Yaşlı kişi böyle durumda kendine leke sürmüş
olur.
·“İki tür güzellik vardır, birinde
cazibe, diğerinde ağırbaşlılık ön plandadır. Cazibe kadınsı, ağırbaşlılık ise
erkeksidir.” diye düşünür.
·Konuşulan kişilere saygı
gösterilmeli ve onlarla birlikteyken kiyifli görünmeye çalışılmalıdır.
·Ev sahibi (edindiği evin sahibi)
eviyle değil; ev, ev sahibiyle onurlanmalıdır.
·Girişilen her eylemde üç hususa
dikkat edilmelidir.
1.Güdü akla boyun eğmelidir. Başka
hiçbir şey kişinin yükümlülüğünü daha iyi koruyamaz.
2.Ulaşılmak istenen hedef daima
akılda tutulmalıdır.Böylece gerekenden daha fazla çaba gösterilmemiş olur.
3.Özgür bir birey olarak görünüşümüzü
ve saygınlığımızı etkileyecek her şeyi ölçülü yapmalıyız.
·Sağduyu için ölçülülük, ılımlılık
ve benzeri erdemler gereklidir.
·İnsanlar karar alırken tereddüt
etmeleri, bilgili ve deneyimli kişilere danışmaları tuhaf değildir.
·Bazı esnaflar alçaltıcı zanaatla
meşguldür.
II.Kitap
·İnsanın yararlandığı güç ve
zenginlikle ilgili yükümlülük türleri vardır. Bu bağlamda neyin yararlı neyin
yararlı olmadığı; yararlı ve yararsız olanların içinde en yararlı ve yararsız
olanlar da vardır.
·Devlet kendisini teslim ettiği
insanlar tarafından uzun süre yönetilince Cicero kendisini felsefeye vermiştir.
Tek bir adam her şeyi yönetmeye başlayınca sahneden çekilmeye çalışır.
·Roma’nın kuruluşundaki gibi ayakta
kalmasını diler. Bazıları ona göre devleti değiştirmek değil tamamen
dönüştürmek istemektedirler.
·Felsefe bilgelik uğraşından başka
bir şey değildir. Bilgelik de tanrısal ve insani her şeyin hatta onları idare
eden nedenlerin de bilgisidir.
·Filozoflar gerçekten birbirine
karışmış üç kavramı birbirinden ayırıyorlar.
1.Adil olanın aynı zamanda yararlı
olduğunu düşünüyorlar.
2.Ahlaken doğru olan adildir.
3.Dolayısıyla Ahlaklı olan da
yararlıdır.
·Genellikle bazı uyanık ve
düzenbazlar sahtekarlığı da bilgelik kabul ederler.
·Erdemin temel niteliği insanların
gönlünü kazanmak ve onların yararına adanmaktır.
·Erdemin üç hususu vardır:
1.Her durumda neyin doğru ve uygun
olduğu, neyin takip edileceği bilmektir.
2.Güdülerin akla boyun eğmesidir.
3.İnsanlarla ılımlı ve bilgili
şekildeonların çabasıyla doğanın
gerektirdiği ihtiyaçları gidermektir.
·İnsanlar başkalarını onurlandırmak
isterler, bunu da iki nedenle gerçekleştirirler: , bunu da iki nedenle
gerçekleştirirler:onun gücünden
korktukları için ya da en iyi talihi hal ettiğini düşünmüş olmalarındandır.
·Ennius şöyle söyler:
Quintus Ennius:
Latin şair, Cİcero eserlerinde sözlerini alıntılar.
“İnsanlar korktukları kişilerden nefret ederler,
Her
kim ki birinden nefret eder, onun ölmesini ister.”
·Yasalar asla belli bir güç veya
kişi altında ezilmemelidir.
·Korkunun baskısını hisseden hiçbir
büyük güç uzun ömürlü olamaz.
·Güven iki şekilde tesis edilir:
Adalet ve sadakattir.
·İnsanlar, seçkin ve olağandışı
erdeme sahip olduğunu gördükleri kişilere saygı gösterip değer verirler. Hiçbir
erdem, cesaret ve güç görmediklerini ise hor görürler.
·Hırsızların bile gözetip boyun
eğdikleri kendi yasaları vardır. Romalılara göre Bardulis ve Viriathus haydut
olsalar da elde ettikleri ganimetleri adaletli dağıttıkları için güçlüdürler.
·Yasalar daima eşitliği
gözetmelidir. Aksi halde bu yasa yasa olmaktan çıkar.
·İki tür konuşma vardır: Biri söyleşi
diğeri tartışmadır; tartışmanın yani etkili konuşmanınşöhret üzerindeki etkisi etkisi fazladır.
Konuşmanın iki türü vardır. Biri suçlama diğeri savunma üzerinedir.
·Ennius şöyle söyler: Yanlış yerde
yapılan doğru işlerin, yanlış yapıldığını düşünüyorum.Takdir edilmeyi bilen
insana yapılan yardım hem onda hem başkalarına meyve verir.
·Cicero talihli insanlar yerine iyi
insanlara iyilik yapılmasını düşünür. Marathon savaşının komutanı
Themistocles’e sorarlar; kızını fakir
ancak dürüst biriyle mi zengin ancak iyi anılmayan biri ile evlendirmek
istersin? Cevabı şöyledir: Ben parasız adamı, adamsız paraya tercih ederim.
·Devleti idare edecek birinin dikkat
edeceği en önemli durumun kimin hakkı varsa onu korumaları ve vatandaşlara ait
mal varlıklarını azaltmamasıdır. Devlet, bireylerin malvarlığını güvencede
tutmalıdır.
III.Kitap
·Cato’nun, Africanus adını alan
Scipio’nun söylediği belirttiği söz vardır: Serbest olduğum zaman asla az
serbest olmam, yalmızken de asla az yalnız kalmam.
·Cicero, hizmetlerden geriye kalan
serbestliği arıyor, bunun için kendisine zaman ayırıyor, insanlarla birarada
olmaktan ve konuşmaktan kaçarak kendi yalnızlığına sığınır.
·Paneteius, insanların yükümlülük
konusunda üç başlık belirler:
1.İnsanlar izledikleri yolun ahlaken
doğru yoksa yanlış mı olduğu konusunda tereddüt eder.
2.Yolun yararlı mı yoksa zararlı mı
olduğudur.
3.Ahlaken doğru görünen yolun yararlı
görünen yolla çatışması ve insanın iki yol arasında kalmasıdır.
·Ruh yüceliği ve asaleti, dostluk,
adalet ve cömertlik, yaşamdan ve zenginlikten iyidir.
·Yararlı görünen bir şeyi her daim
ahlaken doğru olandan ayırmak erdemli olmayan insanların en büyük hatasıdır. Buradan
da zehirler, yalan tanıklıklar, zimmete para geçirmeler, soygunlar, müttefik ve
vatandaşların yağmaları; burdan yayılan aşırı zenginlik, yayılmaması gereken
güçlerdir.
·Lydia’nın ilk kralı Gyges’in nasıl
kral olduğu miti anlatılır: Gyges, yağmur nedeniyle kayganlaşan toprak yarığına
girince bronz at görerek ordaki kapıdan içeri girmiş, orda ölü bir insanın
parmağındaki altın yüzüğü kendi parmağına takınca görünmezlik zırhına bürünerek
hem efendisi olan kralı öldürmüş hem de kendisine rakip olabilecek kişileri de
yok etmişti. Cicero can alıcı soruyu sorar. Zenginlik, güç, despotluk veya
şehvet uğruna yaptığınız bir şeyi kimse bilmeyecel olsa bile yine yapar
mıydınız?
·Chrysippus der ki yarışmada koşan
sporcu kazanmak için en iyi şekilde mücadle etmeli ve kendisini zorlamalıdır.
Ancak yarıştığı kişiye çelme takmamalıdır.
·Yararlı görülen her şey; onur,
zenginlik, haz vb dostluğa tercih edilmemelidir. İyi bir insan dostunun iyiliği
için de devletine aykırı harekette bulunmamalıdır.
·Themistocles, Lacedaemonialıların
kendilerine saldırıları karşısında gizlice donanmalarına darbe indirerek
Spartalıların zayıflatılmasına karşı çıkılmıştır. Çünkü ahlaken yanlış olan
yararlı düşünülse de yararlı değildir.
·Ölçülülük şehvetin düşmanıdır.
Şehvetli arzular da hazzın can yoldaşıdır.
·Avusturya- Macaristan doğumludur. Zamanında en
ünlü yazarlarından biridir. Dönemi Almanya’nın Hitler’in adlandırmasıyla III.
Reich yani Alman imparatorluğu’dur. Hitler’in yükselmesi nedeniyle Yahudi
kökenli yazarların eserleri yakılmaktadır. Zweig, Siyonizm’in liderlerinden Theodor
Herzl ile yakın ilişki kursa da Alman ırkçılığı nedeniyle Zweig 1934’te
İngiltere’ye daha sonra 1941 senesinde Brezilya’ya göç etmiştir.
·· Zweig, felsefe doktorasının olmasının yanı sıra
İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Latince ve Yunanca da bilmektedir.
·Hitler’in getirdiği düzen ve karamsarlık onun
depresif kişiliğe yakalanmasına neden olmuş 22 Şubat 1942’de ikinci eşi Yahudi
Lotte ile birlikte intihar etmiştir.
1.Ölümsüzlüğe Sığınış /Vasco Núñez de Balboa (1475-1519)
·Bu kısım Kolomb’un Amerika’yı keşfiyle başlar.
Keşiflerin bazı sonuçları anlatılır.
·Espanola (Hispaniola, günümüz Haiti ve Domingo
tarafları)valisi keşiflerle
zenginleşmek için yenidünyaya gelenlerle uğraşmaktadır.
·Nunez de Balboa, Martin Fernandes de Enciso’yu kovar.
Nunez de Balboa, vali Nicuesa’yı da kovup bu adam boğdurulur. Enciso’nun
şikâyeti ile Nunez de Balboa zor durumda kalacaktır. Nunez de Balboa’ya göre “başarı
her cinayeti haklı çıkarırdı”. Nunez de Balboa, yerli kabilelerin birinin
lideriyle (Reis Careta) arasını iyi yapar. Bu sefer Nunez de Balboa’nın
etkinliği artınca yerlilerin en büyük kabile reisi Comagre ile de
görüşür.Comagre’nin kendisine 4.000 ons altın vermesi (daha fazla
altına sahip olma konusunda) onu hırslandırır. İnsanlığın gözdesi sarı metal
olan altına ulaşmak için tehlikeli bir yolculuğu göze alır.
Vasco Núñez de Balboa
·Nunez de Balboa, elde edeceği altınların bir
kısmını Espanalo’ya (İspanya hükümetinin bölgedeki merkezi ) gönderirse asi
olarak anılmaktan kurtulacaktı. Kıta İspanya’sına Kolomb’un bile elde edemediği
hazineğini ele geçireceğini bildirse de Martin Fernandes de Enciso, kendisini
bölgeden kovması nedeniyle Nunez de Balboa’yı mahkûm ettirir. Nunez de Balboa,
bu sefer de ceza affedilir diye haydut diye anılan “desperado”larla
maceraya atılacaktır.
·Nunez de Balboa, yerlilerin desteği ile yağmur
ormanlarını yararak, sıcak ve yağmurları aşarken rakip yerlileri elindeki o
dönem için güçlü sayılabilecek silahlarla mağlup eder. Mağlup edilen iş
birliğini reddeden yerli kabilelere sömürgecilerin gerçek yüzünü gösterdi.
Elleri bağlı suçsuz olan onlarca insan vahşi köpeklere parçalattırıldı.
·Nunez de Balboa, Pasifik (Büyük) okyanusu gören
ilk Avrupalı olur. Balboa’nın yaptığı fetih, kayıt altına alınır. Dağlardan
pasifiğe inen ilk inen kişi Alonzo Martin adlı kişi olur.
·Nunez de Balboa, “İspanya krallığı tacı adına
bu denizlere, topraklara el koyuyorum.” der ve bu cümle kayıt altına aldırılır.
İspanya adına yapılan fetih hareketinden sonra zenginleşmeye de sıra gelir. 1514’lerde
İnka krallığı’nın (1438-1533) hazinesinin bir kısmı da ele geçirilecektir. Asi
Balboa ve maceraperestler Balboa, İspanya tahtı adına ganimetin beşte birini
gönderince ilah gibi görülür. İspanya kralı tarafından kendisine “Pasifik
Okyanusu Amiralliği” unvanı verilir.
·Nunez de Balboa’nın başarılarını anlattığı
mektup öncesinde; zenginlikten ve düzensizlikten bahsettiği mektup nedeniyle
düzeni sağlamak için Pedrarias (Pedro Arias de Avila), donanmayla yardıma
ulaşır. Pedrarias (Pedro Arias de Avila, 1440-1531, İspanya’nın
Nikaragua valisi ) olağanüstü yetkiyle Balboa’yı bile yargılayabilirdi.
Pedrarias, Balboa’yı göstermelik olarak affeder kızını onunla nişanlar ancak
Balboa’yı da kıskanmaktadır.
·Nunez de
Balboa, Pedrarias’ın etkisinden kurtulmak için yeniden maceraya atılır. Bu
sefer kendisine gemi de yaptırmak istemektedir. Ancak fırtınalar ve nehir
yükselmesi nedeniyle amacına ulaşamaz. Bu başarısızlık nedeniyle Peru’ya Francisco
Pizarro(1531-33) ulaşacaktır. Şansın insana birden fazla güldüğü pek
görülmez.
Francisco Pizarro
·Pedrarias (Pedro Arias de Avila), Nunez de
Balboa’ya kendisiyle görüşmesi için çağırır. Zavallı Balboa, kendisine yardım
edileceğini zannedip davete icabet eder. Francisco Pizarro, Balboa’yu
karşılamak için değil tutuklamak için gelmiştir. Nikaragua valisi Pedrarias
(Pedro Arias de Avila) Balboa’nun boynunu vurdurarak kendisine göre isyan olayı
çözülmüştür. Böylece Dünyayı çevreleyen iki okyanusu insanlık tarihinde ilk
defa gören gözlerin ışığı sönmüştür.
2.
2. Bizans’ın Fethi/ II. Mehmet (1432-1481)
·5 Şubat 1451’de. (İslam Ansiklopedisi’ndeki
makalesinde Halil İnalcık’a göre 10 Şubat 1451) babası olan II. Murat’ın öldüğü
haberi Manisa’da sancakbeyi olan Şehzade Mehmet’e Çandarlı Halil Paşa
tarafından ulaştırılır. Şehzade İstanbul’a zorlukla karşılaşmadan ulaşıp tahta
geçer.
·Yazar, Sultan II. Mehmet’i; verdiği kararlardan
dönmeyen biri, acımasız olarak tasvir etmektedir. Buna kanıt olarak kardeşini
(İsfendiyaroğullarının kızından doğma şehzade Küçük Ahmet’in sekiz yaşında)
boğdurtarak öldürülme emrini verip kardeş katlini başlatması gösterilir. II.
Mehmet, bir Caesar (Gaius Iulius Caesar, Sezar; Romalı ünlü hatip, konsül ve
dictator)kadar acımasız ve Roma’yı
latince okuyacak kadar da sanatsever gösterilir. Diğer kaynaklarda sultanın
Yunanca, Slavca, Arapça, Farsça, Keldanice, İbranice ve Latince bildiği
belirtilmektedir.
Rumeli hisarı
II.Mehmet
·Son imparator Konstantin Dragos (son Doğu Roma
imparatoru XI. Konstantin/1449-1453) başta göstermelik olarak oturmaktadır.
Ayasofya (kutsal bilgelik anlamına gelip Jüstinyen tarafından 527’lerde inşa
edilir) son büyük kilise- katedral ve bazilikadır. Konstantin, Ortodoks ve
Katolik kiliselerini birleştirmeye teşebbüs etse de başarılı olamaz.
·Kitaba damgasını vuran cümle sarfedilir:
“Savaşa hazırlanan bütün diktatörler hazırlıklarını tamamlayıncaya kadar
barıştan söz ederler.” Diktatör sözcüğü; kadar zorba veya gücü kendinde
toplamış anlamına gelse de bu sözcük Roma döneminde emir veren, olağan dışı
yetkisi olan kişi olarak düşünülür. Yazarımıza göre sultan her ne kadar birinci
anlamda kullanılsa da sultan gerçekte kendini Roma imparatoru olarak gördüğü
için hem Doğu Roma (Bizans)’yı yıkıp hem de Batı Roma üzerine (Otranto) sefer
tertip edecektir.
·Sultan, Pers kralı Kserkses’in (I. Serhas,
Haşayarşa; MÖ 486-465, Yunanlılarla savaşları ünlüdür)boğazı geçtiği yere
Rumeli hisar’ı inşa ettirir. Bizans’ı ise surlar korur. Bu surlar Theodosius
surları da denilir. Jüstinyen ise bu surları yeniden inşa eder. Bunu bilen
sultan askeri uzmanlardan Macar Urbas (Urban, Orbas), sultanın emrine girer. O
zamana kadar tanınmayan dev toplar döktürülür.
·Sultan, Odysseia (Homeros’un yazdığı çok ünlü
destandır) destanındaki tahta at gibi bu savaş makinelerini getirerek destanı
bu sefer kendisi yazımaya başladı. Bin yıllık surlarla yeniliği sembolize eden
topların savaşı başladı. Bizans’a yardıma gelen birkaç Ceneviz gemisi de
vardır. Tarihte yalnızca Napolyon ve Hannibal’in kişiliğinde görülen bir olay
yaşanır. Donanmanın bir kısmı kızaklarla Haliç’e indirilir. Savaş sırasında
savaş kurallarıyla alay eden sırası gelince bilinen savaş yöntemlerinin dışına çıkan
askeri dehalar vardır. Sultana atfedilen sözü şöyledir: “ Sakalımdan bir teli
bile aklımdan geçenleri öğrenmiş olsa onu yolardım.”
Şahi topları
·Sultanın pençesi düşmanının boğazını sıkmaya
başlar. Bizans’a yardım da gelmemektedir. Ancak mitolojideki Argonautlar seferi
gibi sadece 12 kişi yardıma gelecekti (yazara göre 12 kişi olsa da yardıma
gelenlerin sayısı 700 kişi civarındadır). Ayasofya’da son Hristiyanlık ayini
yapılmaktadır bazilika cami olacaktır.
·İtalyan savaşçı Giovanni Giustiniani’nin
(1418-1453) çabası yetmez. Kerkeporta denilen eski ve küçük bir kapıdan Türk
askerler kente girmeye başlarlar. Bizans açısından acı feryat, kent düştü.1204’teki Haçlı yağmalamasından sonra şimdi
de Türkler yağma yapacaktır. Sultan kutsal katedral Ayasofya’a girer Haç
indirilerek Hristiyan izleri silinir.
3.Georg Friedrich Händel’inDirililişi
·Georg Friedrich Händel,
sinirlidir. Sinirli bir gününde onun hizmetini aksatmak uşağı için akıllıca bir
davranış olmasa gerekir. Brook sokağı 25 numaralı eve tımarhane gözüyle
bakılıyordu. Uşak kıyamet sesi gibi bir ses dutar, efendisi düşmüş onu baygın
görmüştü. Bu sırada asistan Cristoph Schmidt de onu kaldırmaya çalışır.
Schmidt, doktor çağırır. Jenkins adlı doktor, Händel’in sağ tarafının felç
olduğunu tespit eder. Doktor, onun yaşayabileceğini ancak müzik insanı olarak
yaşamasının mucize olduğu nu belirtir.
·Händel’in sağ tarafı ölüydü,
ne yürüyor ne de çalabiliyordu. Ama kendisinin çok güçlü yaşama arzusu vardır.
Yaşama ve yaratma arzusu sürmekteydi. Sıcak suda kalması ona iyi gelse de üç
saatten fazla da kalması sakıncalı olarak değirlendirildi. Sıcak suda kalması
kalbini yoracağı söylense de günde dokuz saat civarında sıak suda kalmayı
seçti. Böylece iradesiyle toparlanmayı başardı. Händel artık çalabiliyordu. Bu
iyileşmeden sonra en büyük şah eserlerini besteledi. Londra’da soğuklar
şiddetlenir, kraliçe ölür (Anne,1702-1707), İspanya ile savaş (1701-1714,
veraset savaşları) da başlar. Bu nedenlerden dolayı eserleri artık dinlenemez
olur. Kendisinin deyimi ie Tanrıya veryansız eder: Mademki yeniden mezara
koyacaklardı insanlar, ne diye dirilttin ki?” diye sorar.
·Thomas köprüsü ve sokaklarda dolaştıktan sonra
evine gider. Masa başında şair Jennes’ten (Charles Jennes, 1700-1773 mektuplar
alır. Acaba kendisiyle alay eden biri mi
vardır? Ancak bunda “confort ye” (teselli bul) yazısını göründe yeniden kendini
iyi hisseder.
“Tanrı böyle buyurdu/ O, seni arındıracakTanrıya kurban adanlar..”
okumaya devam eder
“Tanrıya övgü/ Horlanmıştı/Başınızı kaldırın/ O buyruk verdi.
·Tanrı kadar yücelmek için sürekli tekrarlanacak
sözü besteler: Halleluja(h). İnce ve kalın bütün sesleri yeniden biçime sokar. Händel’in
gözlerinden yaşlar boşanır. Gücü azalsa da bu besteyi nihayete erdirir. Üç
hafta içinde söz ve müzik bitmiştir.
·Yorgun ve bitkin ölü gibi
yatınca asistanı Schmidt, yine doktoru çağırır. Doktor gelse de kendisini iyi
hissettiğini söyler.
“Ey ölüm, söyle nerde senin dikenin?”/ sonra beste ve şiirini okur
·Händel, konser gelirlerini
hapis mahkûmlarına ve Mercier hastahanesi hastalarına bağışlar. Konserdekiler
hiç duymadıkları müziğin ağırlığı altında zayıf hissederler. Kutsal gücü
hissederler. Händel, konser biter bitmez kendisine teşekkür edilemesin diye
hemen konser alanından ayrılır. Neticede yapıtı yaratma gücünü kendisine yüce
yaratıcı vermiştir.
·Her yıl yapıtı Londra’da
seslendiriyor ve gelirinin beş yüz sterlinini sözü verdiği yerlere
bağışlıyordu. Sahneye son defa çıktığında gözleri görmeyen müzisyen yetmiş dört
yaşındadır. Herkes de bilmektedir. Bu, onun son konseridir. “Trampetler çalsın”
çağrısından sonra ardından susar.
4.Bir Gecelik Dahi/ Marseillaise
·16. Louis (1774-1794 arası Fransa kralı) baştadır.
İktidar mücadeleleri Jakobenler ve Robespierreciler arasında bulunmaktadı. Taraflar
özgürlük ve eski düzen taraftarları olarak benzetilir.
·Devrimin şarkısı “Ça İra”dır.
“Silah başına yurttaşlar. Savaş sancağı açıldı.
Taçlı zorbalar titresin. İleri, Özgürlük..”
·Paris belediye başkanı Dietrich, Rouget adlı
yüzbaşının marş bestelemiş olduğunu hatırlar. Melodi ve güfte birbirine
uyumludur:
“Ey kutsal vatan aşkı
Öc alacak kollarımıza yön ve güç ver
Özgürlük ey sevgili özgürlük
Senin için çırpınışlarla beraber dövüş”
·Mireur adlı tıp öğrencisi söylev yerine şarkıyı
söylemeye başlar.
·Rouget’in bestesi “Marseillaise” olarak
bilindi. “Ça İra”nın yerine geçti. Zafer tanrıçası Nike gibi savaş alanlarına
yayıldı. Zavallı Rouget, bunun kendi eseri olduğunu söyleyemez. Devrimin şarkısının
yaratıcısı devrimci değildir. Bu sefer Rouget, karşı devrimci olduğu için
tutuklanır. Vatana ihanetten yargılanır, ölümden dönse de ordudan atılmış ve
beş parasız kalmıştır.
·Rouget, alacaklıların davaları nedeniyle hapse
düşer. “Marseillaise”nin bütün Avrupa’da söylendiğini Napolyon’un başa geçer
geçmez programdan çıkarılır. Bourbonlar tarafından yasaklandığını da görür.
Kral Louis Philippe tarafından devrim şarkısı olarak kendisine maaş da bağlanmıştır.
5.Waterloo/ Grouchy: Dünyanın Yazgısını Belirleyen An:
·Napoléon, Elbe Adası'ndaki birinci esaretinden
kaçtıktan sonra yönetimi alıp ordunun da başına geçer. Napoléon’u yenmek için
İngiliz, Prusyalı, Avusturyalı ve Ruslardan oluşturulacak bir ordunun
komutanlığını İngilizler oluşturur.Prusya Ordusu İngilizlere yardım için harekete geçer. Napoléon,
orduların birleşmelerini önlemek zorundadır. Bu görev, Mareşal Grouchy'ye
verilir. Amaç Prusyalıların İngilizlerle birleşmesine engel olmaktır.
Grouchy'nin bir kahraman ve strateji uzmanı olmadığını, yalnızca güvenilir,
Napoléon da çok iyi bilmektedir. Görevi yapabilecek subaylar ya ölmüş ya da
diğerleri görevi reddettiler. Mareşal Grouchy'ye ilk kez olarak bireysel sorumluluk
gerektiren olay yaşanır.
Napolyon'un tutuklu olduğu ada
Grouchy
·Prusya Ordusu'nun İngilizlerle birleşmelerine
fırsat vermeyecektir. Bu görev ilk bakışta kolay ve pürüzsüz gibi görünüyor, ancak esnek ve iki ağızlı keskin bir kılıç gibiydi. Grouchy'in İmparator'un
ordusu ile kendi ordusu arasındaki mesafe, üç saatlik bir zorunlu yürüyüşle
rahatlıkla alınsa da Napoleon, Prusyalıları izlemekle görevlendirdiği
Grouchy'den de hiçbir haber alamaz.
·Waterloo'da Napoléon, beyaz kısrağına
atlayarak bütün cepheyi baştan başa dolaşıp saldırı emri verir. Askerler
"Vive I'Empereur!" ("Yaşasın İmparator!") bağırıyorlar.
Fransızlar tam üstünlük sağlanyamadılar. Napoléon, Mareşal Grouchy, şimdi
yardıma gelse savaşı kazanacağını biliyor. Napoléon'un yazgısını elinde tutan
Grouchy, aldığı emir gereğince -geri
çekilen Prusyalıları, astlarının uyarılarını dikkate almadan- Napoléon’dan
aldığı emri yerine getirmek için inisiyatif almaz.
·Top seslerinin geldiği yere gitse taze
biriklerle Napoléon'un galip olmasını sağlayacaktı.Dünya tarihinin seyri değişiyordu; dürüst,
ama sıradan bir insanın dudakları arasında başka bir komutanın ölümsüzlük ânını
da yok ediyor. İngilizlere yetişen Prusyalıların yavaş yavaş diğer kuvvetlere
savaşa girdiklerini gören İmparator, sinirli sinirli soruyor: " Grouchy
nerede kaldı?" Yardımı alan ordu kazanıyordu. Az sonra herkes başının
çaresine bakacaktı. Avrupa'nın bu en büyük ordusu paramparça oluyor, Napoléon'u
bile kaçmak zorunda kalıyordu.
6.Marienbad Ağıdı/ Goethe
·Goethe, Saksonya- Weimar Grandüklüğü
danışmanıdır. Araba yolculuğunda kendisine iki kşi refakat edtmektedir.
Yolculukta “Marienbad Ağıdı”nı
yazar.Şiirlerine “duygularımın anı
defteridir” der.Hatalığa yakalansa da
yaşlı kurt iyileşir.“Werther”(Yazarın “Genç Werther’in Acıları” eserine
vurgu yapar) ruhu canlanır. Aşk serüvenine koşmaktadır. Yetmiş dört yaşındakş
yazar on dokuz yaşındakş Ulrike’ye vurulur:
Goethe
“Acı içinde kıvranıp susmaya mahkûm olduğumda /
Tanrı bana çektiğim acıları dile getirme gücü
verdi”
·Ulrike, onu yolculuğa uğurlamaya gelir.
Kendisine öpücük de kondurur. Ancak aşk öpücüğü mü babasını geçirmeye mi
gelmişti? Belli değildi. Goethe’nin oğlu evlenmesine de istekli değildir.
“Ruhum kararsızlık içinde ..”
“Onun ellerinden tutmak, ona sarılmak hayaliyle
bile kısa bie an yaşayabilirsin
Kalbien dön! Onu içinde ara..”
·Ulrike aklına yeniden gelir:
“Kalbimin saflığında özlem çırpınıyor / daha
yükseğe, güzele bilinmeyene..”
·Goethe, acı çekmektedir:
“Uzaklardayım ihtiyarlığımda
Yük oluyor bana bu özlem ..”
·Goethe, oğlunun nefretini çeker. Yeniden
hastalanmıştır artık. Kalbine saplanan aşk mızrağıyla iyileşir.
7.Eldoradeo’nun Keşfi/ J. A. Suter
Suter
··Johann Augustus Suter (1803-1880), karısı ve üç
çocuğunu bırakarak az miktarda parayla
New York’a giden gemiye biner. Missouri’ye
ulaşır çiftçi olarak biraz mülk de edinir. Suter mceraperest biri olup
Kalifornia’ya doğru harekete geçer.
··Suter, Fort Vancouver’e varır. Pasifiğe açılır:
Sandwich adalrına uğrar, Alaska kıyılarını dolaşıp San Fransisco’ya çıkar.
Fransisken misyonerlerinden adını alan bu yer henüz gelişmemiştir. Kendisine at kiralayıp Sacremento vadisine
iner. Geniş topraklar vardır, Vali Alverado’ya kendisini tanıtır. Valiye Yeni
Helvetia (İsviçre)’yı kurmak istediğini belirtir. Kendisine vali tarafından
izin de verilir.
··Surter ve adamları Yeni Helvetia’yı kurmsk için
ormanlık arazileri yakmaya başlarlar. Koloni hazırlanmıştır. Bire beş ürün
alınmaktadır. Vancouve ve Sandwich adaları ile bölgeye ulaşan gemilerin
yolcularını doyurur. Fransa’dan üzüm fideleri getirtir. Bağcılığı bölgede
başlatır. Buhar makinesi de temin eder.
Bu arada karısı ve üç çocuğunu yanına çağırır.
·Yeni Helvetia’nın efendisi çok zengindir. ABD,
bu toprakları Meksika’yı savaşta yenip elinden almıştır. Marshall, Suter’e sarı
metal olan altın bulduğunu müjdeler. Suter dostundan bunu saklamasını salık
verse de bu olay kısa sürede duyulur. Haberi alanlar işlerini bırakıp bölgeye
gelmeye başlarlar. Dünyanın en zengini yağmacılara karşı koyamaz. Mal mülkü
yağmalandığı için dilenci durumuna düşer.
··Karısı 1850’lilerde bu yeni durumları
kaldıramaz, hayatını kaybeder. Bu arada Suter hakkını almak için dava açmıştır:
Toprakların kendisine ait olduğunu, zararının karşılanması gerektiği talep
eder. 17200 çitfçiğe dava açmıştır. Topraklarından çıkmalarını istememektedir.
Kensisinin yaptırdığı şehir alt yapısına Kalifornia hükümeti el koyduğu için 25
milyon dolar tazminat ve çıkarılan altından da pay ister. Davayı takip için
Emil’i Washington’a gönderir. 1855’te dava sonuçlanır. Suter haklıdır ve tekrar
dünyanın en zengin adamıdır.
··Mülkleri ellerinden alınanlar adliyeye
saldırırlar Yargıç Thomsson’u aralar. Yağmacılar Suter’in büyük ve ortanca
oğlunu öldürüler. Suter’in küük oğlu İsviçre’ye kaçarken denizde boğulur. Suter
canını kurtarsa da her yer şeyini kaybetmiştir.
8.Bir Yiğitlik Anı /Dostoyevski
·Fyodor Mihayloviç Dostoyevski(1821-1881)Gece yarısı uyandırılır. Zincire
vurulmuş sekiz veya dokuz arkadaşı da vardır. Yaptıklarının cezasının ölüm
olduğunu bir teğmen açıklar. Ölümün gömleği giydirilir (1849). Bir Kazak atlısı
onun affedildiği haberini ulaştırır. Kaybolan gençlik yeniden damarlarında
akmaya başlar.
·Adeta yaşamları boyunca hep ezilenlerin nefret
ve kinini, yalnızları; acı çekenlerin acı feryatlarını duyar.
·Gisborne adlı bir İngiliz mühendis New York ile
ABD’nin en doüu ucu Newfoundland arasında kablo döşemek istemektedir.
Kaynakları bitince New York’a geri döner ve Field ile tanışır. Field genç yaşta
servet sahibi olmuştur. Elektrikten anlamaz, kablo bilmez biridir. Field adeta
geleceği birden bire görür. Amerika ile İrlanda’yı deniz altı kablosuyla
döşemeye karar verir. Okyanusu onlarca defa geçer ve servetini buna yatırmaya
karar verir.
Cyrus West Field
·Cyrus West Field (1819-1892) öyle kararlı ki
bakanlıklardan izin de alır. Dover ile Calais arasını bağlamayı kimse
düşünmemiştir.
·Bu iş için İngiltere, Agamemnon’u ABD ise
Niagara adlı gemileri görevlendirmişlerse de bu yeter değildi. Kablolar hassas, dayanaklı ve fazla kalın
olmaması gerekirdi. “Babil kulesi” yapıldığından beri böyle bir girişim
yapılmamıştı.
·Fabrikalar çalışır, kablolar imal edilir ve
gemilere yüklenir; gemi yolculuğu başlar. Macellandan beri en büyük gemi
yolculuğıydu. Mors bile bu işlemlerde çalıştı. Bütün bu çabaya rağmen kabloları
döşeyecek makara boşalmış emek boşa gitmişti. Kinci başarısızlık fırtınalarda
kabloların zarar görmesi nedeniyle olur. ABD başkan ve yardımcısı işin devam
ettirilmesi için istekli değillerdir. Ancak Field bu sefer de kararlı, tayfa
istekli, yeterli tel ve kablo da vardır. Bu işi yapacak donanma da hazırdadır.
Üçüncü girişim bu kez sessiz ve sedasız yapıldı. İki gemi kavuşup kabloları
birleştirmeyi başarırlar. Hiçbir şey olmamış gibi evlerine giderler. Bu üçüncü
girişimin sonucunda sevinç çığlığı yayılır. The Times, Kolomb’dan beri en büyük
olay diye duyuru yapar.Tanınmayan Field
birden bire kahraman olur. ABD başkanı, Birleşik Krallık kraliçesi Victoria’yı
yanıtlar. Field imparator gibi törenlere davet edilir.Fakat bu sefer kablolara aşırı yükleme olunca
kablolar yetersiz kalıp bozulurlar.Field’i kahraman görenler bu sefer Field’i ihanetle suçlarlar.
·Altı yıllık suskunluk evresi yaşanır.
İskandinav mitolojisindeki Midgard yılanı Jörmungand sanki deniz altında
kabloları koparmıştır. Field umudunu asla kaybetmemiştir. 1865’te bir gemi
satın alıp kablo döşemeye çabalarsa da yine başarısız olur. Son girişimi
(beşinci girişim) 1866’ta Eski ve Yeni Dünya karalarını telgraf hatlarıyla birleştirmiştir.
Mitololojideki Midgard yılanı Jörmungand
10.Tanrıya Sığınış/ Lev Nikolayeviç Tolstoy
·1890’da ölümüyle yarım kalan “karanlıkta bir
ışık” adıyla sahnelenen tiyatro yapıtı vardır. Aslında yarım kalan bir dramdır.
Tolstoy, kahramanı Nikolay Mikelayeviç Saryinzev (Nikolai
Michelajewitsch Sarynzew)’in kişiliğine bürünür. Tanrıdan acısına son
vermesini diler. Yazar, eksik kalan dramın son perdesini tamamlamayı istemez.
Stefan Zwig, son perdeyi kendisi tamamlamak ister.
11.Güney Kutbu İçin Savaşım/ Kaptan Scott
·XX. yüzyılda Dünya artık gizemli bir yer
olmaktan çıkmıştır. Coğrafi Keşiflerler bir çok yer keşfedilmiştir.Vapurlar Nil
kaynağına ulaşmış, Victoria şelalerine ulaşılmış, Amazon ormanları aşılmıştır.
Artık “terra incognita”(bilinmeyen toprak ) kalmamıştır.
Kaptan Scott
·Kutup noktaları hala gizemini korumaktadır.
Aslında burada anlatılan bu noktalara ulaşmakla birliktehangi ülkeninbayrağının dalgalandırılmasıdır. Kuzey kutbu için Peary (Robert Edwin
Peary, 1856-1920) ve Cook adlı Amerikalılar hazırlanmış; Güney kutbu için de
Viking lakaplı Norveçli Roald Amundsen (1872-1928) ve bir İngiliz kaptan Rober Falcon
Scott (1868-1912) rekabet halindedirler.
·Kaptan Scott, İngiliz donanma kaptanlarından
olup hizmetleriyle ön plana da çıkmıştır. İngilizler gibi soğukkanlıdır.Scott yeni baba olsa da mitolojideki
“Hektor’un Andromakhe’yi yalnız bıraktığı” gibi yalnız bırakır.
·Gemisi “Terra Nova”dır. Nuh’un gemisinin modern
versiyonudur.Ağzına kadar hayvan dolu
vebinlerce adet kitap da vardır gemide.
·Gemi Yeni Zelanda’da Evas Burnu’nda mola
verir.77. enlemdeki kulübede kalırlar.
Scott’ta rakibi olan Amundsen’in kendisinden önce kutba ulaşması tedirginliği
vardır. Kızaklar ve köperkler hazırlanır. 87. enleme Shackleton’un vardığı en
uç noktaya ulaşırlar Kutba ulaşmak için beş kişiye izin çıkmıştır. Kendilerine
eşlik edenler geri döneceklerdir.Scott,
Bowers, Oates, Wilson ve Evans’tır. Scott, yazmaktadır: 150, 130, 94, 70 ve 50
km kalmıştır. Sevinç ve neşe vardır.
·Bowers ayak izi görür. “Viking” lakaplı
Amundsen’in ayak izleridir. Norveçli ekip mi önce varacaktır hedefe? Binlerce
yıldır bu ıssız bölgeye ulaşacak ilkm kişi olmayacak mı?
“ Bütün çabalar sıkıntılar ne içindi?/Sona ermiş düşler için”
·Kaptan Scott, güneye ulaşmıştır. Ancak ne
kendisi ne de dört arkadaşı çok da mutlu değillerdir. Norveçli Amundsen,
bayrağını asmış ve kendisinden sonra gelecek kişiye notu Norveç kralı VII.
Hakoon’a ulaştırılmasını da talep etmektedir.
Kıtada hak iddia eden ülkeler
·Kutup noktası için pusula yeterli iken yönü
tespit etmek dönüş için çok daha zordur. Dönüş yolunda Evans ölmüştür. Oates
iyi durumda değildir, yürüyemeyecek durumda olup arkadaşlarına yüktür. Oates
dolaşmaya çıkacağanı söyler ancak arkadaşları bunun ölüm yolculuğu olduğunu
bilmektedirlerr, onu da durdurmadılar. Hava sıcaklığı sıfırın altında kırk
derece civarındadır.Yiyecek bitmiştir.
Scott, yarı donmuş parmaklarıyla sevdiklerine ölüm anının mektubunu yazar:
“ Kahraman olduk mu bilmiyorum / Sonumuz
ulusumuzun kahraman ruhu ve dayanma gücü / henüz kaybolmamıştır”
·Elleri donuncaya kadar yazar en söz anı
defterini karıma ulaştırın yazar. Yardım ekibi yola çıksa da hava kötüdür.
12.Mühürlü Tren /Lenin (Vladimir İlyiç Ulyanov)
·1915- 1918 yılları arasında İsviçre’de
dedektiflik olayı olduğundan bahseder. Burada her ülkenin istihbarat
teşkilatları cirit atmaktadır. Kimsenin dikkatini çekmeyen tıknaz ve ufak tefek
bir adam vardır. Az sayıda ziyaretçisi olup düzenli ve programlı işleri de
bulunmaktadır. Saat dokuzda düzenli olarak kütüphaneye gitmektedir. O gün
Rusya’da devrimin başladığı haberini aldı. Ünlü Rus yazar Maksim
Gorki’nin(1868-1936, Ölü Canlar’ın yazarr) “yurda dönün” çağrısı yayımlanınca
Lenin de harekete geçer. Bu çağrı aslında devrim çağrısı değil de İngiltere ve
Fransa’nın kışkırtmalarıyla yapılan bir saray hareketidir.
·Lenin ülkesine dönmek için kararlı olsa da
İsviçre’de kapana kapanmış gibidir. Lenin, önce İsviçreli komünist Fritz
Platten aracılığı ile Almanya üzerinden tren yolculuğu ile İsveç’e daha sonra
da Sankt Petersburg (St petersburg)’a geçmeyi başarmıştır.
13.Cicero/ Marcus Tullius Cicero
·Marcus Tullius Cicero (MÖ 106-MÖ 43), Roma’nın
ilk hümanisti, hatibi, hukuk savunucusudur. Cicero cumhuriyeti korumak için
düşünceleri var. Söylevleri taş levhalara kazınır.
·“Devlet Üzerine” eseri ideal devletin
kanunnamesi olarak kabul edilir. Önceleri Julius Caesar’ı desteklese de
sonradan desteğini çeker. Julius Caesar’ın başarılı olmasının en önemli
nedenlerinden biri de kendisini savmeyenleri affedip kendi tarafına çekme
başarısıdır. Julius Caesar, Cicero’nun kendisine sadık olmasını ister.
·Lucius Sergius Carilina ( Cumhuriyeti yıkmayı
amaçlayan siyasetçi)’yı yener. Pater Patriae (vatan Babası) unvanı verilse de
senato tarafında daha sonraları sürgün edilir.
·Cicero, Forum’da davalara bakan, lejyon
komutanlığı yapan, konsül görevini yerine getiren kişidir. “Res-publica”
(devlet işi) işlerinden uzaklaşıp “Res-private” (özel işler) konusunda kendini
geliştirir.
·Cicero’nun yanına Cassius ve Caesar da gelmez
olurlar. “Hitabet Üzerine” eserinde kendisine örnek olacaklara önerilerde
bulunur.
·“Yaşlılık Üzerine” eserinde bilge kişinin
yaşının saygınlığı ve yıllardır yaşadığı duyguları anlatır.
·“Teselliler”( Consolationes), kızı Tullia’nın
ölümü sonrasını anlatır.
·Bu sırada Caesar’ın öldürüldüğü haberi gelir.
Kendisinin dâhil olmadığı olyın arkasında durur. Komplocuların korkak halkın
eski halk olmadığını anlar. Caesar boşuna öldürülür. Şimdi herkes onun mirasını
almak için mücadele etmeye başlar. Cicero, Napoli Körfezi dolaylarında Pateoli
yöresindeki villasına çekilir. Yaşlılık, yalnızlık ve ahlakla ilgili “Yükümlülükler
Üzerine” eserini yazar. Antonius, Octavianus ve Lepidus aralarında anlaşıp Roma
mirasını paylaşmaya karar verirler. Cicero’nun Antonius ile arası iyi de
değildir. Antonius’un etkisiyle öldürülür.
14.Wilson’un Başarısızlığı /Woodrow Wilson
·Geroge Washington adlı gemiyi Avrupalıalr
beklemektedir. Yöneticilerin onayıyla kurulmuş ve insanlığın ortak kararıyla
desteklenmiş bir hukuk devleti kılınsın. Söz sahibi olması gereken lider değil
halkın iradesidir. Fransa Wilson’u iyi karşılar, Wilson barışı kalıcı kılmak
için “Monroe doktrini”ni bile delmiştir.
Woodrow Wilson
·Wilson istediği barışın sağlanması için kendi
adıyla ilkeleri yayınlasa da müttefiki diğer devletlerin Versay antlaşmasını
imzalamaları ve Warren Harding’e karşı 1920 yılı seçimlerini kaybetmesi barışın
kalıcılığını sağlamasa da kendisi 1919 yılı Nobel barış ödülüne layık
görülmüştür.