24 Aralık 2025 Çarşamba

Osmanlı Devleti’nin Kuruluşuna Dair Görüşler

 2.ÜNITE BEYLIKTEN DEVLETE OSMANLI (1299-1453)

1. Konu: Osmanlı Devleti’nin Kuruluşuna Dair Görüşler

 

Sayfa 110 Etkinliği:

1. Bu başlıklara göre Osmanlı Devleti’nin kuruluş süreci neden farklı tartışmalara konu olmuş olabilir?

Konuyla alakalı yeterli düzeyde kaynak olmaması bu konuda farklı görüşlerin sıkça dile getirilmesine neden olmuştur.

 

2. Verilen başlıklar bağlamında “Tarih yoktur, tarihçi vardır.” ve “Tek bir tarih yoktur, tarihler vardır.” görüşleri hakkında neler düşünüyorsunuz? Açıklayınız.

Tarih vardır. Sadece onu yazıp, yorumlayan tarihçilerin görüşlerine göre bu tarih değişebilir. Bu da bir değil, bir çok tarihin ortaya çıkmasına neden olur.

 

Temsili Ertuğrul Gazi

ü Ertugrul Gazi kimdir?Ertuğrul Gazi, XIII. yüzyılın ortalarında Oğuzların Kayı boyunun lideri ve Osmanlı Beyliği'nin kurucusu olan Osman Bey'in babasıdır.

 

Farklı görüşlerin olma nedeni nedir? 

i. XX. yüzyıl başlarından itibaren Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda etkili olan şartlar, devletin kurulduğu bölge, kuruluş tarihi ve devleti kuranların etnik kimliği konularında farklı görüşler öne sürülmüştür. Bu görüş ayrılıklarının temel nedeni, Osmanlı’nın ilk dönemlerine ait yeterli kaynak ve bilgi bulunmamasıdır.

ii. İlk Osmanlı kronikleri Osman Bey zamanından yüz yıl sonra yazılmıştır. Bazı tarihçilerin Kuruluş Dönemi’yle ilgili eksik bilgilerini teorik çıkarımlarla doldurması ya da kroniklerde ve seyahatnamelerde anlatılan menkıbelerin gerçekmiş gibi kabul edilmesi, bu dönemle ilgili kurgusal bir tarih anlatımının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Aşağıda verilen düşünürlerin görüşleri Osmanlı Devleti’nin kuruluşu hakkındaki tartışmaların ana çerçevesini oluşturmuştur.

 

Herbert Adams Gibbons’un Görüşleri: 

ü Amerikalı bir gazeteci olup 1916’da yazdığı Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu adlı eser 1928’de Türkçeye çevrildi. Gibbons bu eserin ön sözünde Osmanlı’da bilhassa İstanbul’da ve dağılışının en felaketli devrinde geçirdiğim dört sene beni bu imparatorluğun menşeilerini araştırmağa sevk etti.

ü Notlarımın birçoğunda kusurlu olduğumu itiraf ederim. Kitap metninin büyük bir kısmı münakaşalı bir tarzdadır.” ifadelerini kullanmış

ü Kitabın ilk bölümüne “Osman: Tarihte Yeni Bir Irk Ortaya Çıkıyor” adını vermişti. Bu ilk bölümde öne sürülen görüşler, Gibbons’a yöneltilen eleştirilerin temel nedeniydi.

 

Gibbons

ü Ulu Çınar menkıbesi: Gibbons, Ulu Çınar menkıbesini Neşri’den alıntılamış ve bu menkıbeden hareketle Osman Bey’in Söğüt’e yerleştiği dönemlerde Müslüman olmadığını ileri sürmüştü.

ü Söz konusu menkıbeye göre Osman Bey, gece bir Müslüman’ın evinde misafir olur. Ev sahibinin, yattığı odadaki rafa bir kitap koyduğunu gören Osman Bey, bu kitabın adını sorar ve “Kur’an” cevabını alır. Bunun üzerine ev sahibine kitabın içeriğiyle ilgili sorular sormaya devam eder ve o gece sabaha kadar hiç uyumadan bu Kur’an’ı okur. Sabaha karşı yorgun ve bitkin bir hâlde uyuyakalan Osman Bey, rüyasında bir melek görür ve ondan şu sözleri işitir: ‘’Mademki sen benim kelam-ı kadimimi o kadar hürmet ve ta’zimle okudun, evlad ve ensalin nesilden nesle aziz ve mükerrem olacaktır.

ü Kaynak A: Bitinya hudutlarında yurt edinen eden Türk aşireti, ilk tarihi reisi Osmanlıların babası “Osman” olan aşirettir. Osman ve aşireti Söğüd’e gelip yerleştikleri zaman müşrik idiler. Onlar “Türk” değil, ilk defa olarak reislerinin namına izafeten “Osmanlı” denilen bir kavmin ismini işitiyoruz. (…) İslamiyetin daveti hristiyanlığınkinden daha büyük idi. Gerek müşrik ve gerek Hristiyanlar, bu yeni, taze dine girmeleriyle yeni bir ırkın teşekkülüne müştereken hizmet ettiler. İşte Osman ve onun namını alan kavminin hikayesi budur.

 

Tarihi Bitinya Krallığı

M. Fuat Köprülü’nün Görüşleri:

ü Türkoloji ve tarih alanlarında birçok çalışmaya imza atan M. Fuat Köprülü, 1934’te Paris Sorbonne Üniversitesi bünyesindeki Türk Tetkikleri Merkezinde verdiği üç konferansla Gibbons’ın tezlerine cevap verdi. Bu konferansta sunulan bildiriler, 1935’te Osmanlı İmparatorluğu’nun Kökleri adıyla kitaplaştırıldı ve bu kitap daha sonra Türkçe dâhil birçok dile çevrildi.

ü Kitabın “Kuruluş Meselesi Nasıl Tetkik Edilmelidir?” başlıklı ilk bölümünde Gibbons’ın görüşleri ele alınmıştı.

ü Köprülü Gibbons’a bir konuda katılıyor: Buna göre Köprülü, Gibbons’ın “Osmanlı Devleti’nin ancak Balkanlardaki fetihlerden sonra Anadolu’daki topraklarını genişletebildiği ve bu fetihlerin yağma amaçlı değil, planlı bir yerleşme için yapıldığı” görüşünü haklı buluyordu.

ü Köprülü’nün ana tezi Osmanlıların Türk olduğudur. M. Fuat Köprülü’ye göre “Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna dair karanlıkta kalan konuların umumî Türk tarihinin çerçevesi içinde, Anadolu Beylikleri ile beraber Anadolu Selçuk tarihinin bir devamı olarak görülüp incelenmesi halinde problemlerin anlaşılması mümkün olacaktır.

ü Eski tarihçilere eleştirsii: Aksi halde Osmanlı sülâlesinin methiyeciliğini yapan eski Osmanlı tarihçileri, bir hükümdar soyundan gelmedikleri muhakkak  olan Osmanlı padişahları için tamamıyla hayal ürünü silsilenameler uydurdukları gibi, bu devletin kuruluşu hâdisesini de tamamen bir mucize hâlinde göstermek maksadiyle özet silsilelerinden oluşan tabiat üstü sebeplerle izaha çalışmışlardı.

ü Modern tarihçilere eleştiri: Fakat ne mucizeyi ne de tabiat üstü sebepleri kabul etmeyen modern tarihçiliğin, aynı ananeyi başka bir şekil altında devam ettirmek istemesi doğru değildir.”

ü Gibbons’a ağır eleştiri: Köprülü, Friedrich Giese’yi kaynak göstererek Gibbons’ın anlattığı menkıbeden Osman Bey’in sonradan Müslüman olduğu sonucunu çıkarmanın çok iddialı bir girişim olduğunu belirtir. Köprülü Gibbons’ın bu görüşüne itiraz eder ve katılmaz. Kuruluş konusunda geleneksel açıklamaların sebeplerinin diğer beyliklerle rekabetle ilgili olduğunu vurgular.

Köprülü


ü Kaynak B,Osmanlı’nın Türk olduğuna vurgu ve Gibbons’ eleştiri var: Tarihî bir realite olarak bir Osmanlı imparatorluğu bulunmakla beraber hiçbir zaman bir Osmanlı ırkı, hattâ bir Osmanlı kavmi mevcut olmamıştır. (…) Türkler’in etnik teşkilâtı ve Anadolu’da yerleşme şekilleri hakkında hiçbir fikri olmayan Gibbons, “Selçuk” tabirinin -tıpkı Osmanlı tâbiri gibi- etnik bir ad değil, hanedan kurucu isminden alınma siyasî bir tâbîr olduğunu düşünmüyor.

 

Paul Wittek’in Görüşleri

ü Avusturyalı tarihçi Paul Wittek, 1937’de Londra Üniversitesinde düzenlediği konferanslarla Gibbons’un iddialarına cevap verdi. 1938’de ise bu konferanstaki bildirileri de kapsayan Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu adlı bir eser yayımladı. Wittek’e göre Osmanlı Beyliği, kurulduğu yüzyılın sonunda dünyaya hâkim olma düşüncesini benimsemişti.

ü Wittek’in Türk tarihçilerine etkisi: Osmanlılar gaza geleneğinden gelen bir Türk boyuydu ve devletin kuruluşunun temel unsuru bu gelenekti. Wittek’in bu tezi, diğer Osmanlı tarihçileri tarafından da kabul edildi.

ü Wittek, Osmanlıların farklı milletleri idare ederken Hristiyan komşularla mücadele etme geleneğini de sürdürdüğünü belirtmiş, bu görüşüne kanıt olarak Ahmedî’nin İskendername adlı eserinde yer alan bir bölümü göstermiştir. “Ahmedî bize Osmanlılar’ın Gâzîler cemaatına mensup olduklarını bildiriyor. Hudut beyliklerinin muharipleri olan, komşuları kafirlere karşı mücadele eden ve kendilerini o mücadeleye hasreden bu İslâm ve Gâzî cemaatı, kendini İslâm dininin mürşidi addediyordu.

ü Kaynak C: Osmanlı’nın ilk padişahlarının gazi olduğuna vurgu var.

 

Wittek

Halil İnalcık’ın Görüşleri

ü Ünlü Türk tarihçilerinden Halil İnalcık da düzenlediği konferanslarla, yayımladığı makale ve kitaplarla Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna dair kendi görüşlerini açıkladı.

ü  İnalcık’a göre Osmanlı Beyliği’nin ortaya çıkışı, *XIII. yüzyılın ikinci yarısında Orta Anadolu’da yaşanan gelişmeler ve *Batı Anadolu’daki Bizans toprakları üzerinde gazi Türkmen beyliklerinin kuruluş süreciyle birlikte incelenmeliydi. İnalcık, bu süreci üç temel çerçevede ele aldı.

1. Oğuzların, bir başka deyişle Türkmenlerin yoğun şekilde Anadolu’ya göç etmesi ve Selçuklu saltanatının kurulması  (Malazgirt savaşı sonrası Anadolu’ya Türk göçleri, Selçuklu’nun kuruluşu)

2. Türk-İslam gaza hareketinin Moğol istilası ve egemenliği altında yeni bir ivme kazanması (Kösedağ savaşında Moğol istilası)

3. Denizli, Antalya, Ayasuluk ve Bursa’nın milletlerarası pazar durumuna yükselmesi ve böylece Türkiye’nin dünya ticaret yolları üzerindeki önemini korumuş olması (Moğol istilası sonrası Türkmenlerin Batı Anadolu’yu yurt edinmeleri)

ü Halil İnalcık, Anadolu’da kurulan beyliklerle ilgili de bazı tespitlerde bulundu.  XIII. yüzyılın ikinci yarısında Orta Anadolu’daki Moğol baskısı güçlendikçe Türkmenler batıdaki Bizans topraklarına yönelmek zorunda kaldı.

ü Osman Bey’in babası Ertuğrul Gazi de bu dönemde aşiretiyle birlikte Eskişehir civarına göç etmişti. Anadolu’daki Moğollara karşı başlayan Türkmen hareketi, Türkmen beyliklerinin ve Osmanlı Beyliği’nin kuruluşuyla devam etmişti.

 

İnalcık

Kaynak Ç:Özetle, Osmanlı Beyliği, kesinlikle gazî Osman Bey tarafından kurulmuş, Orhan zamanında bir sultanlık halinde gelişmiştir. Sultan unvanı alan ilk Osmanlı hükümdarı Orhan’dır (1336)

 

 

Osmanlı Kurulus Tarihi Konusunda Tartışmalar: Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna dair başka bir tartışma konusu da devletin kuruluş tarihiyle ilgilidir.

i. Halil İnalcık, Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihini 1302 olarak kabul eder. Ona göre Osman Bey’in 1302’de Bizans’a karşı kazandığı Bapheus [Bafeyus (Koyunhisar)] Savaşı, devletin de kuruluş tarihidir.

ii. Kâtip Çelebi ise 1648’de yazdığı Takvimü’t-Tevarih adlı eserinde Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihini 1299 olarak verir.

 

ü Osmanlı Dönemi’nde 1851’den sonra yazılan salnamelerde devletin kuruluş tarihi olarak 1299 yılı geçer. II. Abdülhamid Dönemi’nderesmî kabullerde kullanılan nişanda da 1299 yılı göze çarpar . Osmanlı Dönemi’nde 1869’da yazılan Fezleke-i Tarihi Osmani adlı ders kitabında Osmanlı Devleti’nin 1299’da 0sman Bey’in Karacahisar’da kendi adına hutbe okutmasıyla bağımsızlığını ilan ettiği ifadesine yer verilir.

ü Bu dönemde yazılan diğer ders kitaplarında da 1299 tarihi zikredilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra okutulan ders kitaplarında da Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihi genellikle 1299 yılı olarak verilmiştir.

ü  1999’da Türkiye genelinde Osmanlı Devleti’nin 700. kuruluş yıl dönümü için çeşitli programlar düzenlenmiş ve kutlamalar yapılmıştır. Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından bir hatıra parası basılmış, Türk Tarih Kurumu tarafından özel bir takvim  ile Ulaştırma Bakanlığı tarafından bir hatıra pulu  hazırlanmıştır.

ü Kaynak D/Halil İnalcık Kimdir?Halil İnalcık’ın önemli bir tarihçimiz olduğuna vurgu yapılmıştır.

ü Kaynak E/ Halil İnalcık’ın çalışkanlığı ve disiplinli çalışması ile İznik’in hem Türkler hem de Doğu Romalılar için önemine vurgu var.

TÜRK-İSLAM MEDENİYETİNDE BİLİM, KÜLTÜR, EĞİTİM VE SANAT


ü VIII. yüzyılda Abbasilerle birlikte İslam dünyasındaki bilimsel çalışmalar hız kazandı.

ü Antik Yunan ve Hint coğrafyasında yazılan bilimsel eserlerin tercüme edilmesiyle başlayan bu süreç, Müslümanların özgün çalışmalar yapmasıyla devam etti(Beyt’ül Hikme, İslam Rönesansı) .

ü IX. yüzyıldan itibaren büyük bir atılım gerçekleştiren İslam dünyası, Türklerin de katkılarıyla birçok alanda ilerleme kaydetti.

 

Nizamiye Medresesi 

ü Sayfa 70-71: 

1. VIII-XIII. yüzyıllarda Asya, Kuzeybatı Afrika ve Avrupa’da kurulan bazı eğitim kurumları ve bilim merkezlerinin belirli bölgelerde yoğunlaşmasının nedenlerini  açıklayınız.

2. Türk-İslam medeniyetlerindeki bilim ve eğitim kurumlarının yaygınlığını hangi etkenler şekillendirmiştir?

 

ü Bu dönemde Türkler, dinî ilimlerin yanı sıra matematik, astronomi, fizik, kimya gibi pozitif bilimlerle ilgili de önemli çalışmalar yaptı.

 

ü İlk Türk-İslam devletlerindeki yöneticiler, (1)bilim insanlarını ve (2)bilimsel çalışmaları desteklemiş, (3)yeni eğitim kurumları açılmasına öncülük etti. Karahanlı, Gazneli ve BSD dönemlerinde yürütülen bu faaliyetler, Malazgirt Savaşı sonrası Anadolu’da kurulan I. beyliklerde ve TSD Dönemi’nde de devam ettirildi. Büyük Selçuklu Dönemi’nde Bağdat’ta kurulan Nizamiye Medreselerinin müfredatı ve idari yapısı örnek alınarak Anadolu’da yeni medreseler açıldı. Türk-İslam sanatının mimariye yansımasını gösteren bu medreseler, eğitimin ve bilimsel faaliyetlerin merkezi hâline geldi.

ü Türk-İslam medeniyetinde toplumsal hayatın merkezinde yer alan eğitim faaliyetleri, (1)küttaplar (sıbyan mektepleri) ve (3)medreselerin yanı sıra (3)rasathane, (4)darüşşifa, (5)kütüphane (darülkütüp), (6)sahaf, (7)cami, (8)mescit, (9)ribat ve (10)tekkelerde yürütüldü .

ü Mesleki ve teknik eğitimde ise Ahilik müessesesi ön plana çıktı. Belli alanlarda uzmanlaşmak isteyen öğrenciler, imkân bulduklarında İslam coğrafyasındaki farklı bölgelere seyahat ederek önemli bilim insanlarından dersler aldı. Bu seyahatlerde gerçekleşen etkileşim sayesinde Türk-İslam devletleri kültürel ve bilimsel açıdan büyük ilerleme kaydetti. Ayrıca gerek tefsir, hadis, fıkıh, kelam gibi dinî ilimlere gerekse matematik, geometri, astronomi, felsefe gibi beşerî bilimlere önem verilerek bilimsel hayatın canlanması sağlandı.

 

ü Avrupa’da skolastik düşünceye dayanan eğitim faaliyetleri ise büyük ölçüde rahiplerin denetimindeki katedral ve manastır okullarında gerçekleştirildi. Bu okulların eğitim dili Latinceydi ve buralarda eğitim alan kişiler dışında toplumda okuma yazma bilen sayısı çok azdı. Bilimsel çalışmaların önündeki en büyük engel Katolik Kilisesinin öğretileriydi.

ü skolastik düşünce; Dine dayalı, deney ve gözlemin yasak olduğu, bilimsel araştırmaların yapılmasının yasaklandığı düşüncedir.

 

ü Avrupalılar, Haçlı Seferleri sonrasında bilimsel faaliyetlere ilgi duymaya başladı. Bu ilginin temelinde (1)Avrupa’da şehirleşmenin başlaması, (2)ticaretin gelişmesi, (3)üniversitelerin kurulması ve (4)katedral okullarının inşa edilmesi yatıyordu. Haçlılar, 711’den((Kadiks savaşı)) itibaren Müslümanların elinde olan ve bu süreçte önemli bir bilim merkezine dönüşen Tuleytula’yı (Toledo,spanya)1085’te geri aldı. Ayrıca 1091’de Sicilya, 1492’de de Gırnata (Granada,İspanya) ve çevresi Haçlı hâkimiyetine girince bu şehirlerdeki kültürel birikim Avrupa’nın diğer şehirlerine aktarıldı ve çok sayıda üniversite kuruldu. Batı’da açılmış ilk üniversite olan Bologna Üniversitesinin yanı sıra Oxford, Cambridge , Paris, Padua gibi üniversiteler de Avrupa’daki bilimsel çalışmalara öncülük etti.

 

ü Kaynak A/ Selçuklularda medereselerin kurulma nedeni: (1)İlmin gelişmesini sağlamak, (2)ilmiye mensuplarına maaş bağlayarak  onları devletin yanında tutmak,devlet adamı yetiştirmek  ve (3)Fatımîlerin şiîlik propagandasını önlemek için kurulmuştur.

 

Erzurum Çifte Minareli Medrese

ü Kaynak B/Orta Çağ Avrupa Eğitim Kurumları: Katedral okullarında bir araya gelen usta ve çırakların kurduğu lonca tipi derneklerden, üniversiteler ortaya  çıkmıştır. XI.yy da ‘üniversite’ ve ‘lonca’, zanaat derneklerini tanımlayan hemen hemen eş değer iki kelimeydi. Fakat onüçüncü yüzyıla gelindiğinde, ‘üniversite’ sözcüğü, özellikle bir öğrenci derneği anlamında kullanılıyordu.

 

ü KAYNAK C/ Sâhibiye Medresesi (Gök Medrese): Sivas 1066’da Bağdat’ta kurulan Nizamiye Medresesi örnek alınarak Anadolu’da da benzer eğitim kurumları açılmıştır.1271’de TSD vezirlerinden Sâhib Ata tarafından yaptırılmıştır.  Vakıf sistemiyle kurulan medresenin bütün giderleri (öğrenci bursları, müderris maaşları, yemek masrafları vb.) vakıf bütçesinden karşılanmıştır.

 

Sâhibiye Medresesi (Gök Medrese)

ü KAYNAK Ç/Bologna Üniversitesi, Bologna / İtalya  : Universitas adlı öğrenci loncasının girişimleriyle 1088’de kurulan bu üniversitede önce hukuk, sonraki dönemlerde ise tıp, felsefe, astronomi, matematik gibi çeşitli alanlarda eğitim verilmiştir. Üniversitenin ilk yıllarında öğretmen maaşları öğrenciler tarafından ödenmiştir. Orta Çağ Avrupası’ndaki önemli bilim merkezlerinden biri olan bu üniversitede Avrupa’nın farklı bölgelerinden gelen birçok öğrenci eğitim almıştır.

 

Bologna Üniversitesi, Bologna 

ü Kaynak D/ Batılı Bilim insanları Doğululardan esinleniyor.Üniversitelerin kurulmasından ve eski bilimin Arapça’dan çevrilmesinden sonra, XIII. yüzyılda Avrupa’da kısa süren bir deneycilik fırtınası esti. Bu, bir dereceye kadar simyacıların katkısı ile modern zamanlara kadar sürdürülecekti.

 

ü Kaynak E/Biruni’nin bilimsel faaliyeti:Rey’de astronomi âlimi el-Hucendi tarafından yaptırılan rasathanede gözlemlere katıldı. Burada bulunan astronomi aletlerini anlatan bir de eser yazdı. Biruni, iki yer arasındaki boylam farkını hesapladı.

 

ü Kaynak F/Biruni, Ay tutulması:X-XI. yüzyıllarda Türkistan’da yaşayan Biruni’nin Kitâbü’tTefhîm adlı eserinde Ay tutulmasının evrelerini gösteren çizim var.

 

ü Kaynak G/İslam bilginlerinin çalışmaları: İslam biliminin iki yönü vardır; (1)bir yandan dışarıdan alınan bilimsel fikirler, (2)diğer yandan da bilimsel bilgi birikimine Müslümanların kendi yaptıkları katkılar.  Müslümanların Yunan bilimini - ve bu arada biraz da Hint ve Çin bilimini – miras aldıkları ve daha sonra bu bilimi Batıya geçirmiş oldukları muhakkaktır. Ancak bütün yaptıkları bundan ibaret değildir. Miras aldıklarını açıklamış, yorumlamış ve içeriği hakkında değerli analizler yapmış; daha da önemli, birçok orijinal katkı getirmişlerdir.

 


ü Kaynak Ğ/İslam Bilginlerinin tıp çalışması: İbn Sinâ’nın “Kanunu’nun Anatomi Kısmı İçin Açıklama” adlı eserine de vurgu yapılmıştır.

ü *İslam’ın erken dönemlerinden itibaren dinî ve bilimsel bilginin merkezi olan kütüphaneler aracılığıyla felsefe, tıp, astronomi, matematik gibi alanlarda önemli ilerlemeler kaydedildi.

ü Özellikle Abbasiler Dönemi’nde Bağdat’taki saray kütüphanesi ve çeviri faaliyetlerinin yürütüldüğü Beytü’l Hikme adlı eğitim kurumu, İslam dünyasındaki entelektüel birikimin zenginleşmesini sağladı.

ü Beytü’l Hikme: Abbasiler döneminde Bağdat’ta kurulan bilimsel araştırmaların yapıldığı akademilerdir.

 

ü İslam dünyası kütüphanelere önem veriridi.

ü Kütüphaneler önemli merkezlerde: Kurtuba, Kahire, Merv, Semerkand, Buhara gibi İslam coğrafyasının ilim merkezlerinde büyük kütüphaneler kuruldu. Nerelerde kütüphaneler kuruldu? Kütüphane kurma geleneği TSD’de de devam ettirildi. Bu dönemde birçok şehirde kişilere ait kütüphanelerin yanı sıra cami, medrese, kervansaray, ribat, han, türbe, dergâh gibi kamusal mekânlarda yeni kütüphaneler açıldı. Kütüphanelerin işlevi: İlim ehlinin bir araya gelip sohbet ettiği ve bilgi alışverişinde bulunduğu bu kütüphaneler, yeni bilim insanlarının yetişmesine de katkıda bulundu. Kütüphaneler, eğitim kurumlarına bağlı olarak ya da bağımsız şekilde faaliyet gösterdi ve medreselerle birlikte ilmî çalışmaları destekledi. Kütüphane masrafı ve işlevi: Vakıf sistemi aracılığıyla ayakta duran bu kütüphaneler sayesinde halkın bilim ve eğitime yaygın şekilde ulaşması gerçekleşmişti.

 

ü Kaynak H/Ortaçağ’da Avrupa’da okuma yazma: Okuma yazma oranı: X. yy öncesi Ortaçağ Avrupası’nda eğitim, okuma-yazmayla sınırlıydı.

 

ü Kaynak I/ Avrupa’da ve Orta Doğu’da okuma yazma karşılaştırması: Müslümanlar arasında okuma-yazmanın yaygın olduğuna vurgu var.

 

ü İslam dünyasında küttâp ya da mektep adı verilen mekânların asıl amacı, halka okuma yazma öğretmekti. Zamanla bu mekânlar dinî bilgilerin de verildiği ve basit matematiksel işlemlerin öğretildiği eğitim kurumları hâline geldi. Yedi yaşında mektebe başlayan kız ve erkek çocukları, beş yıl boyunca belli bir ücret karşılığında ve ayrı mekânlarda eğitim alırdı. Burada ders veren öğretmenlere kâtip, fakih ya da muallim; bu öğretmenlerin yardımcılarına da kalfa adı verilirdi. ((Anadolu’da mekteb-i sebil, sıbyan mektebi gibi isimlerle anılır))Nizamiye Medreselerinde öğrencilerin günleri namaz, ders ve bireysel çalışmalar şeklinde planlanır ve öğrenciler de bu sisteme büyük bir disiplin içinde uyardı.

ü Dersler hem tilavet, tefsir, fıkıh, akait gibi dinî ilimleri hem de felsefe, mantık, matematik, astronomi, mühendislik, tıp gibi akli bilimleri  kapsardı.

ü İslami ilimler:tilavet, tefsir, fıkıh,kelam,akait

ü akli bilimler:felsefe, mantık, matematik, astronomi, mühendislik

 

ü Medresede eğitim namaz saatlerine göre ayarlanırdı. Öğrencilerin yemek masrafları medrese tarafından karşılanırdı.

ü Ortaçağ Avrupa’sında eğitim kilisenin elindedir.Orta Çağ’ın ilk dönemlerinde manastır ve katedral okullarında verilen eğitim büyük ölçüde Hristiyanlık inancına ve kilisenin ihtiyaçlarına dayalıydı.

ü Bu okulların temel amacı, (1)din adamı yetiştirmek ve (2) dinî metinlerin korunmasını sağlamaktı. Eğitim anlayışı, (1) Latincenin öğretilmesi ve (2) başta İncil olmak üzere Hristiyanlar için kutsal kabul edilen metinlerin okunup incelenmesi üzerine kuruluydu.

 

 

ü Türklerin Sanat anlayışları

ü Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonraki yeni sanat anlayışlarının temeli,  Karahanlı Deveti zamanında atıldı.  

ü I. Anadolu Beylikleri veTSD dönemlerinde ortaya konan sanatsal ürünlerde ise hem İslamiyet’in kabulü öncesi Türk geleneklerinin ve İslam sanatının hem de Yunan, Roma, Bizans, Kafkas ve Akdeniz kültür çevrelerinin izleri görüldü. Bu dönemde Konya, Sivas, Malatya, Tokat, Amasya, Kayseri, Antalya, Alanya, Sinop, Erzurum, Diyarbakır gibi şehirlerde birçok cami, medrese, han, kervansaray, kümbet ve şifahane inşa edildi. Başta taş işçiliği olmak üzere çini, ahşap ve maden sanatına yer verilen bu yapılarda Selçuklu sanat anlayışını yansıtan özgün eserler ortaya kondu.

 

Taş Minareli Medrese

ü Taş işleme sanatının en güzel örneklerinden olan ve anıt mezar özelliği taşıyan kümbetler, İslam dünyasında ilk kez Türkler tarafından inşa edildi. Bazı sanat tarihçilerine göre Türklerdeki çadır sanatı kümbetler aracılığıyla mimariye yansıtıldı.

ü Ayrıca TSD döneminde edebiyat, minyatür, cam işlemeciliği, halı dokumacılığı gibi sanat dallarında da gelişme kaydedildi.

ü Türkistan’da yaşadıkları dönemde dokumacılık sanatında uzmanlaşan Türkler, bu sanatı TSD döneminde  Anadolu’da da devam ettirdi. İnşa ettikleri ya da ürettikleri her ürünü kendi zevk ve anlayışları doğrultusunda şekillendiren Türkler, yerleştikleri bölgelerdeki sanat anlayışlarını da eserlerine yansıtarak dünya kültür mirasına önemli katkılarda bulundu.

ü İnce Minareli Medrese, Konya: Medresenin taç kapısındaki geometrik süslemeler, hatlar ve bitki motifleri Selçuklu süsleme sanatının özgün özelliklerini yansıtmaktadır.

 

ü Orta Çağ Avrupası’na hâkim olan skolastik düşünce; toplumların bilim, eğitim, kültür ve sanata bakış açılarını büyük ölçüde etkiledi.

ü X-XIII. yüzyıllarda Katolik Kilisesi ve tarikatlar da sanatsal çalışmalarda belirleyici unsur oldu. Bu dönemde başta mimari yapılar olmak üzere birçok sanat eserinin tasarımında ve yapımında Hristiyan din adamları görev aldı.

ü Katedral, manastır gibi dinî yapıların yanı sıra şato, kale, saray gibi görkemli binaların da inşa edildi.

ü Ortaçağ Avrupası’nda sanat: Dinî karaktere sahip bir üslubun benimsendiği bu sanat anlayışları, Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde farklılıklar gösterdi.  XI-XIII. yüzyıllarda Avrupa’da mimarinin yanı sıra resim, heykel ve süsleme sanatlarında da özgün örnekler verildi.Bu dönemde yapılan fresk, heykel ve vitraylarda Eski Ahit ve Yeni Ahit’te  anlatılan olaylar tasvir edildi. Resim sanatında dinî konuların işlendiği fresklerin yanı sıra XIII. yüzyılın ortalarından itibaren el yazması kitaplar için minyatürler çizildi.

 

ü Kaynak J: Paris’teki  Saint Denis Katedrali, Gotik mimarinin ilk örneklerindendir.

 

ü Kaynak K: Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası  Türk-İslam mimarisinin başyapıtlarındansayılır.

 

ü Kaynak L:  Fransız gotik mimarisinin en önemli eserlerinden biri olan Chartres Katedrali’dir.

 

Chartres Katedrali

ü İncelediğiniz kaynaklardan hareketle Türk-İslam ve Batı medeniyetlerinin mimari anlayışlarını karşılaştırarak benzer ve farklı yönlerini ilgili alanlara yazınız.

ü Benzerlikler:

i. Her iki medeniyette; dini yapılar yaygın olarak yapılmıştır

ii. Bu eserlerde önemli sanat dalları kullanılmıştır.

ü Farklılıklar

i. Türk-İslam geleneğinde dini vb yapılar vakıflar aracılığı ile halkın kullanımına sunulur.

ii. Türk-İslam sanatında hat ve çini sanatlar yaygın olarak kullanılır.

 

ü Kaynak M :  Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde bulunan bir minyatüre vurgu var.

ü 

ü Kaynak N: Heidelberg Üniversitesi Kütüphanesinde bulunan bir minyatüre vurgu var.

 

ü Kaynak O: Kubâdâbâd Sarayı’ndan bir çini detayı ifade etmiş.

 

ü Kaynak Ö: Saint-Étienne Collegiate  Kilisesi’nden bir vitray ayrıntısı yer alıyor.

 

 

Sayfa 85: 1. Türklerin bilim, eğitim ve kültür anlayışı Anadolu’nun Türkleşme ve İslamlaşma sürecini nasıl etkilemiştir?Bu durum,

i. Müslüman Türk nüfusunun Anadolu’da kökleşmesini,

ii. Halk arasında İslam dininin doğru şekilde öğrenilip yayılmasını,

iii. Türk-İslam kültürünün toplumla bütünleşmesini sağlamıştır

2. Anadolu’nun birçok yerinde mimari eserler inşa edilmesi Anadolu’nun Türkleşme ve İslamlaşma sürecine nasıl bir katkı sağlamış olabilir? Örnekler vererek açıklayınız.Mimari eserler, Anadolu’nun artık geçici bir yurt değil, kalıcı Türk yurdu olduğunu kanıtladı.

Türkler açısından katkısı

iv. Şehirleri yeniden düzenledi,

v. Yerleşimi arttırdı,

vi. Devlet otoritesini güçlendirdi.

İslam dininin yayılmasına katkısı

vii. Camiler ve medreseler:

viii. Bölge halkının İslam’ı öğrenmesini kolaylaştırdı,

ix. Dini toplulukların oluşmasını sağladı,

x. Müslümanlaşmayı hızlandırdı.

 

Bazı tasavvufçular

1. HOCA AHMED YESEVİ (?-1166)

ü Batı Türkistan’da doğar ve “Pir-i Türkistan” ünvanıyla anılır.

ü İslam dininin bu bölgede Türkistan’da yayılmasına büyük katkı sağladı.

ü Onun hayat görüşünü ve tasavvuf anlayışını devam ettiren Yesevi dervişleri (Horasan erenleri), Türkistan’ın yanı sıra İran, Hindistan, Anadolu ve Balkan topraklarında bu düşüncenin geniş kitlelere ulaşmasına öncülük etti

ü En önemli eseri, Divan-ı Hikmet’tir. O, sohbetlerinde ve şiirlerinde en çok (1)Allah ve peygamber sevgisini, (2)fakir ve yetimleri himaye etmeyi,  (3)dünyevi arzularla mücadele etmeyi, (4)dinî esaslara uymayı ve (5)güzel ahlak konularını ele aldı.

 

2. CELALEDDİN RUMİ (1207-1273)

ü Eserlerinde Allah ve peygamber sevgisinin yanı sıra insan sevgisini de vurgulayarak Anadolu’daki İslam düşüncesine özgün bir bakış açısı kazandırdı. Düşüncelerini Kur’an ve sünnete dayandırır.

ü Eserlerindeki sevgi ve birlik çağrısı, farklı din ve kültürlere mensup insanları Mevlevilik düşüncesine çeker.  

ü “Biz pergel gibiyiz. Bir ayağımız din üzerinde sağlamca durur, öteki ayağımız yetmiş iki milleti dolaşır.” sözü, onun evrensel ve kucaklayıcı hayat anlayışının özeti niteliğindeydi.

ü En önemli eserleri, Mesnevi, Divan-ı Kebir, Fihi Ma Fih’tir.

 

3. HACI BEKTAŞ VELİ (XIII. yüzyıl)

ü Yetiştirdiği dervişler, özellikle kendisinden sonraki dönemde Anadolu ve Balkanlarda Bektaşilik düşüncesini ve tasavvuf anlayışını yayarlar.

ü Sonraları kurulan  Osmanlı’nın  dahi Yeniçeri Ocağının piri kabul edildi.

ü Makalat en önemli eseridir.

 

4. YUNUS EMRE (1241-1321)

ü Önemli hikmetler taşıyan şiirlerini halkın anlayacağı sade bir Türkçeyle ve edebî değeri yüksek ifadelerle söyledi.

ü İlahi aşka dayalı coşkun bir ruh hâli yaşayıp tüm şiirlerinde Allah’ı ve Allah’ın yaratmış olduğu insanları sevmenin önemini vurguladı.

ü Dünya görüşü alçak gönüllülük, sabır, cömertlik, hoşgörü, doğruluk gibi insani değerler üzerine kuruluydu. Bu değerleri ele alırken o dönemin edebiyat dili olan Farsça yerine Türkçeyi tercih etmesi, Anadolu’da Türkçenin kökleşip değer kazanmasına büyük katkı sağladı.

 

Yunus Emre

5.MUHYİDDİN İBNÜLARABİ (1165-1240)

ü XIII. yüzyılın başlarında Anadolu’yaEndülüs’ten gelerek farklı şehirlerde ilim ve irfan meclisleri düzenledi. Malatya ve Konya’da bulunduğu dönemde birçok öğrenci yetiştirdi.  Selçuklu sultanları ve yöneticileriyle iyi ilişkiler kurup ve onlara tavsiyelerde bulundu.

 

 

Bazı İlim İnsanları

ü KAŞGARLI MAHMUD (XI. yüzyıl):Türk lehçelerini araştırdı. Türkçenin bilinen ilk sözlüğü olan Divânü Lugâti’t-Türk’ü yazdı. Eserde Türk ilinin coğrafyası, tarihi, kültürü, atasözleri, şiirleri, iktisadî ve sosyal hayatına dair değerli bilgiler mevcuttur.

Kaşgarlı'nın haritası 


ü ÖMER HAYYAM (1039?-1123?): Cebir, geometri, astronomi, fizik, tıp, felsefe, müzik ve edebiyat alanlarında eser verir. Matematik alanında yaptığı çalışmalar özellikle analitik geometrinin gelişimine büyük katkı sağladı. Felsefe ve metafizikle de ilgilenen Hayyam,İbn Sina ekolünün takipçilerindendi. Yazdığı rubailerle hem Batı hem de İslam dünyasında ün kazandı. Hatta kendisi yazmadığı ve söylemediği hâlde yüzlerce rubai ona atfedildi.Hayyâm’ın genelde matematiğin ve özelde analitik geometrinin gelişimi üzerindeki etkisi çok büyüktür.

 

ü CEZERİ (XII-XIII. Yüzyıl): Mekanik biliminin öncülerinden olan Cezeri, daha önce Antik Yunan’da ve İslam dünyasında yapılan çalışmaları geliştirerek hava ve su dengesi ilkesi doğrultusunda tasarladığı elliden fazla mekanik araç ve alete imza attı. Kitab-ül Hiyel (Makine Yapımında Yararlı Bilgiler ve Uygulamalar) adlı günümüze ulaşan tek yazılı eserini Artuklu Emîri’nin isteğiyle kaleme aldı. Tasarladığı araçların ayrıntılı çizimlerini ve çalışma ilkelerini altı bölümden oluşan bu eserde açıkladı. Cezeri’nin imza attığı en önemli çalışmalardan biri de otomatlardı. Bu otomatlar arasında su saatleri, ilk kez onun tasarladığı mum saatleri ve hastadan alınan kanın miktarını ölçen kan alma tekneleri de bulunuyordu. Ayrıca suyu yukarıya çıkarmaya yarayan birçok araç ve fıskiyede de onun imzası vardı.

 

ü İBN BİBİ: Vakayiname örneğinde eserler yazmıştır.

AKIL OYUNLARI FİLMİNİN ELEŞTİRİSİ

  Film Hakkında Kısa Bilgi:  Akıl Oyunları  ( A Beautiful Mind ), Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Amerikalı matematikçi  John Nash’in  hayatına d...