9 Mart 2022 Çarşamba

ROMA TARİHİ -56 Macrinus ve Diadumenianus (217-218)

·         Marcus Opellius Macrinus  (217-218)

·         İlk dönemleri: Severus Hanedanı mensubu değildir.

Marcus Opellius Macrinus





·         164 veya 165’te Kuzey Afrika’da Mauretania’daki Caesarea’da doğdu. Mauretania kökenli ilk imparatordur. Ancak ilk dönemleri pek bilinmemektedir.  Aldığı iyi eğitimin sonunda bir hukukçu olarak görev yapmıştı. Caracalla döneminde praetorian preafectus’luguna kadar yükselir. Caracalla ile birlikte 216’daki Parth seferine de katılsa da pek varlık göstermez.

·         Caracalla’yı öldürmesi ve başa geçişi: Macrinus, Edessa’dan Carrhai’ya yolculuğu sırasında Martialis adlı bir subayına Caracalla’yı öldürterek kendisini imparator ilân etmiş ve Parthlarla savaşa devam etmeyi uygun gördü.

·         Partlarla mücadelesi: Ancak Macrinus, savaşlarda başarılı olamamış Nisibis (Nusaybin) yakınında Parthlar tarafından yenilgiye uğratıldı ve Parth kralı V. Artabanus’a(213-224) ödediği fidye karşılığında barış yaptı.


Parth kralı V. Artabanus'un sikkesi



·         Seçtiği veliaht ve öldürülmesi: Macrinus, oğlu Diadurnenianus’a caesar unvanından sonra augustus unvanı bahşederek onu yönetime ortak etti. Ancak bu sırada Iulia Domna’nın kızkardeşi lulia Maesa’nın 14 yaşındaki torunu Elagabalus (Varius Avitus), Emesa yakınındaki Raphanaea’daki III. Gallica lejyonu karargâhında askerler tarafından imparator ilân edildi. Elagabalus’un Caracalla’nın oğlu olduğu söylentisi, onun pozisyonunu daha da kuvvetlendirdi. Macrinus, oğlu Diadumenianus’u halef olarak ilân etmiş olsa da Elagabalus’un Roma tahtına geçebileceği düşüncesiyle ve hayatının tehlikede olduğu endişesiyle Antiokheia’ya kaçmak zorunda kaldı. 218’de yapılan savaşta Macrinus Antiokheia civarında muhaliflerinin ordusuna yenildi ve öldürüldü. Parthia’ya kaçan oğlu Diadumenianus da öldürüldü. Macrinus’un iktidarıyla kesintiye uğrayan Severus Hanedanı, Diadumenianus, Elagabalus ve Severus Alexander ile devam edecektir. 

Gariplikleri ile ünlü sonraki imparator Elagabalus (Bknz Elagabalus )


·         Marcus Opellius Diadumenianus ( 217-218)

·         Marcus Opellius Diadumenianus, Macrinus’un oğlu olup Dokuz yaşındayken caesar ardından augustus unvanı da almıştı. Babasının ölümünden sonra hak iddiasının önüne geçmek için yakalanarak öldürüldü. 





7 Mart 2022 Pazartesi

ROMA TARİHİ -55 Caracalla (198-211-217) /Geta (209-211)

 

 

·         Caracalla (Marcus Aurelius Antoninus, 198-211-217) ve Geta (209-211)

·         Caracalla’nın ilk dönemleri ve adı:   Caracalla, Septimius Severus ile lulia Domna’nın iki oğlundan büyük olanıdır. Asıl adı Iulianus Bassianus idi. Babası tarafından kendisine caesar unvanı verilerek ismi Marcus Aurelius Antoninus’a (önceki imparatorlardan (Bknz)Marcus Aurelius ile yakınlık kurulmak istendiği için) çevrilmişti.  Resmi adı Marcus Aurelius Antoninus olsa da Caracalla olarak tanınır. Caracalla Roma’da kullanılan bir pelerin olup onu sık sık giydiği için bu lakap verilmişti.

Caracalla (Marcus Aurelius Antoninus, 198-211-217)/sağdaki heykelden yola çıkarak yapılan canlandırması


·         İki Halef: Septimius Severus iki oğlunu da halefi olarak hazırlamıştı. Parth savaşından sonra 198’de Caracalla’ya augustus unvanı vererek, onu imparatorluğun yönetimine ortak etmişti. Severus daha sonra Geta’ya da augustus unvanı vermişti.

Geta (209-211)


·         İkili yönetim-çatışmaları-imparatorluğun bölünme amacı ve Geta’nın öldürülmesi: Septimius Severus’un ölümünden sonra Caracalla ve Geta Roma impratorluğu’nun başına geçti. Ancak Caracalla tek başına imparator kalmak istediğinden kardeşi Geta’yı ortadan kaldırmak ister. Britannia seferindeyken babalarının ölmesi üzerine Caracalla ve Geta Britannia’da kalmak istemeyip ve Roma’ya dönerler. Kardeşler Palatinus Tepesi’ndeki saraya yerleştilerse de saraya girişleri ayrı yapılarak birbirlerini görmeleri engellendi.  İki kardeş imparatorluğun ikiye bölünmesi bile düşünürler. Caracalla, Avrupa ve Kuzeybatı Afrika’nın idaresini, Geta’da Asya ve Mısır’ın idaresini alacaktı. Ancak anneleri Iulia Domna’nın itirazı üzerine bu plan uygulanmadı. Daha sonra Caracalla, subaylarına kardeşi Geta’yı annesini önünde öldürttü. Caracalla, Geta’nın kendisini öldürmek istediğini ve bu nedenle de onu öldürtmek zorunda kaldığını söyler.

Caracalla kardeşi Geta'yı anneleri Iulia Domna'nın yanında öldürür.


·         Alamanni  (Allaman) ve Part seferi :

·         Caracalla, 213’te ilk aylarında German sınırına gidip Roma’nın düşmanları olan Allamanlara (Alamanni) karşı savaştı ve onları Main Irmağı civarında yener. Bu nedenle kendisine Germanicus Maximus unvanı verdi.

Alamanni'ler ve diğer German topluluklar


·         214’te baharında Caracalla Dacia (Romanya) ve Trakia üzerinden Anadolu’ya geldi. Troia ve Pergamon’a uğradıktan sonra Nikomedeia’da kışın kalır. 215’te Parthları kesin yenilgiye uğratmak için Antiokheia’ya(Antakya) gider, oradan Aleksandreia’ya geçti. Nedeni belli olmayan Alekasandreia katliamı ile yaklaşık yirmi bin kişi öldürüldü.

·         Ölümü: 216’da Parth seferi ile Parth kentleri ele geçirilerek yakılıp yıkıldı. Daha Sonra Caracalla, Edessa’ya çekilir. Edessa’da (Urfa) ertesi yıl çıkacağı Parth seferinin planlarını yaparken 217’deKarrhai’daki (Harran) Ay Tanrısı Men’in Tapınagı’nı ziyaret için yola çıkan Caracalla Martialis adlı bir praetor muhafızı tarafından öldürüldü.

Parth (Part) ülkesi


6 Mart 2022 Pazar

ŞAİR SULTANLAR- OSMANLI’DA ŞEHİR PLANLAMASI-OSMANLI MİMARİ ANLAYIŞI-OSMANLI EL SANATLARI

 

·         4. ÜNİTE: BEYLİKTEN DEVLETE OSMANLI MEDENİYET


·         ŞAİR SULTANLAR


·         Osmanlı padişahlarının bazıları iyi birer devlet yöneticisi olmalarının yanı sıra sanat ve edebiyat konusunda da kendilerini oldukça geliştirmişlerdi.

·          İyi bir eğitimden geçen Osmanlı şehzadeleri ve sultanları, genelde müzik ve şiire ilgi gösterdiler. Bir kısmı da divan tertip edecek kadar şairlik vasıflarını ön plana çıkardı.

 

·         Fatih Sultan Mehmet: Osmanlı padişahlarından Fatih Sultan Mehmet, güzel sanatların çeşitli dallarıyla ilgilendi. Özellikle resme, şiire ve müziğe büyük önem verdi. Fatih, genelde Avnî mahlasıyla şiirler yazdı.

Resim-1: Fatih Sultan Mehmet


·         II. Bayezid:  Adlî mahlasıyla şiirler yazan ve bir “Divân” tertip eden II. Bayezid, Türkçenin Çağatay lehçesini ve Uygur harflerini de bilirdi. II. Bayezid, dinî ve tasavvuf içerikli şiirlerinde oldukça coşkulu ve samimidir.

Resim-2:II. Bayezid

·         Yavuz Sultan Selim Farsça divanı vardır. Selimi mahlası ile yazdığı şiirlerinde coşku ön plandadır.

Resim-3:Yavuz Sultan Selim'in bir şiiri


·         Kanuni Sultan Süleyman: Osmanlı padişahları arasında en çok şiir yazan padişahtır. Kanuni, şiirlerinde Muhibbî mahlasını kullanmıştır.

Resim-4:Muhibbi'nin yazdığı şiirden bir bölüm "halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi/ olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi"

Şema-1: Padişahların mahlasları


·         OSMANLI’DA ZANAAT, SANAT VE KÜLTÜR FAALİYETLER

·         OSMANLI’DA ŞEHİR PLANLAMASI

·         XIV-XVI. yüzyıllar arasında Anadolu ve Rumeli’de hâkimiyet kuran Osmanlı, daha önceki Türk İslam devletlerinde olduğu gibi imar faaliyetlerine büyük önem verdi.

·         Osmanlı şehir kültürü, birbirinden çok farklı, etnik, dinî ve ekonomik yapılar üzerine tesis edildi.

·         Osmanlı Devleti öncelikle, Türkiye Selçuklularının şehir mirası üzerinde gelişti. Sonraki dönemlerde ise şehirlere kendi kültürünü yansıttı. Osmanlı Devleti’nde, şehir planlamacılığı ticari faaliyetlerin yoğunlaştığı güzergâhlar üzerinde kuruldu. Bu özellik ekonomik örgütlenmeyi etkiledi.

Harita-1: Fatih döneminde Osmanlı


·         Osmanlı şehirleri genelde iki parçalı işlevsel alana sahipti.

·         Birincisi çarşı denilen yerleşim yerleri (iş sahası), İkincisi ise konut alanlarını içeren mahallelerdir.

1.       Merkezde, çarşı denilen bölgelerde ekonomik, dinî, kültürel çeşitli faaliyetler yapılmaktaydı. Öyle ki çarşı konumunun belirlenmesinde kale veya şehir surları, önemli yollar ve önemli kültürel alanlara yakınlık belirleyici rol oynardı.

Şema-2: Osmanlı'da bazı mimari yapılar


Osmanlı Devleti’nde; cami, bedesten ve imaret klasik dönem Osmanlı şehir planına hâkim unsurlardı. Şehrin asıl merkezini bedestenler oluşturmaktaydı. Bedestenlerin etrafında ise hanlar bulunmaktaydı. Hanlar sadece geceleme ihtiyacını karşılayan yerler değil, aynı zamanda ticari işlevi de olan yapılardı. Şehirlerde sağlık, eğitim, kültürel hizmetleri sunan külliyeler de bulunurdu. Osmanlı şehir merkezlerinde bulunan büyük camiler genelde külliye ile bağlantılıydı. Osmanlı şehirlerinin önemli yapılarından biri de imarethanelerdi. Yoksullara, medrese öğrencilerine, tekkelerde kalanlara, yolculara yemek dağıtmak üzere kurulmuşlardı.

Resim-5:Bedesten


2.       Osmanlı şehirlerinin fiziki yapısının ikinci kısmını ise mahalleler meydana getirirdi. Şehirsel alanın büyük bir kısmı mahallelerden oluşmaktaydı. Mahalle fiziki olmaktan çok sosyal bir birimdi. Mahalleler evlerden meydana gelirdi. Türk evleri genelde çok katlı değildi. Bu evlerin birinci katı taştan yapılmış olup, hizmet katı konumundaydı.

a.       Bu katta; depo, çamaşır yıkama yeri, tuvalet ve mutfak yer alırdı.

b.      Evin üst katı ise oturma alanı olarak kullanılan odalardan ibaretti.

c.       Odalar arasında eyvan denilen bir bölüm yer almaktaydı. Eyvan ve odalar sofaya veya hayata (avluya) açılmaktaydı.

Resim-6:Eski Antakya evlerinden bir örnek


Konut alanlarının ötesinde şehir halkına rahatsızlık veren endüstriyel faaliyetler ile kırsal kesimle bağlantısı olan zanaatkârlar yer alırdı. Bunları; dericiler, boyacılar, kesimhaneler, kasaplar, demirciler, çilingirler, bakırcılar, çömlekçiler, saraçlar, gıda maddesi satıcıları şeklinde sıralamak mümkündü. Şehre yeni gelenler, sanayide çalışanlar genelde bu alanda yaşardı

OSMANLI MİMARİ ANLAYIŞI           

·         Erken Dönem: Osmanlı mimarisinin temel ögesini külliyeler, külliyelerin ana unsurunu ise camiler oluşturmaktaydı. Osmanlı mimari anlayışında farklı planlarda yapılan çok sayıda cami ön plana çıktı. Osmanlı Erken Dönemi’ne ait ilk eserler genelde İznik, Bursa ve Edirne’de yapıldı.

·         Klasik Dönem: Klasik Dönem’e geçiş İstanbul’un Fethi’yle başladı. Osmanlı Devleti, bu dönemde siyasi alanda ulaştığı başarıları sanata da yansıttı. Bu döneme aynı zamanda “Büyük Külliyeler Devri” de denilmektedir. Nitekim bu dönemde inşa edilen Fatih, II. Bayezid ve Süleymaniye külliyeleri ile başkent İstanbul adeta yeni bir kimliğe büründü.

 

·         Mimar Sinan:

·         Osmanlı Devleti’nde, XVI. yüzyılda yetişmiş en büyük mimari ustası Mimar Sinan’dır. Mimar Sinan ilk olarak Yavuz Dönemi’nde Osmanlı ordusuna katıldı. Kanuni Dönemi’nde, devletin tüm inşaat işlerinden sorumlu mimarbaşı olarak görevlendirildi. Bu görevini II. Selim ve III. Murat dönemlerinde de devam ettirdi. Dört yüzden fazla eseri mevcuttur. . Mimarbaşı Sinan, eserlerini inşa ederken dönemin en büyük hattatlarından, nakkaşlarından, oymacılarından ve çinicilerinden faydalandı.

Resim-7:Mimar Sinan


·         En önemli eserleri:

1.       Mimar Sinan, çıraklık eserim dediği “Şehzade Camisini

2.       Kalfalık eseri olan “Süleymaniye Camisini” ardından

3.       Ustalık eseri olan Edirne “Selimiye Camisini” inşa ederek sanatının zirvesine ulaştı.

Resim-8:Selimiye Cami


 

·         OSMANLI EL SANATLARI

·         Osmanlı Erken ve Klasik Dönemi’nde mimari dışında ahşap ve taş işlemeciliği, dokumacılık, çinicilik ve hat sanatı da önemli gelişme gösterdi. Bu sanat dalları ve özellikleri genel olarak şunlardır:

1.       Ahşap işlemeciliği

·         Ağaç ve yan ürünlerinin işlemeye elverişli yapısından dolayı ahşap işlemeciliği, kapı ve pencere kapaklarında, bilhassa minberlerde yaygın bir kullanım alanı buldu.

·         Taşa uygulanan bütün teknikler ahşaba da uygulanmış olup daha kolay işlenebildiği için ahşap taştan daha zengin bezeme tekniklerine sahipti.

·         Ahşap işçiliğiyle uğraşan sanatkârlara “neccar” denilirdi. Ahşap işçiliğinde en çok kullanılan malzeme sedir, ceviz, kestane, elma, armut, abanoz, şimşir, gül, kiraz ağaçlarıdır. Kesildikten sonra su havuzlarında bekletilen ağaçlar öz suyundan tamamen arındırılıp kurtlanmaya karşı kireç kaymağıyla terbiye edilirdi. Ağaç, neme karşı dayanıklı hâle getirilmesi için bezir yağı vb. yağlarla doyurularak işlendikten sonra sandal yağı gibi koruyucularla beslenip cilalanırdı.

Resim-9:Ahşap işlemeciliğine örnek


2.       Kakmacılık

·         Ağaç üzerinde veya diğer ahşap bir malzemede, mobilyada belirlenmiş desen ve çizimlere göre oyulmuş yuvalara gümüş sedef vb. süs maddeleri yerleştirilerek yapılan süsleme sanatına ise “kakmacılık” denir.

Resim-10:Kakmacılık'a örnek


3.       Taş işlemeciliği

·         Türk mimarisinin temel unsurlarından biridir. Devrine göre şehir ve kasabalarda taş işlemeciliği ile yapılan eserler; dinî (cami, mescit, tekke, türbe), eğitim (medrese, mektep), sağlık (darüşşifa, bimarhane) şeklinde gruplandırılabilir.

Resim-11:Taş işlemeciliğine örnek


 

4.       Dokumacılık

·         Dokumacılık; pamuk, keten, kadife, ipek, yün vb. malzemenin elde edilmesinden kullanıma hazır hâle gelene kadar (kumaş, halı, kilim vs.) geçirdiği sürecin tamamına verilen addır.

·         İpek kumaşlar, Osmanlı törenlerinde ve yüksek sınıf kültüründe, sosyal konum belirleyicisi olarak önemli bir yere sahipti. Türk tarihinin en eski dönemlerinden itibaren dokumacılık sektörünün en önemli kolu ise kilim ve halıcılıktır.

·         Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan kilim ve halı işlemeciliği çeşitli dönemlerde farklı üslup ve tarzda hayat bulmuştu. Anadolu insanı duygu ve düşüncelerini kilim ve halılara işlemişti.

·         XIV. yüzyılda Türk kilim ve halılarında genelde geometrik motifler ve kûfi yazılı kenar şeritleri yanında stilize hayvan figürleri de motif olarak kullanıldı. Daha sonra ise hayvan figürlerinin yerini baklava motifleri ve soyut bitkisel motifler aldı.

5.       Çinicilik

·         Çinicilik, kil topraktan yapılan levhaların genellikle çiçek resimleriyle bezenip fırında pişirilmesi sanatıdır. Çini sanatında, İznik ve Kütahya, Osmanlı Devleti’nin en önemli çini ve seramik merkezleri idi

·         Osmanlı çini ustaları başta camiler olmak üzere birçok askerî yapıları, sarayları, konakları ve türbeleri çinilerle bezediler.

·         Çinilerde genelde Türk mavisi, domates kırmızısı, mor, sarı ve yeşil gibi renkler kullanıldı. Çinilerle bezenmiş Osmanlı eserleri arasında Bursa’daki Yeşil Cami ve Yeşil Türbe; Topkapı Sarayı ve İstanbul’un birçok camileri -özellikle Sultan Ahmet Cami- Osmanlı çiniciliğinin en güzel örnekleri arasında gösterilebilir.

Resim-12:Sultan Ahmet cami ve çinicilik


 

6.       Hat Sanatı

·         Yazı veya çizgi anlamına gelen “hat”, güzel yazı yazma sanatıdır. Hat sanatı ile uğraşanlara ise “hattat” denilir. Türk kültür hayatına İslamiyet’in kabulünden sonra girmiş olan hat sanatı asıl gelişimini Osmanlı Dönemi’nde gösterdi

·         XVI. yüzyılda yetişen en önemli hattatlardan biri olan Amasyalı Şeyh Hamdullah, XVI. yüzyılın ünlü hattatı ise Ahmet Karahisari’dir.

 ETKİNLİK/ÖDEV

1.       Mimar Sinan’ın çıraklık, kalfalık ve ustalık eserleri hangileridir?

2.      Şair Sultanlardan aşağıdaki padişahların şiirlerinde kullandıkları mahlaslar nedir?

a)      Fatih Sultan Mehmet:

b)      II. Bayezid:  

c)       Yavuz Sultan Selim :

d)      Kanuni Sultan Süleyman:

3.       Osmanlı’da külliyeler daha çok hangi şehirlerde yapılmaktadır?

4.       Ağaç üzerinde veya diğer ahşap bir malzemede, mobilyada belirlenmiş desen ve çizimlere göre oyulmuş yuvalara gümüş sedef vb. süs maddeleri yerleştirilerek yapılan süsleme sanatına ise “……………………………..” denir.

5.       Çinicilik el sanatı nedeniyle Avrupalıların Mavi Cami olarak adlandırdıkları cami ……………………………………’dir.

6.       Güzel yazı sanatına ……………………………… sanatı denir.

7.       Yazılıya hazırlık amacıyla sayfa 114’teki Ölçme ve Değerlendirme (B.,C.,Ç. ve D.etkinlikleri)’yi yapınız.

 

27 Şubat 2022 Pazar

OSMANLI’DA SÖZLÜ VE YAZILI KÜLTÜR

 

OSMANLI’DA SÖZLÜ VE YAZILI KÜLTÜR

·          Sözlü kültür nedir? Sözlü kültürün etkisi nedir?

·          Değişik anlatıların sözlü olarak anlatılmasıdır. Bir kültürün nesilden nesle taşınmasında sözlü ürünlerin büyük bir önemi vardır.

Resim 1: Aşık Veysel


·          Sözlü kültür ürünleri kimindir? Sözlü kültür ürünleri önceleri bir sanatçıya aitken zamanla toplumun ortak malı olur. Eser zamanla ait olduğu toplumun inançlarını, geleneğini, dil özelliklerini yansıtır.

·          Sözlü kültür eserlerinin yazıya geçirildikten sonraki durumu nedir? Sözlü kültür eserleri yazıya geçirildikleri dönemin tüm özellikleriyle birlikte o eserde donup kalır.

·          Sözlü edebiyat ürünleri ne zaman oluşmaya başlar? İslamiyet Öncesi Dönem’de oluşmaya başlayıp Osmanlı Dönemi’nde zirveye ulaşır. Bu ürünlerin yazıya geçirilmesiyle zenginleşen halk edebiyatı ve İslamiyet etkisiyle oluşan Divan Edebiyatı, Osmanlı’daki sözlü ve yazılı kültürün en güzel örneklerini barındırır.

Resim 2: Fuzuli'nin şiirinden beyit


·          Osmanlı’da sözlü ve yazılı kültürün gelişim süreci şu şekilde olmuştur:

ü  İslamiyet öncesi Türklerin dinî törenlerde ve sosyal etkinliklerde söylenen destanlar, okunan şiirler, sözlü edebiyat ürünleridir. Yazının yaygınlaşmasıyla sözlü kültür ürünleri yazıya geçirilir.

ü  Anadolu’nun yurt edinilmesiyle İslam öncesi sözlü kültürü, Anadolu ve İslam kültürüyle etkileşime geçerek yeni bir sözlü kültür geleneği oluşturmuştur. Eski Türk destanlarında, şiirlerinde yer alan vatan sevgisi, kahramanlık gibi temalar Anadolu sözlü kültüründe yeniden şekillenmiştir.

ü  Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmet ve II. Murat gibi padişahlar, sözlü kültür taşıyıcıları olan âşık ve ozanlara yakın ilgi göstermişler; onları bu kültürün korunması için teşvik etmişlerdir.

ü  Sarayın, özellikle hanım sultanların himayesinde olan saz şairleri, usta-çırak ilişkisiyle yetişmişlerdi.  


·          Saz şairleri:

·          Saz şairleri savaşlarda okudukları kahramanlık şiirleri ile orduya manevi desteklerler.

·          Saz şairleri Osmanlı esnaf teşkilatı içinde yetişirler.

·          Saz şairleri en sözlü edebî geleneği koruyarak âşıklar zümresinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

 

 

 

 

 

·          KÖROĞLU:

·          Koçaklamalarıyla tanınan aynı zamanda en önemli saz şairidir. Köroğlu’nun Bolu Beyi’ne karşı yapmış olduğu mücadele; yiğitlik ve kavganın, haksızlığa karşı duruşun simgesi hâline gelerek şiirlere, türkülere konu olmuştur.

·          “Benden selâm olsun Bolu Beyi’ne /Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır /At kişnemesinden, kalkan sesinden /Dağlar seda verip seslenmelidir…”

Resim 3: Köroğlu


·          İlgi gören bazı sözlü edebiyat ürünleri: XV. yüzyıldan itibaren en çok görülen sözlü edebiyat ürünü halk hikâyeleridir. Destan ve şiir geleneğin Züleyha, Ferhat ile Şirin, Arzu ile Kamber gibi çok bilinen aşk hikâyeleri halk arasında çok tutulmuştur.

 

 

·          Sözlü edebiyat ürünleri nerede okunurdu?

·          Konusunu İslamiyet’ten alan halk hikâyeleri de uzun yıllar köy misafirhanelerinde, camilerde, tekkelerde, kıraathanelerde anlatılmış ve okunmuştur.

 

·          YAZICIOĞLU MEHMED ve MUHAMMEDİYYE

·          Yazıcıoğlu Mehmed’in Peygamberin özelliklerini ve örnek kişiliğini anlattığı manzum bir eser yazar. Muhammediyye adı verilen bu eser, halk arasında Kur’an’dan sonra en çok okunan kitap olmuştur. Medreselerde ders kitabı olarak da okutulur.

 

·          Diğer sözlü kültür ürünleri:

·          Destanlar, halk hikâyeleri ve şiirleri sözlü kültür örnekleridir.

·          Bunların dışında gösteri sanatları olan Köy seyirlik oyunları, kukla, karagöz, meddah ve orta oyunu sözlü kültürün tiyatro örnekleridir. Bu oyunlar halkın eğlence kaynağı da olmuştur.

Resim 4: Meddah


 

·          Helva sohbetleri: Edirne ve Topkapı saraylarında başlatılan helva sohbetleri de bir başka sözlü kültür geleneği olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Resim 5: Helva sohbetleri

·          Şehzade şehirlerinde edebiyat: İstanbul dışında özellikle şehzadelerin bulunduğu sancak şehirleri Trabzon, Amasya, Manisa başta olmak üzere Edirne ve Bursa gibi eski başkentlerde de edebiyat toplantılarının yapılırdı.

Harita1: 14. yy Anadolu


·          Şairlerin bir araya gelerek şiir okuduğu, edebî sohbetler yaptığı bu muhitler hem sanatın gelişmesini hem de sözlü kültür ürünlerinin korunmasını sağlamıştır.

 

·          Sözlü kültürün olumlu yönleri:  

1.        Halkı kendi dil ve kültürünü korur.

2.        Toplumsal sevinçler ve üzüntüler halkın dayanışma ve kaynaşmasını sağlar.

3.        Türk kültürünün korunmasında ve yaşatılmasında önemli bir işleve sahiptir.

 

·          Bazı destanlar: Yazılı edebiyat örneği olan Battalnameler, Danişmendnameler ve Saltuknameler birer kahramanlık destanlarıdır. Halk edebiyatı, folklor, dil, tarih vs. araştırmaları için çok önemli kaynaklardır. Yazıldıkları dönemin devlet ve toplum yapısı hakkında çok değerli bilgiler içerdikleri gibi, edebî açıdan da zengin metinlerdir.

Resim 6: Battal Gazi


 

·          Tekke edebiyatı: Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarından itibaren tasavvuf inanışı toplumda önem kazanmıştır. Bir tarikata bağlı olan şairler tekke ve tasavvuf edebiyatını oluşturmuştur.

·          Hoca Ahmet Yesevi’nin “hikmet” adını verdiği şiirleri tekke ve tasavvuf edebî geleneğinin temelini atmıştır. Yesevi’nin hikmetleri Anadolu coğrafyasında

·          ilahi, nefes, methiye, deme, nutuk, devriye, şathiye” gibi türlerle karşımıza çıkmaktadır.

Resim 7: Divan-ı Hikmet


·          Alevi-Bektaşi halk şiirinin kurucusu olan Kaygusuz Abdal ise nefes ve şathiyeleriyle ünlüdür. Yine Seyyit Nesimi, tasavvuf inançlarıyla Yunus Emre ile benzerlik gösterir. Bu âşıklık geleneği sonradan yazıya geçirilmiştir.

Resim 8: Kaygusuz Abdal


 

·          Divan edebiyatı: Osmanlılarda İslam medeniyeti etkisiyle gelişen divan edebiyatı yazılıdır.

·          Divan edebiyatı, Oğuz Türklerinin Türk İslam kültürünü anlatan, Fars ve Arap edebiyatlarının yazım özellikleriyle gelişmiş klasik Türk edebiyatıdır.

·          Daha çok medrese eğitimi alan, şeriat bilgisine hâkim, yüksek eğitimli kişilerce okunup yazılan bu edebiyata “saray edebiyatı, yüksek zümre edebiyatı” gibi isimler de verilmiştir.

·          Saray çevresi ve belirli şehirlerde (Bursa, Edirne, İstanbul) oluşan divan edebiyatında;

ü  sanat ön plandadır.

ü  konunun işleniş biçimi önemlidir.

ü  soyut anlatım ön plandadır.

ü  Divan edebiyatında Arapça ve Farsça kelimeler fazlaca kullanıldığından dili oldukça ağırdır.

ü  Divan edebiyatında genellikle ilahi aşk, dinî ve tasavvufi konular işlenmekle birlikte toplumsal hiciv ve mizah türlerinde de önemli eserler verilmiştir.

 

 

 

·          Yazılı kültürün önemi: Osmanlı coğrafyasında yazılı kültür, Türk kültürünün korunmasında ve yaşatılmasında önemli bir işleve sahip olmuştur.

 

·          II. MURAT DÖNEMİ’NDEKİ KÜLTÜREL GELİŞMELER

·          Osmanlı’da Türkçenin büyük devlet dili olmasına zemin hazırlayan, âlimler ve sanatkârlar ile haftada iki gün görüşüp konuşan Sultan II. Murat’dır.

Resim 9: Sultan II. Murat


·          Bütün bunların yanında bilinçli bir Türkçeciliğe sahip olan II. Murat, Türkçenin yozlaşmasına karşı tedbirler almıştır. Arapça ve Farsça eserlerden Türkçeye tercümeler yaptırmıştır. Yine mütercimlere eserlerinde sade ve açık bir dil kullanmalarını tavsiye etmiştir.

·          II. Murat Dönemi’nde, âlim ve şairlerin Türkçe yazmalarını da istemiştir.

·           II. Murat’ın aynı zamanda usta bir şair olması, Arapça ve Farsçadan Türkçeye eserler tercüme ettirmesi onun nazarında Türkçenin gelişmesini sağladı. Nitekim;

ü  Danişmendnâme (Türklerin Anadolu’yu fethini anlatan destan) ve

ü  Kâbûsnâme (Mercimek Ahmet’e ait nasihatnâme) gibi eserler II. Murat’ın gayreti ile yeniden Türkçeye tercüme ettirildi.

ü  Yine Osmanlı şiir mecmularından olan Mecmûatü’n-Nezâir (şiir lügatı)de II. Sultan Murat’a adandı.

·          II. Murat Dönemi’nde bilimsel ve kültürel çalışmalara verilen destek sayesinde birçok ülkeden bilim insanı Edirne ve Bursa’ya yerleşti.

·          II. Murat, ömrünü gaza meydanlarında geçirdiği hâlde, imar işlerine de büyük önem verdi. Döneminde birçok eserin yapılmasına öncülük ettiği için Ebü’l-Hayrat diye anıldı.

·          Başta Bursa ve Edirne olmak üzere Rumeli’de birçok şehirde camiler, medreseler, saraylar ve köprüler yaptırdı. Külliye binaları ile birlikte inşa edilen Bursa Muradiye Cami ve Edirne Muradiye Cami kendi adını verdiği en büyük eserlerdir.

·          II. Murat Dönemi’nin en önemli eserlerinden biri olan, Edirne’de inşa edilen Üç Şerefeli Camii’nin yanına ise bir medrese ve imarethane mevcuttur.

Resim 10: Üç Şerefeli Camii

·          ÖDEV /ETKİNLİK

1.       Değişik anlatıların sözlü olarak anlatılmasına …………………………………… denir.

2.       Osmanlı devletinde imar faaliyetleri ile ünlenen II. Murat’ın lakabı ………………………………..’tır.

3.       Türkçenin korunmasına çalışan kuruluş dönemi padişahı ……………………………………’tır.

4.       Koçaklamalarıyla ünlü saz şairimiz ……………………………………….’dur.

5.       Helva sohbetleri genellikle ……………………… şehrinde yapılırdı.

6.       ……………………. edebiyatı, Fars(İran) ve Arap edebiyatlarının yazım özellikleriyle gelişmiş klasik Türk edebiyatıdır.

7.       Hoca Ahmet Yesevi’nin şiirlerine ……………………. denir.

8.       Sözlü kültürün olumlu yönleri nelerdir?

AKIL OYUNLARI FİLMİNİN ELEŞTİRİSİ

  Film Hakkında Kısa Bilgi:  Akıl Oyunları  ( A Beautiful Mind ), Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Amerikalı matematikçi  John Nash’in  hayatına d...