27 Aralık 2020 Pazar

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ TARİHİ -4- DANDANAKAN SAVAŞI (1040) VE MUSA YABGU

 

Dandanakan Savaşı Ve Büyük Selçukluların Tam Bağımsız Hale Gelmeleri

Gazne sultanı Mesut bu Selçukluların bağımsız hareket etmeleri nedeniyle Nişabur’da bir süre kaldıktan sonra Selçuklu tehlikesini bertaraf etmek amacıyla yüz bin kişilik kuvvetli bir ordu toplayarak Serahs taraflarına doğru harekete geçmesine karşın Selçuk kurmayları geri çekilmek için görüş beyan etseler de Çağrı Bey geri çekilmeyi kesin olarak reddetmiş ağır teçhizatlı ve yorgun Gazne ordusunu hafif süvari birlikleriyle mağlup edilebileceğini komutanlara tekrar kabul ettirmişti.

Selçuklu hafif süvari birlikleri savaşın kazanılmasında etkili oldu.


Selçuklu kuvvetleri Serahs’tan harekete geçmiş olup ordu öncüleri Gazne ordusunun su kaynaklarına ulaşmasını önlemek için su kuyularını tahrip etmeye başlamışlardı. Su kuyularının tahribi Gazne kuvvetlerini zor durumda bırakmış sultan ümitsizliğe kapılmış; bu da Gazne kuvvetlerinde disiplinsizliğe yol açmaya başlamıştı. Gazne ordusunun bu durumuna ordu kumandalarının fikir ayrılığına düşmeleri Selçukluların o ana kadar meydan savaşından kaçınan Selçuklu kuvvetlerinin meydan savaşına girmeleriyle sonuçlandı. Selçuklular zaten zor durumda kalan Gazne ordusunu ağır bir bozguna uğratmış sultan Mesut 100 süvari ile savaş terk etmek zorunda kalmıştı. Gaznelilerin diğer ordu kumandanları da savaş meydanını terk etmeleri Selçukluların büyük bir ganimet elde etmelerine neden oldu(1040).

Büyük Selçukluların sembolü ve bayrağı 


Selçuklular, uzun yıllardır Karahan ve Gaznelilerle yapmış oldukları mücadeleler sonucunda nihayet Dandanakan savaşı sonucunda resmen Büyük Selçuklu devletini kurdular. Savaş sonucunda toplanan Selçuklu ileri gelenleri Tuğrul Bey’i sultan ilan etmiş  komşu devletlere fetihnameler göndererek zaferlerini ilan ettiler.

Tuğrul Bey(1040-1063), Selçukluların ilk sultanı olmuştur.

Musa Yabgu (İnanç Beg)

Selçuk Bey’in oğullarından biri olup kardeşi Yusuf’un vefatından sonra Selçuklu ailesinin başına geçmiştir. Ancak, Gaznelilerle yapılan savaşlar ile yeğenleri olan Tuğrul ve Çağrı Beylerin güçlenmelerine ve onların gölgesinde kalmasına neden oldu. Daha önce, Gazneliler tarafından yerel bey olarak tanınmaya başlanmıştı. Dandanakan savaşından sonra kendisine Herat, Sistan ve çevreleri bırakılmıştı.  Musa bu bölgelerde yarı müstakil şekilde hüküm sürmüş ve adına para bastımıştı.

İbrahim Yınal’ın kardeşi Ertaş, Çağrı Bey’in oğlu Yakuti ve daha sonra bizzat Çağrı Bey’in akınlarıyla uğraşmak zorunda kalsa da Tuğrul Bey’in araya girmesiyle Musa’ya yine aynı haklar iade edildi. Tuğrul Bey’den sonra başa geçen Alp Arslan döneminde Musa’nın hakimiyet alanı iyice daralmış haldeydi. Musa Yabgu’nun Yusuf, Bizans’la savaşlarda hayatını kaybeden  Ebu Ali Hasan ve Karaarslan adlı üç oğlu bulunmaktaydı.


BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ TARİHİ (1040-1157) -3- SELÇUKLULARIN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞLARI

SELÇUKLULARIN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞLARI 

Selçukluların Horasan’a Göç Etmeleri ve İlk Gazne Selçuklu Savaşı: Nesa 

    Selçukluların müttefiklerini kaybetmeleri üzerine Harezm’de fazla tutunamayınca Horasan’a yerleşmek zorunda kaldılar (1035). Büyük olasılıkla burada kalıcı olabilecekleri düşüncesiyle bin atlı ile Ceyhun nehrini geçerek Merv şehri yönünden Nesa denilen şehre geldiler. Daha önceleri bu bölgeye yerleşen Türkmenlerle Harezmliler Selçuklulara katılmaya başlamaları onların güçlenmesine neden oldu.
Tuğrul ve Çağrı Beyler temsili resim

Selçuklu idarecileri Musa Yabgu, Tuğrul ve Çağrı Beyler Gaznelilerin Horasan Divan yöneticisi Surî’ye mektup göndererek sultanın hizmetine girmek istediklerini ve buna karşılık kendilerine yurtluk olarak Nesa ve çevresinin verilmesini talep etmişlerdi. Gaznelilerin onları oyalarken 17.000 kişilik iyi hazırlanmış Hacib Begtoğdı komutasında Gazne kuvvetleri Selçukluların üzerine gönderilmişti. Nesa denilen mevkide Selçuklular Gazne ordusunu 1035 yılında ağır bir yenilgiye uğrattılar. Selçuklular çok ganimet elde ettilerse de Gaznelilerden çakinmekte olduklarından sultana savaşa kendilerinin neden olmadıklarını kendilerini savunmak istediklerini söyleyip özürlerini sundular. Bunun üzerine yapılan görüşmelerde Gazne sultanı Musa Yabgu’ya Ferare’yi, Çağrı Bey’e Dihistan’ı, Tuğrul Bey’e Nesa’yı verdi. Ayrıca sultan Mesut, Selçuklu beylerine hilat, menşur ve sancak göndererek yerel yönetici anlamına gelen “dihkan” unvanı vermişti. 

Musa Yabgu, Selçuk Bey'in oğlu olmasına rağmen Selçukluların asıl yöneticileri yeğenleri oldu. 



Bu ikta dağıtımı ve hediyelerle birlikte Selçuklu beyleri Gaznelilerin birer valisi olmuş, onlarda sultana bağlı olacaklarını göstermek için aralarından biri sultanın yanında rehin olarak tutulacaktı. Nesa savaşı ve anlaşmayla birlikte Selçuklular meşru bir güç haline gelmişler ve devlet kurma aşamasında önemli bir adım attılar. 

 Selçukluların Bağımsızlığa Kavuşmaları ve Serahs Savaşı

    Selçukluların Nesa savaşı sonucunda Gaznelilerle anlaşma yapmış olması onların itibarını artırmıştı. Bunun üzerine Selçuklu kuvvetlerine akın akın Türkmenler dahil olmaya başlamaya başladı. Selçuklulara katılan Türkmenlerin Gazne topraklarında yağma faaliyetlerine girişmeleri ve Selçukluların Gaznelilerin düşmanı Harezmşah İsmail ile anlaşmaya başladılar (1036). 
    

    Gazne sultanı Mesut, Horasan vilayetini Selçuklu akınlarından kurtarmak için on beş bin kişilik bir kuvvet gönderdi. Bunun üzerine Selçuklular, sultana yaşadıkları bölgelerin kendilerine yetmediği için Merv ve Serahs bölgelerini ondan talep ettiler. Sultan Mesut’un öneriye cevap vermemesi üzerine Selçuklular yeniden akınlara başladılar; Sultan Selçuklulara karşı daha güçlü bir ordu gönderince Oğuzlar, onlara karşı koyamayacakları düşüncesiyle Nesa’ya çekildiler. 
    
 Selçukluların gittikçe güçlendiğini dikkate almayan Sultan Mesut, 1037’de Hindistan’da buluna Hanusi kalesini fethetmeye gitmesi Oğuzların Gazne topraklarına akınlarını artırmalarına neden oldu. Oğuzlar gittikçe cesaretlenerek Gaznelilerin Rey valisi Taş-ı Ferraş’ı ortadan kaldırarak Rey ve çevresinde egemen olmaya başladılar. Gazneliler karşısında Selçuklulara İran kökenli Deylemlilerin destek vermeleri Selçukluların işini kolaylaştırdı. Selçukluların bu mütecaviz saldırıları karşısında sultan Mesut biraz geç de olsa onların üzerine Hacip Subaşı komutasında bir ordu gönderdi. Gazne kuvvetlerinin saldırı düzeninde olduklarını duyan Selçuklular ailelerini ve ordu ağırlıklarının önemli bir kısmının Merv çölüne çekmiş ve geriye sadece hızlı hareket eden süvarilerle Gazne kuvvetlerinin Serahs’ta karşılaşmasına yol açtı. Çağrı Bey’in yetenekleriyle Selçuklular Gaznelileri büyük bir bozguna uğratmış ordu komutanı zar zor hayatını kurtararak Herat’a çekilmek zorunda kalmıştı(1038). 

Gazneli Sultan Mesut (1030-1041)


    Serahs savaşının muzaffer komutanları bağımsızlıklarını kazandıklarını elde ettiklerinden kadim devlet anlayışına göre elde ettikleri toprakları paylaştılar. Tuğrul Bey devlet hükümdarı olarak Horasan’ın başkenti Nişabur’u, Çağrı Bey Merv’i, Musa Yabgu ise Serahs şehrini aldı. Tuğrul Bey “melikü’l-mülûk” unvanı kullanmaya başladı. Tuğrul Bey aynı anneden olan kardeşi İbrahim Yınal’ı Nişabur’a yollamış bölge insanlarının itaat edeceklerini bilgisi alınınca Tuğrul Bey adına hutbe okunmasının ardından Tuğrul Bey şehre girerek tahta oturmuş ve devletin başkenti olmaya başlamıştı. Sultan Mesut Selçuklu etkinliğini sonlandırmak için 300 fille desteklenmiş 50 bin kişilik kuvvetli bir ordu ile Belh’e kadar ilerlemiş ve Ulyaabad denilen mevkide Çağrı Bey’in kuvvetlerini yenince kendine güveni geldi(1036). Ancak Selçukluların önemli kısmı çöle çekildiğinden Selçuklular tekrar toparlanabilmişti. 
Selçuklular, Gazneliler karşısında  gittikçe güçleniyor



     Gaznelilerin bu saldırılarına karşı Serahs’ta bulunan Çağrı Bey’e; Tuğrul Nişabur’dan Musa Yabgu ise Merv’den yardıma geldiler. Tuğrul Bey ve İbrahim Yınal, Gaznelilerden çekindiklerinden dolayı savaşa girmek istememelerine karşı Çağrı Bey, başka yerlerde tutunmanın zorluğundan ve Selçuklu kuvvetlerinin hafif süvari birliğe sahip olmalarından dolayı hızlı hareket özelliklerinin avantaj olduğunda ısrar eden Çağrı Bey’in isteği kabul edildi. 

Nesa ve Serahs savaşlarında Selçuklular devlet olma aşamasına geldi.


    Serahs Savaşı (1039)’nda Gazne kuvvetleri galip gelmiş olsa da Selçukluları itaat altına alacak kadar büyük bir zafer değildi. Ardından Serahs’ta bulunan Gazne ordusunun su kaynaklarını kesen Selçuklular ağırlıkları fazla olan Gazne ordusunu vur-kaç taktiği ile vurmaya başladı. Sultan Mesut, vezirlerinin önerisiyle Selçuklulara barış önerisinde bulundu. Buna göre; Gazne kuvvetleri Herat’a çekilecek, Nesa ve Ferave Selçukluların elinde kalacak, Selçuklular Nişabur, Serahs ve Merv’den çekileceklerdi. Bu anlaşma daha çok geçici bir barış özelliği görünümündeydi. Bu anlaşmayla birlikte Gazneliler, Selçukluları siyasi olarak kabul etmek zorunda kaldılar.

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ TARİHİ (1040-1157) -2- ARSLAN YABGU DÖNEMİ

Arslan Yabgu’nun Selçuklu Ailesinin Başına Geçmesi 

     Selçuk Bey’in vefatı üzerine ailenin başına Arslan Yabgu geçmiştir. Arslan Yabgu’nun yönetiminde Selçuklular Cend’den Maveraünnehir’de Buhara çevresine geldiler. Samanilerin yıkılması üzerine bu bölgeye egemen olmaya başlayan Karahanlılar ile Selçuklular karşı karşıya gelmişlerdi. Tuğrul ve Çağrı Beyler Karahanlı İlig Nasr Han’ın saldırısına uğrayınca diğer Karahanlı hanedan üyesi Buğra Ahmet Han’ın yanına Talas’a gitseler de Buğra Ahmet Han onları düşmanca karşılamış hatta Tuğrul Bey’i tutuklatsa da Çağrı Bey’in ani hamlesiyle Çağrı Bey kardeşini kurtarmayı başarmıştı. Bu olaydan sonra Tuğrul Bey çöllere çekilmek zorunda kalırken Çağrı Bey ünlü Anadolu’ya keşif seferini yaptı.
Selçuk Bey'den sonra Selçukluların başına Arslan Yabgu geçmiştir.

    Bu sıralarda Arslan Yabgu, Karahanlı hanedanından Ali Tekin’in kuvvetlerine yardımda bulunarak onun Buhara’yı ele geçirmesine katkı sağladı. Karahanlı devletinin büyük kağanı Yusuf Kadır Han’ın kağanlığını tanımayı reddeden Ali Tekin’in Arslan Yabgu ile ittifak yapması Maveraünnehir’de egemen olmak isteyen Gazneli Sultan Mahmut ile Karahanlı Yusuf Kadır Han’ın çıkarına tersti. Bu durum üzerine Ali Tekin’e karşı Yusuf Kadır Han ile Gazneli Sultan Mahmut 1025 yılında Semerkant’ta buluştular. Bu ünlü iki hükümdar “bütün İran ve Turan sorunlarını” tartışıp karara bağladılar. Bu buluşmada alınan en önemli kararlardan biri Arslan Yabgu yönetimindeki Oğuzların Maveraünnehir ’den Horasan’a gönderilmeleriydi. Bunun üzerine ArslanYabgu ile Ali Tekin Gazne ve Karahanlı ittifakına karşı koyamayacaklarını anlayınca Buhara’yı terk ederek çöllere çekilmek zorunda kaldılar. Sultan Mahmut, Arslan Yabgu’yu huzuruna davet etti, Semerkant’ta yapılan görüşmede Gazneli Mahmut Arslan Yabgu yönetimindeki Oğuzların ileride Gazne devleti için tahlike olabileceğini düşünmüş olacak ki davet ettiği Arslan Yabgu’yu Hindistan’daki Kalincar Kalesi’ne hapsetti(1025).
Selçuklu hanedanı yöneticisi Arslan Yabgu Gaznelilere esir düştü

    Arslan Yabgu’nun yanındaki Türkmenler öldürülmüş Oğuzların büyük bir kısmı dağılmış ve Arslan Yabgu yedi yıllık esaretten sonra Kalincar’da hayatını kaybetmişti. Arslan Yabgu’nun esaretinden sonra Selçuk Bey’in diğer oğlu Musa, Yabguluğa gelmiş olsa da Oğuzlar arasında Tuğrul ve Çağrı Beyler yönetimde etkin hale gelmeye başladılar. 

    Arslan Yabgu’nun oğlu olan Kutalmış, Buhara’ya kaçmayı başarmıştı. İleriki dönemlerde Anadolu Selçuklu devletini kuracak Süleyman Şah, Kutalmış’ın oğlu Arslan Yabgu’nun torudur. 

Arslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış, Anadolu'nun fethinde önemli rol oynamış; Kutalmış'ın oğlu Süleyman Şah, Anadolu Selçuklu Devleti'ni kuracaktı.


     Ali Tekin, Buhara’yı eline geçirmiş Tuğrul ve Çağrı Beylere ittifak kurma teklifi götürmüş bu teklif reddedilince Selçuk Bey’in diğer oğlu Yusuf’u Yabgu ilan ettirme girişimine Yusuf, Selçuklu ailesinin birliğinin bozulacağı bahanesiyle reddetti. Ali Tekin, Yusuf’un üzerine kuvvet göndererek onu öldürtmesi ve Selçuklulara baskı uygulaması üzerine Selçuklular Harezm bölgesine çekildiler. Gazneli Mahmut’un 1030’da ölümüyle başa geçen oğlu Mesut’un başa geçmesi üzerine Ali Tekin ile Selçuklular arasında Gaznelilere tekrar ittifak kuruldu(1032). Ali Tekin’in 1035’te ölümüyle Selçuklu ailesi Gazne’ye karşı bağımsızlık mücadelesi veren Harezm yöneticisi Altuntaş’ın oğlu Harun’un davetiyle Maveraünnehir’den Harezm bölgesine gittiler. Selçuklulara, Cend emiri Şah Melik saldırarak yedi bin kişiyi öldürmüştü. Selçukluların bu ağır kaybına karşı onların desteğini kaybetmek istemeyen Harun, onlara bir çok mal ve ganimetinden pay vermişti. Selçuklular tekrar toparlandığı sıralarda Gazneliler, Harun’u ortadan kaldırmayı başarmışlardı(1035).

16 Aralık 2020 Çarşamba

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ TARİHİ (1040-1157) -1- SELÇUKLULARIN İLK DÖNEMLERİ

 


Selçuklu Ailesi’nin Kökeni

Türkler dünyanın farklı yerlerinde devletler kurmuş olsalar da bu devletlerin birbirinin devamı özelliği göstermektedir. Türklerin kurduğu en önemli devletlerden hiç şüphesiz birisi de Büyük Selçuklu Devleti’dir. Selçuklular adlarını Oğuz Yabgu devletinin subaşı görevinde olan Selçuk Bey’den almıştır.

Oğuz Yabgu Devleri sınırları


Selçuklular Oğuzların yirmi dört boyundan Kınık boyuna mensupturlar. Oğuzlar X. yüzyılda Seyhun ırmağı ile Hazar denizinin doğusu ve Aral gölü arasındaki bölgede yaşarlarken Kınık boyu da buralarda yaşamlarını sürdürüyorlardı. X. yüzyılın başında Oğuz Yabgu devletinde “Yabgu” unvanı taşıyan bir hükümdar hüküm sürerdi. Selçuklu ailesinin  atası olan “demir yaylı” lakaplı Dukak bu devlette güçlü bir asker ve önemli bir siyasi konumu bulunmaktaydı. Oğuz Yabgu devletinin Hazarlar üzerine yapmayı planladığı sefere itiraz eden Dukak Bey’le hükümdar arasında çıkan mücadelede Yabgu, Dukak’ı yüzünden yaralamış; Dukak da Yabgu’yu atına binerken ona gürzle vurarak atından düşürmüştü. Oğuzların beylerinin araya girmesiyle Yabgu ile Dukak Bey barıştılar (875-885). Bir süre sonra Dukak Bey hayatını kaybedince oğlu Selçuk, üstün askeri kabiliyetleri nedeniyle devletin subaşılığına (ordu komutanı) getirilmişti.


Kınık Boyu'nun sembolü


Selçuk Bey’in Cend Şehrine Göç Etmesi

Selçuk Bey’in nüfuzunun arttığını gören Yabgu, hatunun da etkisiyle onu kıskanmaya başladı. Durumun vehametini gören Selçuk Bey, kabilesi ve sürüsüyle Yengi kent bölgesinden İslam dünyası iken Türklerin arasında uç şehri olan Cend şehrine X. yüzyılın son çeyreğinde geldi.

Selçuk Bey’in Cend’e gelişi sıralarında İslam dini Türkler arasında hızla yayılmaktaydı. Selçuk Bey de yanındakilerle siyasi geleceğinin yükseleceği için Şaman dininden İslam dinine geçmiştir. Buhara’nın kuzeyinde bulunan Zondak şehir valisinden kendisine İslam dinini öğretecek din görevlileri talep etti. İslam dinine geçişle birlikte Oğuz Yabgusunun Cend ve çevresindeki müslümanlardan aldığı yıllık verginin ödenmesine “keferelere haraç verilmez” diyerek engel oldu. Daha sonra Yabgu tarafından gönderilen güçlerle çarpışarak bölgede kolayca tutunmaya başladı. Selçuk Bey, Yabgu’nun hakimiyetine buralarda son vererek bağımsız bir beylik kurmuş oldu.

 

 Nur Bölgesinin Yurtluk Verilmesi

Büyük Selçuklarının ilk dönemlerinde ikisi Türk olmak üzere şu  devletler bulunmaktaydı:

ü  Karahanlılar devleti (840-1212); İslam devletinin doğu sınırında yer alan Türk devletidir.

ü Gazne devleti (963-1186); Hakimiyetine Gazne şehrinde başlayan kısa sürede Afganistan, Pakistan ve Kuzey Hindistan’a kadar sınırlarını genişletecek Türk devletidir.


Gazneliler Devleti sınırları
Karahanlılar Devleti sınırları






ü  Samani devleti(819-1005); Maveraünnehir ve Horasan taraflarında egemen olan Fars devletidir.

ü  Büveyhîler devleti(932-1062); Deylem asıllı İran ve Irak’ta hüküm süren bir hanedanlıktır.

ü  Abbasi halifeliği(750-1250); Bağdat merkezli olup son dönemlerinde İrani devlet olan Büveyhi devletinin egemenliğine girmişti.


Büveyhi Devleti sınırları


Selçuk Bey, yapmış olduğu gaza faaliyetleriyle ön plana gelmeye başlamış; Selçuk Bey’in faaliyetlerinden istifade etmek isteyen Samaniler Selçuk Bey’in emrindeki Oğuzlara “uç beyliği”olarak Nur bölgesini Karahanlılara karşı sınırları korumak için yerleşme izni verdiler. Bu izinle birlikte Selçuk Bey’in oğlu Arslan Yabgu (İsrail) yönetimindeki Oğuzların bazıları Nur’a yerleşmeye başladılar.

Karahan devleti hükümdarı Buğra Han El Harun bin Süleyman’ın Samani devleti başkenti Buhara’yı 992’de ele geçirmesi üzerine  Samani Emiri II. Nuh, mağlup olarak Selçuk Bey’den yardım istemek zorunda kalır. Selçuk Bey de Oğuz devlet teşkilatına uygun olarak “Yabgu” unvanına sahip oğlu Arslan Yabgu komutasında ordu gönderdi. Arslan Yabgu’nun ani baskını ve Karahan hükümdarının hastalığının da etkisi ile Karahan kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldılar. Karahanlılar geri çekilirken Oğuzlar, Karahan kuvvetlerine saldırmış ve mallarını yağmalamışlardı.

Karahan hükümdarı İlig Nasr Han, Samanileri tekrar mağlup etmiş 999 yılında Buhara’yı zapt etmeyi başarmıştı. Son Samani emiri Ebu İbrahim  El Muntasır II. Abdulmelik ve diğer hanedan mensupları Karahanlıların merkezi olan Özkent’e gönderildiler. Ebu İbrahim, tutuklu olduğu yerden kaçmayı başararak Buhara’yı ele geçirmeye muvaffak oldu (1000). Ebu İbrahim, Karahanlılarla mücade ederken başarılı olsa da zamanla bu başarısını devam ettiremeyince Arslan Yabgu yönetimindeki Oğuzlara sığınmak zorunda kalarak yardımlarını istemek zorunda kaldı.  Arslan Yabgu komutasındaki kuvvetler yanlarında Ebu İbrahim olduğu halde Karahanlı Subaşı Tegin komutasındaki kuvvetleri Semarkand yakınlarında Kühek denilen yerde mağlup ettiler. Karahan hükümdarı İlig Nasr Han, bu mağlubiyetin intikamını almak için kuvvet gönderse de Semarkand civarında Arslan Yabgu, yine muzaffer oldu (1003). Oğuzlar, bu savaşlarda ele geçirdikleri esirler arasında Karahanlıların on sekiz komutanı için fidye almak için Karahanlılarla görüşmelere gitmeleri üzerine kendisinin Karahanlılara teslim edileceğinden çekinen Ebu İbrahim yanında bin civarındaki askerle , Oğuzlardan ayrılarak Horasan bölgesine gitti. Karahanlılar, Buhara’ya tekrar egemen olmaya başlamaları üzerine Ebu İbrahim, Oğuzların desteği ile Karahanlılar’ı yine Semerkand civarında mağlup etti (1004). Bu en son savaşta Oğuzlar, Karahanlılardan o kadar ganimet elde ettiler ki Ebu İbrahim’i terk ederek bölgelerine gitmeleri üzerine Ebu İbrahim, mücadeleyi devam ettirememiş önce başarısız olmuş sonra vefat etmişti (1005).

1009 yılında yüz yaşını aşmış olduğu halde Cend şehrinde vedat eden Selçuk Bey’in Arslan Yabgu, Mikail, Yusuf ve Musa Yabgu adlarında dört oğlu vardı. Bu kardeşlerden Mikail, babası hayattayken bir savaşta vefat etmiş; bu nedenle Mikail’in iki oğlu olan Tuğrul (Muhammed) ve Çağrı (Davud) Beyler dedeleri Selçuk Bey tarafından yetiştirilmişlerdi.

Samaniler (819-1005): Maveraünnehir ve Horasan’da hüküm süren yerel bir hanedanlıktır. Samanilerin kökenlerinin Türk olduğu iddia edilse de İrani kökenli olduğu genelde kabul edilmektedir. Bu duruma kanıt olarak, Farsçanın zirve dönemini yaşaması ve İranlıların kadim hükümdarları Keyumers’e dayandırmaları gösterilmektedir. Samanilerin atası Samanhudat, İslamiyet’i benimsemiş kendisinden sonra dört oğlu çeşitli valiliklere Abbasi halifeleri tarafından getirilmişlerdi(819). Ordusunun önemli kısmı Türklerden oluşmakla birlikte topraklı üzerinde farklı milletler ve dine inanan insanlar yaşamaktaydı. Zaman içinde Gazne devleti şeklen Samanilere bağlı görünse de Karahanlılar ile Gaznelilerin arasında Samanilerin toprakları paylaşılarak bu devlete son verilmişti.

1 Kasım 2020 Pazar

FRİGYA (PHRYGİA) TARİHİ

 

FRİGYA (PHRYGİA) TARİHİ

Friglerin Kökeni Frig Devleti’nin Kuruluşu

 

Herodotos’ göre Frigler Makedonyalıların komşuları olup Brygler ya da Brigler adını taşımaktaydılar. Friglerin Troya savaşında Akalara karşı Troyalıları destekledikleri Friglerin daha sonraları Trakya’dan Boğazlar yoluyla Anadolu’ya göç ettikleri düşünülmektedir. 1200 yıllarına doğru başlayan Trak göçleri, Hitit Devletinin 1190’lı yıllardaki yıkılışını izleyen dönemde yoğunlaşmış ve dört yüzyıl  kadar devam etmiştir. Frigler’in Güneydoğu Avrupa halklarıyla kültürel benzerliğine kanıt olarak dil açısından Frig dilinin Hint-Avrupa dil ailesine bağlı olup Yunanca’ya akraba olduğu bilinmektedir.

 


Friglerin Anadolu’daki ilk yüzyıllarındaki faaliyetleri ile ilgili bilgi sahibi değiliz.  Frigler önceleri Troia ve çevresini zamanla İznik gölü kıyıları ve Sakarya nehri vadisine yayılmışlardır.

 

Hitit kaynaklarında Karadeniz’in doğusunda boylar halinde yaşayan Kaşka’lar diğer yağmacı kavimlerle Hitit ülkesini yağma ettikleri ve yakıp yıktıkları bilinmektedir. MÖ 1200’lerden itibaren bu istila ve yağma faaliyetlerinden sonra Anadolu’da “karanlık dönem” yaşandıktan sonra Anadolu’da Gordion merkezli bir devlet kurmuşlardır.  Gordion’da bulundukları sıralarda Friglerin beylikler halinde yaşadıkları zamanla devlet haline geldikleri düşünülmektedir.

 

Aslında Frigler MÖ II. Binin sonlarından itibaren Anadolu’da Kızılırmak yayı ve çevresinde yerleşmiş olduklarına dair Geç Hitit, Asur ve Urartu kaynaklarında belirtilmektedir. MÖ 8. Yüzyıldan itibaren Anadolu’ya Kafkaslardan Muşki’lerin Orta Fırat bölgesine gelmiş oldukları belirtilmektedir. Doğudan gelen Muşki toplumu ile Frig toplumunu Asurların karıştırma ihtimalleri yüksektir.

 

Gordios dönemi (750-725)

Friglerin muhtemel ilk kralları ve başkentleri Gordion’a adını veren Gordios dönemi hakkında bilgi azdır. MÖ 750 dolaylarında devleti kurmuş olma ihtimali Asur kaynaklarına göre düşünülmektedir. Grodios hakkında ilk bilgileri mitolojik kaynaklıdır. 

 

Efsaneye göre, kendilerine  yeni bir kral arayan Frigler kimin kral olacağına karar veremeyince kahine danışırlar. Kahin onlara, şehre öküz arabasıyla ilk kim girerse kralın o olması gerektiğini söyler. Şehre ilk olarak yoksul bir köylü olan Gordios gelir. Kahinin sözünden çıkarak lanetlenmekten korkan halk, hiçbir özelliği ve yeteneği  olmamasına rağmen Gordios'u kral ilan eder. Gordios ölmeden önce ise sahip olduğu her şeyi borçlu olduğu öküz arabasını, tanrısı Sabazios'a hediye etmek ister ve arabayı alıp Gordion'daki tapınağa götürür. Ardından kızılcık dallarını o güne kadar kimsenin bilmediği yöntemle düğümler ve arabayı tapınağa sabitler. Ve der ki, "Kim bu düğümü çözer, işte o Asya'nın hakimi olacaktır!"

 

Anadolu’da oldukları halde Friglerin Gordion taraflarına yerleşmeleri MÖ 9. Yüzyıl ortalarında olmuştur. Bu dönemle ilgili yazılı belge olmasa da çağdaşı Büyük İskender’in Gordion düğümünü çözmesi ile ilgili efsanedir.

 

Gordion Düğümü Efsanesi: Büyük İskender’in Asya Seferi sırasında Frig ülkesinden geçer. Romalı tarihçi Flavius Arrianus, “İskender’in Seferi” eserinde  Gordion Düğümü Kehaneti’ni anlatır. Buna göre, Gordion Düğümünü çözen kişi bütün Asya’ya hakim olacaktır. İskender, Gordion’a gelir; Gordios’un arabasını, boyunduruğunu ve ağaç kabuğundan yapılan kayışın uçları içe kıvrılmış için  bağlar görünmediği için düğümün çözümünün zor olduğunu  olduğunu görür. İskender, ne kadar çaba sarf etse de düğümü çözemeyince kılıcıyla düğümü oluşturan kayışı keser. İskender, hile olsa da düğümü çözdüğünü ilan ederek kendisine Asya kapıları açılmış olur.

 

 

İskender'in temsili resmi

 

Midas dönemi (725-695/675)

Gordios’tan sonra başa geçmiş ve Friglerin en güçlü dönemlerini oluşturmaktadır.Asur kaynaklarında Muşki’li Mita diye bahsedilse de Asurların Frig ve Muşkileri karıştırmış oldukları düşünülmektedir. Asurlar Midas’ın Asur kralı II. Sargon ile dostluk ilişkisi kurmuştu.

Bu dönemde devletin sınırları batıda Ege kıyısından doğuda Kızılırmak’a kadar uzanmaktadır.

Yunan ana kıtası ile iyi ilişkiler kurmuş Yunan inancının merkezi olan Delphoi Tapınağına hediyeler göndermiştir. Midas, Kyme kenti kralı Agamemnon'un kızı ile evlenmiş olması,  kurmuş olduğu iyi ilişkilerin diğer kanıtıdır.

Herodotos tarafından Kral Yolu olarak adlandırılan Anadolu’nun batısından İran içlerine kadar uzanan İkçağın ticaret yolunun kavşak noktasında olması Friglere itibar sağlamıştır. Friglerin Yunan devletleri, Asurlar ve Urartularla ticareti yoğun olarak yaptıkları bilinmektedir.

Son dönemlerde yapılan radyokarbon çalışmaları çerçevesinde Friglerin, Kimmer saldırıları öncesinde başkentlerinde yangın çıkmış olduğu ortaya konulmuştur.  Bu radyokarbon çalışmaları öncesinde Friglerin kuzeyden gelen göçebe ve kabileler halinde yaşayan  Kimmer saldırılarına maruz kaldığı kabul ediliyordu. Muhtemelen yangın olaylarından sonra Kimmer saldırılarına uğramışlardır.

  II. binin ortalarından, MÖ I. binin ilk çeyreğine kadar Karadeniz‘in kuzeyinde göçebe kabileleden oluşan Kimmerler’in Anadolu’yu yurt edinmek için Kafkaslardan Anadolu’ya girdikten sonra Uratuları yenmiş Frig ülkesine dayandıktan sonra Gordion’u yağmaladıklarını  gören Midas öküz kanı içerek intihar etmişti.

Kimmerlerin saldırısına  direnemeyen Friglerin topraklarında  Anadolu’da Kimmerler Kızılırmak çevresinde  bir devlet kurarlar.

 

Lidya hakimiyeti (590-540)

Midas’ın ölümünden sonra Frig Devleti gücünü  yitirmiş ancak varlıklarını devam ettirmişlerdi. Frigler,  Sakarya Vadisi’ne çekilerek, Lidya Kralı Alyattes‘in MÖ 590’daki Kızılırmak Seferi’ne kadar bağımsız, bu tarihten MÖ 540’taki Pers istilasına kadar da Lidya’ya bağımlı olarak egemenliklerini devam ettirdiler.

 

Kızılırmak seferi ve Güneş tutulması


Asur toprakları Medler ve Babiller arasında paylaşılınca Anadolu Medlerin payına düştü.Medler kendi paylarına düşen Anadolu topraklarını egemenlikleri altına almak için sefere çıkarlar. Lidya kralı Alyattes, Med genişlemesini çıkarına uygun görmez. Bu nedenle, Medleri durdurmak için Kızılırmak kıyısında onları karşılar.MÖ 585 yılının 28 Mayıs’ında Med kralı Keyaksar ile Lidya kralı Alyattes orduları karşılaşır. 

Thales, bu günde güneş tutulması olacağını hesaplamış ve kralları uyarmıştı.Güneş tutulmasını gerçekleşmesini tanrılar savaş istemiyor şeklinde değerlendiren Medler ve Lidyalılar arasında barış yapılmıştı: 

Kızırırmak’ın doğusu Medlerin; batısı Lidyalıların payına düşmüştü.

 



Daha onra  Frigya toprakları Pers İmparatorluğu’nun bir parçası olmuş Kapadokya, Paphlagonya ve Hellespontos ile birlikte Büyük Frigya satraplığına bağlanmıştır. Bu dönemde Frigler geleneksel kültürlerini büyük ölçüde korumuş; eski Frig yazısı ve dilinin MÖ 4.-3. yüzyıla kadar kullanılmaya devam ettiği bilinmektedir.

 

EŞEK KULAKLI MİDAS MİTİ:

Marsyas  adındaki bir satir  bir gün kırlarda dolaşırken Zeus’un kızı Athena’nın  icat ettiği ancak çalarken yüzü çirkinleştiğinden fırlatıp attığı flütü bulmuştu. Athena’nın  eseri olduğu için çok güzel sesler çıkaran flütü çalmaya başladı Marsyas  bir süre sonra marifetin kendisinde olduğuna inanmaya başlayarak kendini Müzik tanrısı Apollona’a  rakip görmeye başladı. bunun üzerine Apollon kazananın kaybedene istediğini yapabilmesi şartıyla Marsyas  ile bir yarış yapmaya karar verdi.

Apollon, tarafsız olacağı inancıyla Phrygia kralı  Midas’ın yarışmada hakem olmasını kabul eder. Apollon gitarı ile çok güzel şarkılar çalarak başhakem Midas ve Müzik dehalaı Musa’ları mest etti. Marsyas da flütü ile çok güzel şarkılar çaldı. Hakemler tereddüt edince . Apollon lirini eline alarak dağlar ve taşları bile heyacanlandırdı. Marsyas, Apollon gibi çalamayacağını kabul etmek zorunda kaldı. Apollon yaptığı anlaşmaya dayaarak  Marsysa’ı ölümle cezalandırdı.

İki rakip kapışırken Marsyas’ın daha iyi çaldığını iddia eden Midas’a da kulaklarının iyi işitmediğini söyleyerek insanlara özgü kulakları ona uygun görmedi ve midas'ın kulaklarını uzatarak eşek kulaklarına çevirdi.



Midas kulaklarından öyle utanıyordu ki sürekli başında bir külahla  dolaşmaya başladı. Midas’ın bu uzun kulaklarını sadece  farketmişti. Midas hiç kimseye anlatmama şartıyla berberinin  yaşamasına izin verdi.  Berber bu sırrı birilerine söylemezse patlayacağını düşünüyordu, diğer yandan söylediği taktirde kralın kendisini öldürmesinden korkuyordu. Nihayetinde  bir gün daha fazla dayanamayarak ıssız bir yerde bir çukur açıp çukura eğilerek yavaşça "Biliyor musunuz, kral Midas eşek kulaklıdır." diye fısıldadı. Bunu söyleyince üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi oldu ve rahatladı. Ne yazık ki  kazdığı çukurun yanındaki kamışları hesaba katmamıştı. kamışlar rüzgarla sallandıkları zaman "eşek kulaklı Midas, eşek kulaklı Midas, eşek kulaklı Midas " diye sırrı her tarafa yaydılar.

 

Kaynaklar

1.       Ünsal Veli, “Urartu ve Frig Devletlerinin Yıkılışında Bozkır Kavimlerinin Rolü”,Amasya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt/VolumeII, Sayı/Issue 3, Haziran/June 2018, Sayfa/Page: 117-143

2.       Veli Sevin, “Anadolu’nun Tarihi Coğrafyas I”, T.T.K. Yayınları , 2. Baskı , Ankara:2007

 

 

 

 

AKIL OYUNLARI FİLMİNİN ELEŞTİRİSİ

  Film Hakkında Kısa Bilgi:  Akıl Oyunları  ( A Beautiful Mind ), Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Amerikalı matematikçi  John Nash’in  hayatına d...