10 Ekim 2020 Cumartesi

 

1. Ünite: TARİH BİLİMİ

TARİH BİLİMİNE GİRİŞ

Tarihin Tanımı ve Özellikleri

·         Geçmişteki insanların yaşayışlarını, oluşturdukları kültür ve uygarlığı, yer ve zaman göstererek, neden-sonuç ilişkisi içinde, belgelere dayanarak, objektif olarak inceleyen ve anlatan bir sosyal bilimdir.

 

Tarihi Olayların özellikleri

ü  Geçmişte yaşanmış olayları inceler.

ü  İnsanlar meydana getirir.

ü  Belgelere dayanmalıdır.

ü  Yer ve zaman belirtilmeli.

ü  Sebep-sonuç ilişkisi olmalıdır.

ü  Objektif olmalı.

ü  Tarihi olaylar tekrarlanamaz (deney- gözlem yapılamaz).

 

Tarihin Konusu

        Toplumların yapmış oldukları sosyal, ekonomik, siyasi, dinî, kültürel faaliyetler tarihin konusu arasında yer alır.

 

Olay ve Olgu kavramı

       Geçmişte meydana gelen, başlangıç ve bitiş tarihi belli olan olaylara “tarihî olay” denir.

       Tarihî olay sonucunda uzun sürede gelişen durumlara ise “tarihî olgu” denir.

       Tarihî olgular süreklilik gösterir.

       Örneğin, Fransız İhtilali tarihî bir olay, Fransız İhtilali sonrasında milliyetçilik akımının yayılması ve ulusal devletlerin kurulması da birer tarihî olgudur.

 

Tarihte Yer ve Zaman İlişkisi

       Tarihî bir olay için, yer ve zaman en önemli unsurlardır.

       Ayrıca coğrafi şartlar, bölgenin özellikleri, olayların sebep ve sonucunu doğrudan etkilediğinden tarihî olayların geçtiği yerlerin bilinmesi son derece önemlidir.

 

       Tarihte Sebep-Sonuç ilişkisi

        Tarihî olaylar bir zincirin halkaları gibi birbirlerini neden ve sonuçlarıyla takip eder.

       Tarih Biliminin Yöntemi

       Her bilim dalı sonuca ulaşmak için kendine özgü yöntemleri vardır.

       Tarih bilimini fen bilimlerinden ayıran en önemli özelliği tekerrür (tekrar) etmemesi, sonuca ulaşmak için deney ve gözlemin yapılamamasıdır.

       Tarihçi: Tarihî olayları sebep-sonuç ilişkisi içerisinde belirli yöntemlerle araştırarak açıklama yapanlara “tarihçi” denir.

       Tarihçinin geçmişi aydınlatmak için yararlandığı her türlü yazılı kaynağa “belge”, belgelerin saklandığı yere “arşiv”, incelenen olayla ilgili elde edilen her türlü bilgilere ise “veri” denir.

       Tarih araştırmacılığında şu yöntemler vardır:

 

 

1. Kaynak Arama:

       Geçmişten günümüze kadar gelmiş her türlü veriye kaynak denir.

       Kaynaklar 3’e ayrılır;

a)        ana kaynaklar, olayı yaşayan birinin yazdığı eserler, paralar, devletlerin resmî evraklar

b)       birinci elden kaynaklar, ana kaynaklardan yararlanarak yazılan eserlerdir

c)        ikinci elden kaynaklar, birinci elden kaynaklardan yararlanılarak yazılan eserlerdir.

 

       Tarihî kaynaklar, bilgi veren kaynağına ve malzemenin cinsine göre çeşitli gruplara ayrılır:

a)        Sözlü Kaynaklar: ağızdan ağza söylenerek gelen tarihî şiirler, hikâyeler, efsaneler, destanlar

b)       Yazılı kaynaklar: Kitabe, şecereler, biyografi, seyahatnameler, hatıralar, yıllıklar, kitaplar, resmi yazışmalar, mühürler, fermanlar, kanunnameler, paralar, takvimler, antlaşmalar, kil tabletler.

c)        Yazısız kaynaklar: Evler, kaleler, çeşmeler, heykeller, resim, hikayeler, film, fotoğraflar, destanlar, efsaneler, mağara resimleri,  kabartmalar, mezarlar, anıtlar, insan ve hayvan iskeletleri.

d)       Görsel ve İşitsel Kaynaklar: Olayların geçtiği dönemde çizilmiş haritalar ve planlar görsel kaynaklardır. taş plaklar, CD’ler, VCD’ler, DVD’ler ve filmler sesli ve görüntülüdür.

(etkinlik sayfa 20)

 

2. Tasnif etme ( Sınıflandırma)

       Tarihçilerin elde edilen verileri zamana, mekâna (yere) ve konuya göre bölümlere ayırarak düzenlemelerine “tasnif” denir.

 

3. Tahlil (Çözümleme)

       Tarihçinin elde ettiği verilerin yeterli olup olmadığını tespit etme aşamasına “tahlil” denir.

4. Tenkit (Eleştiri)

       Tarihçi, bu aşamada elde edilen verilerin gerçek veya sahte olup olmadığını “tenkit” (eleştiri) yaparak değerlendirir. 

       Eleştiri iç ve dış tenkit olmak üzere iki aşamada yapılır:

a)        İç Tenkit: Yazarın duygu ve düşüncelerinin eser üzerindeki etkilerine bakılır.

b)       Dış Tenkit: Eserin yazarı, nerede ve ne zaman yazıldığı tespit edilir. (s. 21 etkinlik)

 

5. Terkip (Sentez)

       Tarihçilerin hazırlayacağı eseri yazma aşamasına geçtikleri son bölüme “terkip” denir.

       Bu aşamada şunlara dikkat edilir:

       Meydana gelen dönemin koşulları dikkate alınır.

       Sade ve anlaşılır dil kullanılmalıdır.

 

TARİHİN TASNİFİ (SINIFLANDIRILMASI)

       Tarihin kapsadığı konu ve zaman bakımından geniş olmasından dolayı tarihi araştırmalarda ve tarih öğretiminde kolaylık sağlamak amacıyla sınıflandırılır.

1.        Zamana göre: Tarih, zamana göre; yıl, dönem, çağ ve yüzyıl gibi bölümlere ayrılması

2.        Mekana göre: coğrafi bölgelerin, kıtaların, ülkelerin tarihini incelemek

3.        Konuya göre: Konular belli bir alanı kapsar. Kültür Tarihi, Siyasi Tarih, Dinler Tarihi gibi çalışmalar, konuya göre sınıflandırma kapsamında değerlendirilir. (s. 22 etkinlik)

 

 

 

 

ZAMAN VE TAKVİM

a) Takvimlerin Ortaya Çıkışı

·         İnsanlar, zaman içinde yaşanılan gelişmeleri yıl, ay ve saate göre ayırarak takvimi ortaya çıkarırlar.

·         Takvim düzenlenirken Dünya’nın kendi etrafında bir defa dönmesi ile geçen zamana “gün”, Ay’ın Dünya çevresinde bir tur yapması ile geçen zamana “ay”, Dünya’nın Güneş çevresinde bir tur dolanması ile geçen zamana “yıl” denmiştir.

·         Ay takvimi: Tarihte ilk takvimi Sümerler kullandılar. Ay yılı esasına göre düzenledikleri takvimi 12 aya bölerek bir yılı 360 gün olarak hesapladılar.

·         Güneş takvimi: Mısırlıların kullandıkları takvim ise güneş yılına dayanıyordu. Bir yılı 12 aya bölerek 365 gün olarak hesapladılar.

·         Mısırlıların yaptıkları takvim Roma imparatoru Julius Caesar (Jül Sezar) ve Papa XIII. Gregorius (Gregoryus) tarafından yeniden düzenlenerek 1582 tarihinden itibaren dünya genelinde kullanılmaya başlandı.

·         Tarih boyunca toplumlar kendileri için önemli olayları takvimlerine başlangıç yaptılar. İbraniler MÖ 3761 yaradılış yılını, Yunanlılar ilk olimpiyat oyunlarının yapıldığı MÖ 776 yılını, Romalılar, MÖ 753 Roma şehrinin kuruluşunu, Müslümanlar ise 622 yılını Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicretini takvimlerinin başlangıç yılı olarak kabul ettiler

b) Türklerin Kullandıkları Takvimler

·         Türkler tarih boyunca birçok takvim kullanmışlardır:

1.        On İki Hayvanlı Türk Takvimi: İslamiyet öncesinde Türklerin kullandığı ilk takvimdir. Güneş yılı esasına göre düzenlenmiştir. Bir yıl, 365 gün 5 saat olarak belirlenmiştir. On iki yılda bir devir yapan yılları sayı ile değil, hayvan adları ile adlandırmışlardır. Her yılın bir adı vardır. Aylar ise sayılar ile gösterilmiştir. Her on iki yıldan sonra yıl adları, birinci yıldan itibaren başlar. Başlangıçta Köktürk ve Uygurlar tarafından kullanılan bu takvim zamanla birçok Türk boyu, Çin ve Tibetliler tarafından da kullanılmıştır.

2.        Hicri Takvim: Ay yılı esasına göre düzenlenen hicri takvimin başlangıcı hicrettir. ilk kez Hz. Ömer döneminde kullanılmaya başlanan hicri takvime Kameri (Ay) takvimi de denir. Günümüzde ülkemizde kutsal gün, ay ve dinî bayramların belirlenmesinde hicri takvim kullanılmaktadır.

3.        Celali Takvimi: Melikşah’ın emriyle Ömer Hayyam başkanlığında bir komisyona hazırlatılmıştır. Melikşah’ın diğer adı olan Celalettin’den dolayı “Celali takvimi” olarak anılmıştır. Takvimin başlangıç tarihi 1079’dur. Güneş yılı esasına göre belirlenmiştir. Bir yıl 365 gün 6 saat olarak hesaplanmıştır. Büyük Selçuklu Devleti dışında, Hindistan’da Babür Devleti tarafından da kullanılmıştır.

4.        Rumi Takvim: Osmanlı Devleti tarafından kullanılmıştır. Osmanlılar vergilerin toplanmasında ve diğer malî işlerde Hicrî takvimin bir takım sakıncaları görülünce Rumi takvim yapıldı. Güneş yılına göre düzenlenen takvimde bir yıl 365 gün 6 saat olarak hesaplandı. Rumi takvim 1839 yılından itibaren bütün resmî işlerde kullanıldı.

5.        Miladi Takvim: Başlangıç tarihi milat (Hz. İsa’nın doğumu) olan bu takvim ülkemizde 1 Ocak 1926 yılından itibaren kullanılmaya başlandı. Bir yıl 365 gün 6 saattir. Günümüzde, dünyada en yaygın olarak kullanılan takvimdir. Güneş yılı esasına göre düzenlenen takvimlerde her yüz yıla “yüzyıl” veya “asır” denir.

·         Güneş yılı esasına göre düzenlenen takvimlerde her yüz yıla “yüzyıl” veya “asır” denir.

TARİHİN ÖNEMİ

a) Tarih Öğrenmenin Amaç ve Faydaları

·         Tarih, insanların geçmişten ders alıp geleceğe yön vermelerini sağlar.

·         Tarih, insanlara, vatan ve millet kavramları ile millî ve kültürel değerleri öğretir.

·         Tarih, millî birlik ve beraberlik anlayışının kuvvetlenmesini sağlar.

·         Devlet yöneticilerine devletin nasıl yönetileceği konusunda yardımcı olur.

·         İnsanlara karşılaştıkları durumları tarihî olaylarla bağlantı kurdurarak mantıklı bir sonuca varma yeteneği kazandırır.

·         İnsanların, aralarındaki sorunları barış yoluyla çözümlemelerine katkıda bulunur.

b) Atatürk ve Tarih

ü  1924 yılında İstanbul Üniversitesine bağlı olarak Türkiyat Enstitüsünü kurdu,

ü   Atatürk, Türk milletinin tarihini öğrenmesini ve kendisini tanımasını amaçladı.

ü  millî tarih dersleri öğretilmesini sağladı.

ü  1931 yılında bilimsel çalışmalar yapılması için Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti (Türk Tarih Kurumu) kuruldu.

ü  Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin açılmasına öncülük etti (1936).

ü   Atatürk, yaptığı tarih çalışmalarıyla Türk millî tarihinin büyük ölçüde aydınlanmasını sağladı.

ü  Atatürk son olarak mirasının büyük bir kısmını Türk Tarih Kurumuna bağışlayarak tarihe ne kadar önem verdiğini gösterdi.

 

4. TARİHÎ OLAYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

·         Tarihî olayı değerlendirirken o dönemin şartları göz önünde bulundurulmalıdır.

·         Örneğin,

·         Çanakkale Savaşı’nı zor koşullarda kazanılması

5. TARİHÎ OLAYLARIN FARKLI BAKIŞ AÇILARIYLA DEĞERLENDİRİLMESİ

·         Tarihî olayların değerlendirilmesinde en önemli husus tarihçilerin olaylara tarafsız yaklaşmalarıdır. Tarihçi, olayları duygusal yaklaşımlarla açıklamamalıdır.

·         Bunun en önemli kanıtı, Mısırlılarla Hititliler arasında yapılan Kadeş Antlaşmasıdır. Kendi kaynaklarında; Mısır Firavunu II. Ramses, kahraman olarak tasvir edilirken Hitit kralı Muvattali savaşı kendisinin kazandığını iddia eder.

 

6. TARİHÎ BİLGİLERİN DEĞİŞEBİLİRLİĞİ

·         Tarihte mutlak değerler yoktur. Tarihçiler geçmişte yaşanmış tarihî olaylarla ilgili sürekli araştırmalar yapmaktadır. Bu araştırmalar sonucunda bulunan yeni bilgi ve belgeler, mevcut tarihî bilgilerin değişmesine yol açabilmektedir.

·         Örnek: Yapılan araştırmalar sonucunda ilk Osmanlı parasının Orhan Bey döneminde değil Osman Bey döneminde bastırıldığını göstermektedir.

1. TARİH YAZICILIĞININ GELİŞİM SÜRECİ

·         Yazının kullanılmaya başlanmasından sonra yapılan faaliyetlerin kayıt altına alınmasıyla da tarih yazıcılığı başlamıştır. (Örnek; Hititlerde anallar (yıllıklar), Köktürklerde kitabeler, Osmanlılarda vakayinameler, Ruslarda kronikler tarih yazıcılığına örnektir.)

TARİH YAZICILIĞININ GELİŞİM SÜRECİ (ETKİNLİK S 31)

Hikâyeci (Rivayetçi) Tarih:

·         En ilkel tarih yazma tarzıdır.

·         Hikâyeci tarihin öncüsü Heredot’tur.

·         Heredot yazmış olduğu Historia (Tarih) adlı eserinde Yunan tarihini ve komşu ülkelerin tarihini hikâye şeklinde anlatmıştır.

·         Anlatılan olaylar yorum yapılmadan verilir.

·         Hikâyeci tarihi masallardan ayıran özellik, bu türün yer ve zaman belirtmesidir.

Öğretici Tarih (Pragmatik, Faydacı)

·         Geçmişin olaylarından gelecek için ders çıkarma amacı güdülür.

·         Olaylar ve kişilerden ilgi çekici şekilde söz edilerek toplumun ahlaki bakımdan gelişmesi amaçlanır.

·         Yazar, mensup olduğu millete nasihatlar verir.

·         Öğretici tarih yazıcılığın ilk temsilcisi Thukydides, Peleponnes Savaşları’nın tarihini yazmıştır

Araştırıcı Tarih

·         Araştırma ve geliştirme yöntemleri kullanılır.

·         19. yüzyıldan itibaren bilimsel tarihçiliğin kullandığı yöntemdir.

·         Araştırmacı tarih olayların nedenlerini, gelişimlerini ve sonuçlarını sorulara cevap verecek şekilde anlatır.

·         Olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kurar.

·         XX. yüzyıldan itibaren gelişerek bilimsel özellik kazanan araştırmacı tarih, günümüz tarih anlayışının temelini oluşturur

 

2. TÜRKLERDE TARİH YAZICILIĞI

a) Osmanlılarda Tarih Yazıcılığı:

·         Osmanlı Devleti’nde tarih yazıcılığı devletin başarılarını ortaya koyar. Padişah ve diğer yöneticilerin hayatları, kahramanlıkları, siyasi ve askerî zaferleri anlatılır. Bu işleri yapan tarihçilere “şehnameci” denir.

·         XVIII. yüzyıldan itibaren Osmanlı tarih yazıcılığında Avrupa’nın etkisi görülür. Bu dönemde şehnamecilerin yerini “vakanüvisler” aldı. Resmî devlet tarihçisi olan vakanüvisler, daha önceki tarihî bilgileri değerlendirerek kendi dönemlerinde yaşanan olayları da yazdılar. Kişisel yorumlara pek yer vermediler.

·         İlk Osmanlı vakanüvisi Mustafa Naima Efendi’dir. Naima, tarihî olayları kronolojik olarak sıralayıp olaylara sosyolojik yorumlar da kattı.

b) Cumhuriyet Döneminde Tarih Yazıcılığı

·         Türk tarihinin kökenlerini eleştirel bir anlayışla ortaya çıkarmaya çalışıldı.

·         Türklerin kurmuş oldukları uygarlıklar ve bu uygarlıkların dünya medeniyetine katkıları belgelerle ispatlanmaya çalışıldı.

TARİHİN YARARLANDIĞI BİLİM DALLARI

1.        Coğrafya: Tarihî olayların tüm yönleriyle aydınlatılabilmesi için olayın yaşandığı mekânın coğrafi özelliklerinin bilinmesi gerekir.

2.        Arkeoloji: “Arkeoloji”, bir kazı bilimidir. Özellikle tarih öncesi dönemlerin aydınlatılmasında tarihe yardımcı olur.

3.        Kronoloji: “Kronoloji”, zaman bilimidir. Tarihî olayların zamanının belirlenmesinde ve sıralanmasında tarihe yardımcı olur. Olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kurar.

4.        Antropoloji: İnsan ırklarını fiziksel açıdan inceleyerek sınıflandırır. İnsanın iskelet, kafatası gibi fiziki özelliklerini inceleyerek insanlık tarihinin en eski dönemlerinin aydınlatılmasında tarihe yardımcı olur.

5.        Etnografya: Toplumların yaşayış, gelenek, örf ve âdetlerini araştırıp inceleyen bilim dalına “etnografya” denir. Özellikle belgelerin yetersiz olduğu durumlarda, etnografya biliminin verdiği bilgiler büyük önem taşır.

6.        Paleografi: “Paleografi”, eski yazıların okunmasını sağlayan bilim dalıdır. Her devirde ayrı yazılar kullanıldığından bu yazıların okunması önemlidir. Paleografya, tarih boyunca yazıların geçirdiği evreleri ve özellikleri inceler.

7.        Epigrafi: “Epigrafi”, anıtlar üzerindeki yazıları ve kitabeleri inceler. Böylece anıt veya kitabenin dikildiği dönemin sosyal, siyasi ve ekonomik özelliklerinin aydınlatılması konusunda tarihe yardımcı olur. Epigrafi, çalışmalarını filoloji ve paleografya ile birlikte yürütür.

8.        Diplomatik: “Diplomatik”; devletlerarası antlaşma, ferman, berat gibi vesikaları inceler. Devletlerarası siyasi ilişkiler, yapılan antlaşmalar konusunda tarihe yardımcı olur.

9.        Nümizmatik: “Nümizmatik”, eski paraların tanınması ile uğraşan bir bilim dalıdır. Paraların üzerindeki resim, şekil ve semboller sayesinde devletlerin siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik durumları hakkında bilgilere ulaşılabilir.

10.     Hukuk: “Hukuk”, insanların birbirleriyle ve devletle olan münasebetlerini düzenleyen kurallardır. Hukuk kurallarının incelenmesiyle toplumların siyasi, kültürel, ekonomik yapıları hakkında bilgilere ulaşmak mümkündür.

11.     Edebiyat: Edebiyat, tarih boyunca meydana gelmiş olayların, günümüze aktarılmasında tarihe yardımcı olur.

12.     Felsefe: Felsefenin tarihî olayları değerlendiren kolu ise tarih felsefesidir.

13.     Sosyoloji: Tarihî olayların geçtiği döneme ait toplum yapısı ve değer yargılarının bilinmesi, tarihî olayların doğru bir şekilde değerlendirilmesine yardımcı olur

14.     Filoloji : “Filoloji” dünya üzerinde var olmuş dilleri inceler. Dillerin benzer özelliklerini, akrabalık bağlarını araştırır. Göç hareketlerinin açıklanmasında, toplumların yakınlık derecelerini ortaya koymada tarihe yardımcı olur.

15.     Ekoloji: “Ekoloji”, çevre bilimidir. Çevre değişikliklerini ve bu değişikliklerin insan toplulukları üzerindeki etkilerini araştırır.

16.     Kimya: “Kimya”, tarihî buluntuların belirlenmesinde tarihe yardımcı olur. “Karbon 14” metodu sayesinde buluntuların hangi döneme ait olduğunu ve orjinalliğini kimyasal analizler sonucu tespit eder.

17.     Heraldik: “Heraldik”, armaları inceleyen bilim dalıdır. Armalarda yer alan semboller, kullanıldığı dönemin aydınlatılmasında tarihe yardımcı olur. (sayfa 42)


31 Temmuz 2020 Cuma

URARTULAR

URARTU (BİAİNİLİ)  KRALLIĞI

 

Urartu devleti’nin başkenti Tuşpa’dır. Doğu Anadolu’da yer alan Van Gölü ile Kuzeybatı İran’da bulunan Urmiye Gölü’nün yükseltilerinden daha yüksek rakımda bulunan Urartu ülkesine; Asurlar Uruatri demekteyken,  Tevrat’ta Ararat denilmektedir. Asur tabletlerinde Van Gölü için “Nairi’nin Yukarı Denizi” , Urmiye Gölü için “Nairi’nin Aşağı Denizi” denilmektedir.

 

Urartuların en geniş sınırları 

Urartuların sınırları, batıda Fırat nehri, kuzeyde Ermenistan dağları, batıda Toroslar, batıda İran’da Savalan dağları güneyde Zağros dağları yer almaktadır. Urartuların etkin olduğu bölgeler Doğu Anadolu Bölgesi, Ermenistan, İran’ın batısı, Gürcistan ve Irak’ın kuzey taraflarıdır.

 

Urartuların ilişki içinde yer aldığı ülkeler; başta Asurlar olmak üzere Melitia (Malatya), Tabal(Orta Anadolu)  krallığı, Kummuh (Adıyaman) krallığı, Frigler ve Medler olmuştur. Bu devletlerden Asurların Urartu krallığı için belirleyici bir rol oynadığı söylenebilmektedir. Asurların güçlendiği dönemlerde Urartular zayıflamışken, Asurların zayıfladıkları dönemde ise sınırlarını genişletmeye çalışmıştır. Asurların Urartu ülkesine saldırmalarının temel nedeni bölgenin yer altı zenginliğine sahip olma isteğidir.

Asur tabletlerinde Urartu konfedarasyonunda sekiz ülkenin varlığından söz edilmektedir:  Himme, Uatqun, Masgun, Salua, Luha, Halila, Nilipahri ve Zingun’dur.


I. Sarduri öncesinde bilinen Arame (858-844) ve Lutipri (844-834) adlı krallar vardır. Arame, tabletlerde kendisinden bahsedilen ilk Urartu konfedarasyon kralıdır. Lutipri, I. Sarduri’nin babasıdır.


I. Sarduri dönemi  (834-828)

13. yüzyıldan itibaren Hitit ve Mitanni devletlerinin yıkılmasıyla Asurlar siyasi dengeyi kendi lehlerine çevirmek istemişlerdir. Asurların Arami göçleriyle uğraşmasını fırsat gören I. Sarduri, Uruatri ve Nairi feodal beyliklerini bir araya getirerek Tuşpa’yı başkent yapmıştır. Bu nedenle  I. Sarduri Urartu ülkesinin gerçek kurucusu olup başkenti Tuşpa şehrine taşımıştır.

 

Tuşpa (Van) Kalesi 

I. Sarduri’nin tahtı zorla ele geçirdiği ve ilk kral Arame’nin soyundan gelmediği tahmin edilmektedir. Bu dönemde Hubuşkia ülkesi egemenlik altına alınmış ve Asur ülkesine karşı konulmaya çalışılmıştır.

 

İşpuini(Ushpina) dönemi (828-810)

 

I. Sarduri’den sonra başa geçmiş ve onun politikasını devam ettirmiştir.Patnos, Zivistan ve Aşağı Anzaf kalelerini yaptırarak sınırlarını emniyet altına almış ve ülkesini imar etmeye çalışmıştır. Günümüzde Batı İran taraflarında yer alan Urmiye Gölü çevresine sefer yaparak bu topraklarda hak iddia etmiştir. Yine bu dönemde Musasir denilen ülke veya kent ele geçirilmiştir. İşpuini, başa geçtikten kısa süre sonra oğlu Menua’yı taht ortağı ilan etmiş ve bu anlamda Urartularda bunun başka örneği yoktur. İşpuini’nin oğluyla ortak krallık döneminde Anaşe, Witeruhi/Uiteruhi, Luşa ve Katarza ülkelerine(Kuzey Doğu Anadolu ve çevresinde yer almaktadırlar)  sefer düzenlemişlerdir.

 

Menua dönemi (810-785)

 

Menua döneminde de Kuzey Doğu Anadolu üzerinde egemenlik devam ettirilmiş ve bu durum sonraki krallar döneminde de hedef olarak görülmüştür. Menua, merkezi otoriteyi sağlamlaştırmış  yeni kaleler inşa ettirerek ülke savunmasına önem vermiştir. Menua, ülkede çeşitli düzenlemeler de yapmıştır: Ülkede teokratik bir devlet modeli uygulamaya başlamış baştanrı olarak savaş tanrısı Haldi’yi kabul etmiş kendisini de onun temsilcisi saymıştır. Şivini’yi güneş tanrısı, Teişepa’yı gök ve fırtına tanrısı kabul etmişti.

 

Urartular bu dönemde Urartuca’yı resmi dil kabul etmiş ve hiyeroglif yazısı kullanılmıştır. Ülkede en önemli faaliyetlerinden biri de sulama kanallarının ve baraj ile setlerin inşa edilmesidir.

 

I. Argişti dönemi (780–756)

 

Asurlar yenilgiye uğratılarak Kuzey Suriye topraklarının bir kısmı ele geçirilmiş yine bu dönemde Kafkasya’ya kadar sınırlar genişletilerek günümüzde Ermenistan çevresi de egemenlik altına alınmış ve burada Erebuni( Arinberd)  kalesi inşa edilmiş bu kale Ermenistan’ın başkenti Erivan’ın temelini oluşturmuştur. Sözü edilen kalenin burada inşa edilmiş olması Urartuların kuzey sınırlarını korumak istediklerini göstermektedir.

 

Bu dönemde Argiştinihili adında şehir kurularak başkent buraya taşınmıştı. Bu antik kent günümüzde Ermenistan sınırları içinde Aras nehri yakınında yer almaktadır.

Bu dönemin en dikkat çeken özelliklerinden biri de İskitlerin varlık göstermeye başlamasıdır. I. Argişti, babasının yayılmacı siyasetini devam ettirerek Urartuların en geniş sınırlara sahip olmasını sağlamıştır.

 

II. Sarduri dönemi (756-730)

 

Bu döneme kadar olan Urartu kralları sınırlarını genişleterken bu dönemden itibaren göçebe kavimlerin baskısı başlamıştır. Urartuların İşkigulu dedikleri İskit ve Kimmer saldırıları devleti oldukça yıpratacaktır.

 

Urartu Devletinin Yıkılışı

II. Sarduri, Urartu’nun dış politikasını başarı ile uygulamasına rağmen, yenilgiler onun saltanatının son yıllarının hüsranla bitmesine sebep olmuştur. Yerine I. Rusa (M.Ö.735–714) geçmiştir.

 

I. Rusa dönemi  (735-714)

I. Rusa’nın saltanatının ilk yıllarına ait belge oldukça azdır. Bu dönemle ilgili bilgi veren yazıtlarda, Gökçe Göl kıyısında iki önemli kalenin inşa edildiği kayıtlıdır. Haldi ve Teşeba adı verilen bu kaleler, kuzeyden gelen göçebe/atlı kavimlerin ya da bozkır, Urartu sınırlarını zorlamaları sonucu inşa edilmiştir.

 

I. Rusa, Gökçe Göl civarındaki seferini tamamladıktan sonra, Urartular için büyük öneme sahip olan Muşasir kentine yönelmiştir. Muşasir kralı, tahtını korumuş olmasına rağmen Urartu kralına kesin bir şekilde bağlanmıştır. Ayrıca Muşasir’in Asur’a yapılan seferler için bir çıkış noktası olarak kullanılmış olduğu da anlaşılmaktadır

 

I. Rusa, tedbirli bir politika izleyerek, Asur ile karşı karşıya gelmekten kaçınmıştır. Bunu yaparken de Batı İran bölgesindeki krallar ile iyi ilişkiler kuruyordu. Bu sırada, Asur tahtında bazı değişiklikler olmuş, III. Tiglath-Pileser (745–727)’in yerine önce V. Salmanassar (726–722) geçmişse de, daha sonra kardeşi II. Sargon (721–705) tahtı zorla ele geçirmiştir. II. Sargon, bu olaydan hemen sonra, Suriye bölgesinde isyan etmiş olan Arpad, Damascus, Samaria ve Hamath birliklerini ağır yenilgiye uğratmıştır

 

 Bu başarılı Kuzey Suriye seferinden sonra, Asur kralı bu bölgedeki egemenliğini tamamen hissettirmek için çalışmalarını arttırmıştır. Asur kralı Tiglath-Pileser zamanında kurulan casusluk teşkilatını genişletmiş ve başına prens Sanherib’i getirerek Urartu devletinin bütün faaliyetlerini sıkı bir kontrol altına almak istemiştir.

 

Sanherib’in II. Sargon’a göndermiş olduğu mektup tarih açısından oldukça önemlidir. Mektupta Sanherib, Kimmerlerin Urartu için büyük sorunlar yarattığını ve Urartu ordusunun yenildiğini bildirir.

 

Bir başka ifade ile I. Rusa Kimmerler üzerine yaptığı seferde başarısız olmuştur. I. Rusa’nın bu seferi Kimmerlerin yoğun olarak yaşadığı kuzey ülkelerine karşı yapılmıştır. Ancak zamanla Kimmer yayılım alanı genişledikçe Kimmerler Urartu ülkesinin sadece kuzeyini değil doğusunu da tehdit eder hale gelmişlerdi. Öyle ki yakın zamanda ortaya çıkarılan bir mektup Kimmerlerin Urartu ülkesinin doğusunda gerçekleştirdikleri faaliyetleri hakkında bize bilgi verir. Bu mektupta yer alan “Kimmerler gittiler. Mannea ülkesinden Urartu topraklarına girdiler” ifadesi bu durumu kanıtlar. Buna göre Kimmerler, I. Rusa zamanında hem Kafkaslar hem de İran  İran’da gelişmesini tamamlayan Medler’dir. Bir süre sonra bu güç Urartu ve Asur için ciddi tehlike olacaktır.

 

II. Rusa dönemi  (680-639)

 

Bu olaylardan sonra Urartu kralı II. Rusa, Supria bölgesinde çıkan isyanı yeni müttefiki Kimmerler sayesinde kısa sürede bastırmıştır.

 

Bu sırada Asur kaynakları İskit/İşkuza/Asquzai41, kralı İşpakai ile yapılan bir mücadeleden bahsetmektedir. 679’da meydana gelen bu mücadeleyi Assarhaddon Asur lehine çevirmeyi bilmiştir.

Asur kralının kazanmış olduğu bu zaferin bütün İskit boylarına karşı kazanıldığını düşünmek mümkün değildir. Çünkü İskit baskısı bölgede her geçen gün artarak devam etmiştir. Urartu kralı, İskit boylarının topraklarından geçmelerine ve Asurla sürekli mücadele ettikleri Mannea Ülkesine yerleşmelerine izin vermiştir. Böylece II. Rusa, iki önemli problemi birden çözmüştür. İskitlerle savaşmak zorunda kalmamış ve Asur’a karşı yeni bir müttefikte kazanmıştır.

 

 Ayrıca kendi savunmasını da ihmal etmeyerek, Batı İran bölgesi sınırlarına dayanıklı kaleler inşa etmiştir. Bu kalelerden en önemlisi hiç şüphesiz ki, Bastam Kalesi’dir. Rusa II, Batı İran’dan başka Anadolu’da da çeşitli imar faaliyetlerinde bulunmuştur .

M.Ö. 673’de İskitlerde de bir takım hareketlenmeler ortaya çıkmaya başlamıştır. İskitlerin  başına Bartatua/Partatua geçmiştir. Bartatua Asur Kralı Assarhaddon’ın kızını istemiştir.  Bir Asur yazıtında Asurbanipal, iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesini şöyle özetler: "..... O (Ursa) bana alicenap selamlarını gönderdi.”. Bu ilişkilerin iyileşmesini her iki ülke için de tehlike haline gelen Medlere karşı alınmış bir önlem olarak değerlendirir.

 

Assarhaddan’ın kızını Bartatua’ya verdiğini, daha sonraki olaylarda İskitlerin Asur’un yanında yer almasından anlamaktayız. Akraba evliliğine dayanan antlaşmanın ne kadar sürdüğünü bilemiyoruz. Ancak Medler’in ve Babilliler’in birleşerek, Asur devletinin yıkılışına sebep olmaları bu antlaşmanın uzun ömürlü olmadığını gösterir. Assarhaddan’dan sonra Asur tahtına Asurbanipal (668–627) geçmiştir. Yeni kral döneminde Asur ve Urartu gibi iki ezeli düşman arasında yumuşama olmuştur. Bu havanın iyi ilişkilere dönüşmesi için Urartu kralı II. Rusa, bir diplomatik heyeti Ninive’ye göndermiştir. İki devlet arasındaki bu yakınlaşma II. Rusa’dan sonrada devam etmiştir.

 

III. Sarduri dönemi (645-635)

 

II. Rusa’nın ölümü üzerine Urartu tahtına III. Sarduri (645-635) geçmiştir. Babası gibi o da Asur ile sağlanan bu dostluğu sürdürmek istemiştir. III. Sarduri’nin, Asur kralına gönderdiği elçiler heyeti ile ilgili Asur kayıtlarındaki bilgilerde, iki devletin önceki yıllarda başlayan ve giderek artan Med ve İskit tehlikesine karşı ortak hareket edilmesi gerektiği yönünde bir takım görüşler yer almaktadır  

Urartu kralının on yıl süren saltanatı boyunca herhangi bir başarısına rastlanamamıştır. Karmir-Blur’da 1956 yılında bulunan bir tabletin altındaki mühürden III. Sarduri ile III. Rusa’nın bir müddet birlikte ortak krallık sürdükleri anlaşılmaktadır. Bundan sonraki dönem hakkında gerek Urartu kaynaklarında gerekse Urartu devleti hakkında bu zamana kadar ayrıntılı bilgi veren Asur kayıtlarında hemen hemen hiçbir bilgiye rastlanmaz. Bu da M.Ö. 635 ile 585 yılları arasındaki elli yıllık sürenin karanlıkta kalmasına sebep olur.

Urartu’dan bahseden en son kaynak Babil Kroniği’dir. İskitlerin, "Urartu topraklarına kadar” ilerlediklerini ifade eden kaynağa göre İskitler M.Ö. 609’da Urartu krallığını ortadan kaldırmışlardır.

 

M.Ö. 7. yüzyılın sonlarına kadar siyasal ve ulusal varlıklarını korumuş olan Urartular, 6. ve 5. yüzyıllarda “Ön Asya” ve Anadolu tarihinde hiçbir rol oynamamışlardır.

Bu devletin konfederasyon dönemi de dikkate alınırsa, Anadolu’nun tarihinde 600 yıl süresince varlık göstermişler, Asur krallığı ve bozkır kavimler ile yaptıkları mücadelelerle Anadolu tarihinin şekillenmesinde büyük pay sahibi olmuşlardır.

 

 

 

 

KAYNAKLAR

1. Ünsal Veli, “Urartu ve Frig Devletlerinin Yıkılışında Bozkır Kavimlerinin Rolü”, Amasya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt/VolumeII, Sayı/Issue 3, Haziran/June 2018, Sayfa/Page: 117-143

2. Pınarcık Pınar,  “Urartu Krallığı’nın Tarihi Coğrafyası Hakkında Yeni Öneriler”,  Tarih İncelemeleri Dergisi Cilt/Volume XXVII,  Sayı/Number 2 Aralık/December 2012,459-482

3. Köroğlu Kemalettin, Konyar Erkan, “Urartu Doğuda Değişim” , Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2020


AKIL OYUNLARI FİLMİNİN ELEŞTİRİSİ

  Film Hakkında Kısa Bilgi:  Akıl Oyunları  ( A Beautiful Mind ), Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Amerikalı matematikçi  John Nash’in  hayatına d...