13 Şubat 2022 Pazar

OSMANLI DEVLET İDARESİ

·         OSMANLI DEVLET İDARESİNİ OLUŞTURAN UNSURLAR

·         Osmanlı devlet idaresi seyfiye (askerî bürokrasi ve yönetici), ilmiye (din, eğitim ve hukuk bürokrasisi) ve kalemiye (sivil bürokrasi, mali ve ekonomik işler) şeklinde birbirini tamamlayan üç bölümden oluşurdu.

Şekil 1: Osmanlı devlet idaresi


·         Osmanlı devlet idaresinde görev almanın ön koşulu nedir?

ü  Bu üç sınıf üyelerinin Müslüman olma zorunluluğu vardı.

·         Osmanlı devlet idaresinin Osmanlı’ya kazandırdıkları nelerdir?

ü  Bu sınıfların birlikteliği sayesinde Osmanlı Devleti güçlü bir merkezî otoriteye sahip oldu.

ü  Bunun sonucunda da üç kıtaya hükmeden büyük bir imparatorluk konumuna erişti.

 

·         Bu sınıfların görevleri şunlardı:

·         Seyfiye (Askerî Bürokrasi):

·         “Kılıç sahibi” anlamına gelen askerî sınıfı temsil ederlerdi.

·         Osmanlı Devleti fetih ve gaza temeli üzerine oturtulduğu için uzun süre seyfiye, yönetici sınıfın en etkili kanadını oluşturdu.

·         Seyfiye sınıfı üyelerinin yönetim ve askerlikle ilgili yetki ve sorumlulukları vardı.

·         Seyfiyenin Divân-ı Hümâyundaki temsilcileri vezir-i âzam, vezirler, kaptan-ı derya ve yeniçeri ağası idi.

·         Seyfiye sınıfının taşradaki temsilcileri ise; eyaletleri yöneten beylerbeyleri ile sancakları yöneten sancak beyleri idi.

Şekil 2: Seyfiye sınıfının temsilcileri

·         Bu görevliler bulundukları yerlerde buyrukları altındaki diğer görevlilerle birlikte merkezden gelen emirleri uygularlardı.

·         Yönetim dışında askerlik görevi de bulunan seyfiye ülkenin iç ve dış güvenliğinin sağlanmasından sorumluydu.

 

·         Kalemiye (Sivil Bürokrasi):

·         Osmanlı Devleti’nde bürokrasi sınıfını oluşturan bu grup genelde idari ve mali işlere bakarlardı.

·         Kalemiyenin Divândaki temsilcileri Anadolu ve Rumeli defterdarları ile nişancı idi.

·         Devletin iç ve dış yazışmaları, hazine arazileri ile ilgili kayıtların tutulması da kalemiye sınıfının göreviydi.

·         Ayrıca başta reisülküttap olmak üzere Divân toplantılarının bürokratik işlemlerini yürüten kâtipler ile ülke genelindeki her türlü yazışma işlerini yerine getiren memurlar da kalemiye sınıfına dâhildi.

Şekil 3: Kalemiye sınıfının temsilcileri


·         İlmiye (Din, Eğitim ve Hukuk Bürokrasisi):

·         İlimle uğraşan sınıf anlamına gelir.

·         İlmiye sınıfı mensupları medreselerde iyi bir eğitim gördükten sonra divanda ve diğer idari birimlerde görevlendirilirlerdi.

İlmiye temsilcileri kimlerdir?Mensubu olma şartı nedir?

·         Divândaki temsilcileri kazasker ve şeyhülislam; taşradaki temsilcileri ise kadılardı.

·         İlmiye sınıfından olan şeyhülislam ise gerekli durumlarda divana katılırdı.

·         Bunun dışında ilimle uğraşan müderrisler de bu gruba dâhildi.

·         İlmiye sınıfı mensupları Müslüman olmak zorundaydı.

 

İlmiye sınıfının Osmanlı’daki yeri:

·         İlmiye sınıfı dinin Osmanlı Devleti’ndeki yeri dikkate alındığında aslında yönetici sınıfın en önemli unsurları kabul edilirler.  Bu duruma kanıt olarak Fatih Dönemi’ne kadar vezir-i âzamların önemli kısmı ulema(ilmiye mensubu) kökenli idi.

·         Diğer yandan şeri (İslam hukuku) devlet esasına göre kurulmuş olan Osmanlı Devleti’nde gerek devlet idaresinde gerekse toplum düzeninde ilmiye sınıfı son derece büyük öneme sahiptir.

 

·         İlmiye sınıfı görevleri ve görevlileri:

·         Devlet idaresi, adalet, ilim ve tedris (eğitim-öğretim) gibi çeşitli vazifelerden sorumluydu.

·         İlmiye sınıfının Divânı-ı Hümayundaki temsilcilerinden olan Kazaskerler’dir.

Kazaskerlerin görevleri:

ü  Divâna gelen davaları dinler ve karara bağlarlardı.

(Şehir ve kasabalarda ise yargı ve adaletle ilgili görevleri kazaskerler adına kadılar yerine getirirdi.)

ü  Kadıların atanması, denetlenmesi ve terfileri bağlı bulundukları kazasker tarafından yapılırdı.

ü  İlmiye sınıfı, yargının yanı sıra ülkedeki tedris (eğitim) hizmetlerinin yerine getirilmesinden de sorumluydu.

ü  Osmanlı sınırları içerisinde açılacak medreselerin ve medreselerdeki müfredatın belirlenmesi;

ü  kadı ve müderrislerin tayin edilmesi de kazaskerlerin sorumluluğunda idi.

 

·         Şeyhülislam ve görevleri:

·         Divanda alınan kararların İslam dinine uygun olup olmadığı da bu sınıfın görevidir.  Bu yetki Osmanlı Devleti’nde ilmiye sınıfının başı olarak kabul edilen şeyhülislam tarafından kullanılırdı.

·         Osmanlı padişahları da kararlarını uygulamadan önce şeyhülislamdan fetva isterlerdi.

·         Ayrıca şeyhülislam çeşitli konularla ilgili olarak halktan gelen soruları İslamiyet’e uygunluğunu değerlendirerek cevaplandırırdı.

 

Şekil 4: İlmiye sınıfının temsilcileri


 

Taşra teşkilatı

·         Osmanlı taşra teşkilatı içinde yer alan başlıca yönetim birimleri kaza, sancak ve eyalet idi.

Şekil 5: Taşra teşkilatı

·         Kaza(İlçe) ve Kadılar:

·         Kazaların başında ilmiye sınıfına mensup kadılar bulunurdu.

·         Kadıların idari, ilmî ve adli konularda oldukça geniş yetkileri vardı.

·         Osmanlı Devleti, kadıların işlerine pek müdahale etmezdi. Böylece kadıların vereceği karalarda hür iradelerini kullanmalarına yardımcı olurdu.

·         Kadılar, bulunduğu kazada devletin şeri ve örfi kanunlarını uygular, merkezden gelen emirleri yerine getirirdi.

·         Bir yargıç olarak insanlar arasındaki anlaşmazlıkları mahkemelerde çözüme kavuştururdu.

·         Ayrıca kazadaki devlet görevlilerinin bütün uygulamalarını yargı denetiminden geçirirdi. Kadıların adli işler dışında evlenme, boşanma, vakıf kurma, kiralama, vekâlet verme, alım satım gibi işlemlerin karara bağlanması gibi görev ve sorumlulukları da vardı.

Şekil 6: Taşra teşkilatı yöneticileri


·         Kadıların verdiği kararlar şeriye defterlerine kaydedilirdi.

·         Kadılar, çözemediği davaları, halkın istek ve şikâyetlerini ise merkeze yani divana iletirlerdi.

·         Kadılar, bulunduğu kazada belediye hizmetlerini de yerine getirirlerdi.

·         Ayrıca ticaret işlerini denetler, günlük hayatın sorunsuz şekilde yürümesini gözetirdi.

·         Kazada merkezî otoritenin devamı ve asayişin sağlanmasından sorumlu subaşı ve asesbaşı gibi zabıta kuvvetlerinin başındaki görevliler de kadıya bağlıydı.

·         Kadılar, sorumlu bulundukları bölgelerdeki vergilerin sorunsuzca toplanmasında da yetki sahibiydi.

·         Kazalara bağlı nahiyelerde ise bütün bu görevler kadının atadığı naip tarafından yerine getirilirdi


KONUYLA İLGİLİ ETKİNLİK

1.       Osmanlı taşra teşkilatı içinde yer alan başlıca yönetim birimleri ……………, ……………. ve …………………tir.

2.       Kadının nahiyelerdeki temsilcisi ……………….…..tir.

3.       Kadı ve müderrislerin atamalarını yapan yönetici ………………………………..dir.

4.       Divan’da alınankararların dine uygunluğunu denetleyen yönetici ………………………dır.

5.       Askeri ve yönetici bürokrasiye ……………………….. ad verilmektedir.

6.       Osmanlı’da din, eğitim ve hukuk işlerini yürüten sınıfa ………………………….. denir.

7.       Kazaların yöneticisine ………………………… denir.

8.       Zamanla dış işleri bakanı olan Osmanlı yöneticisi …………………………………..’tır.

9.       Yazışma ve mali işleri yürüten sınıfa ……………………… denir.

10.    Reisülküttapların yardımcılarına ………………………. denilirdi.

11.    Osmanlı’da eyalet valisine …………………………… denirdi.

12.    Osmanlı’da bütçey ve gelir-gideri denetleyen yöneticiye  …………………………. denirdi.

13.    Kadılar kararlarını ……………………………………. Defterlerine yazarlardı.

14.    Padişahın vekili olan yöneticiye ……………………………………  …………………..denir.

15.    Kalemiye sınıfı temsilcilerini yazınız.

 

16.    İlmiye sınıfı temsilcilerini yazınız.

 

17.    Seyfiye sınıfı temsilcilerini yazınız.

 

18.    Kadıların görevleri nelerdir?


11 Şubat 2022 Cuma

ANADOLU’NUN İSLAMLAŞMASI

 ANADOLU’NUN İSLAMLAŞMASI 

 SÛFÎLER VE ÂLİMLERİN ÖĞRETİLERİNİN ANADOLU’NUN İSLAMLAŞMASINA ETKİLERİ

Anadolu’da İslam dininin yayılması, Türk-İslam tarihinin en önemli olaylarından biridir. Anadolu’da İslam dininin yayılması kısa süre içinde gerçekleşmiş değildir. Bu durumun aşamaları olmuştur: 

 1. Selçukluların Anadolu’yu fetihleri ve iskânı: 

  Selçukluların Anadolu’ya ilk akınları: XI. yüzyıl başlarında Horasan Bölgesi’nde siyasi birlik kuran Büyük Selçuklular, Anadolu’ya Çağrı Bey önderliğinde akınlarda bulundular.

İlk Selçuklu akınları


  Malazgirt Savaşı’nın sunucu: 1071 Malazgirt Zaferi’yle de Anadolu kapıları Müslüman Türklere tamamen açıldı. Bundan sonra Türkmenler sadece akın için değil, yerleşme amacıyla Anadolu’ya geçmeye başladı. 

Türklerin Anadolu’ya yerleşmesi: Büyük Selçuklu Devleti, Türkmenleri Anadolu’ya iskân ettirdi. Kalabalık Türkmen kitleleri Türkistan, Horasan ve Azerbaycan taraflarından gelerek Anadolu’ya yerleşmeye başladı. 

2. İslam’ı yeni kabul eden Türkler arasında İslam’ın kökleşmesini sağlamak: 

  Türk İslam devletleri Büyük Selçuklular Dönemi’nden itibaren, İslam dünyasını tehlikelerden korumak için sadece siyasi ve askerî kuvvetin yeterli gelmeyeceği, halkın dinî ve siyasi saldırılara karşı bilinçlendirilmesi için medreseler kuruldu. Büyük Selçuklular Nizamiye medreselerini kurdu. 

 Benzer uygulama Türkiye Selçukluları Osmanlı’da da gelişerek devam etti. Nizamiye medreselerini Büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk inşa ettirdi (Siyasetname adlı eseri de vardır)

Nizamiye medreseleri


 3. Anadolu’da İslam’ı yaymak için tasavvuf hareketini desteklemek: 

  Türklerin İslamiyet’i kabulüyle başlayan ve XII. yüzyılda gelişimini tamamlayan tasavvuf düşüncesi Anadolu’nun İslamlaşmasında önemli bir rol üstlendiler. 

  Özellikle Sultan Alaaddin Keykubat Dönemi’nde Anadolu, Horasan âlimlerine ev sahipliği yaptı. XIII. yüzyıl başlarından itibaren ise Orta Asya’nın maruz kaldığı Moğol İstilası’nın ardından kaçan birçok Türk boyu Anadolu’ya sığındı. Bunun neticesinde Anadolu tam bir kültür merkezi hâlini aldı.  

BİLGİ: 

  Tasavvuf: İslam’ın yaşam tarzına dayanarak nefsi arındırma, ahlakı güzelleştirerek dinî yaşama, ruhun yücelmesine ve kemale ermesine çalışarak Allah’a ulaşma ilmi kabul edilir. Tasavvuf yolunda giden kişiye “mutasavvıf” veya “sûfi” denir.

  Tarikat: Aynı dinin içinde birtakım yorum ve uygulama farklılıklarına dayanan, bazı ilkelerde birbirinden ayrılan Allah’a ulaşma ve onu tanıma yollarından her biridir.  Hoca Ahmet Yesevi, Celâleddîn-i Rûmî, Hacı Bektâş-ı Veli, Ahi Evran, Yunus Emre ve Hacı Bayrâm-ı Veli gibi pek çok sûfi ve âlim bu devirde yetişmiş ve öğretileriyle halkın yaşamına ışık tutmuşlardır. Bu sûfi ve öğretileri özetle şunlardır:

 I. Hoca Ahmet Yesevi: 

. Türkistan Piri Ahmet Yesevi 

 “Pirî Türkistan” olarak anılır. 

 Hoca Ahmet Yesevi, Divân-ı Hikmet adlı eseriyle İslamiyet öğretisinde söz sahibi oldu. 

  Ahmet Yesevi, İslam dinine girmeye başlayan Türk boylarına İslami bilgileri öğretti. 

  Birçok derviş yetiştirerek onları manevi fetihler için Anadolu’ya gönderdi. 

 Anadolu’nun İslamlaşmasında büyük rol oynadı

  Ahmet Yesevi: “Sözü didar isteyen herkes için söyleyip,/Canı, cana bağlayarak damarları ekleyip,/Garip, fakir, yetimlerin gönlünü avlayıp,/Gönlü bütün kimselerden eyledim işte.” 

  dizeleri ile insanları eğitme, onlara erdemli davranışlar kazandırma yanında yardımlaşma ve dayanışma duygularını yaymayı ilke edindi. 

II.Hacı Bektâş-ı Veli 

Hacı Bektâş-ı Veli 


  Hoca Ahmet Yesevi’nin kurmuş olduğu “Yesevîlik Tarikatı”nın Anadolu’daki en büyük uygulayıcılarındandır. 

 Anadolu’da bir zaviye(tekkelerin küçüğü) kurarak halkı aydınlatmaya çalıştı. 

  Fikirlerini “Makalat” adlı eserinde topladı. 

  Halifelerini(takipçilerini) Balkanlara göndererek, buradaki halkın İslamlaşmasına katkı sağladı. 

  Bu dervişler geçtikleri yollar üzerinde rastladıkları dağlara, nehirlere Hacı Bektaş-ı Veli Orta Asya’da bıraktıkları coğrafi yer isimlerini vererek bu toprak parçalarına Türk damgasını vurdu. 

  Hacı Bektâş-ı Veli: “Abdal, Hak’ka hayran olandır./Adâlet her işte, Hak’kı bilmektir./Âdem suretinde olan herkes, Âdem değildir./Âdem’in Âdemliği; akıl, hayâ ve ilim iledir./Âlimlere ve kendini bilenlere, alçak gönüllülük yaraşır./Allah ile gönül arasında perde yoktur.” 

 dizeleri ile Allah’a yakın olmaya, güzel ahlaka ve ilmin önemine vurgu yaptı. 

III.Celâleddîn-i Rûmî 

Celâleddîn-i Rûmî


  XII. yüzyıldan itibaren Anadolu şehirlerinde Müslümanlarla Hristiyanlar bir arada yaşamaya başladı. 

  Celâleddîn-i Rûmî ise öğretileri ile tüm insanlığa kucak açmıştır. 

  Celâleddîn-i Rûmî, vefat ettiği zaman, Konya’nın yalnız Müslümanları değil Hristiyan, Yahudileri de cenaze merasimine iştirak etti. 

 Zira Mevlânâ’nın: “Altın gümüş kaydı, yeter, ey oğul!/Bu bağları çöz de, azat ol, kurtul!/ Bir denizi, bir testiye doldursan,/ kısmetten fazlasını almaz, ey can!”

  Sözleri onun her kesim tarafından sevilmesine, kendisine saygı duyulmasına vesile oldu.

 IV.Ahi Evran 

Ahi Evran


  Ahiliğin kurucusu ve esnaf ve sanatkârın lideri olan Ahi Evran Türk ve İslam dünyasının sûfilerindendir. 

 Türkiye Selçuklu Devleti’nden de destek gören Ahi Evran, Kayseri’de Fütüvvet (Abbasi devletinde bir çeşit esnaf örgütü) teşkilatından esinlenerek ilk Ahi teşkilatını burada kurdu. 

 XIII. yüzyıldan itibaren Ankara ve Kırşehir’de toplanan Ahiler, kısa sürede Selçuklu şehirlerine yayıldılar.  

Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda etkili oldular. Nitekim Osman Bey, dönemin Ahi teşkilatı lideri Şeyh Edebali’nın kızıyla evlenerek, Ahilik teşkilatının desteğini almıştı.

  Yine Bursa’nın fethi sırasında Şeyh Edebali’nin yeğeni Ahi Hüseyin’i yanına alan Orhan Gazi, Ahi teşkilatıyla irtibatını geliştirmiştir. 

  Dolayısıyla ahiler, Osmanlı Devleti’ne hem askerî, hem de manevi açıdan büyük destek vermişlerdir. 

AHİLİK 

 Ahilik; dürüstlüğün, sevginin, dostluğun, yardımlaşmanın, hoşgörünün, bilginin ve dayanışmanın sanat ile birleşimidir. 

 Ahilik, işçinin, çalışanın, üretenin, namuslu kazancın, namuslu ticaretin ve adaletli yönetimin simgesi oldu. 

  Ahilik geleneğine göre bir ahinin; eli açık, cömert, yardımsever olmalı, dilini yalandan, gıybetten, iftiradan bağlamalı, gözünü ayıp aramaktan, elini haramdan bağlamalıydı. 

V. Yunus Emre 



 Anadolu’da yetişen ve engin hoşgörülüğü ile insanlara etki eden Yunus Emre, XIII. yüzyılın ikinci yarısında, Türkiye Selçuklularının son dönemlerinde yaşamış bir sûfidir.

  Farsça ve Arapçanın genel kabul gördüğü bir dönemde, duygu ve düşüncelerini sade bir Türkçe ile yazan Yunus Emre’nin Yunus Emre “Yaratılanı severim Yaratan’dan ötürü” düşüncesi, “Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.” öğretisi, insanlar arasında çok sevilip kabul gördü. 

  Yunus Emre’nin: “Benim bunda kararım yok, ben bunda gitmeye geldim./ Bezirgânım malım çok, alana satmaya geldim/. Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için./ Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim.” 

  Dizeleri, iyilik ve dostluğa yönelik temel öğretilerinden bazılarıdır. Bu öğretiler, Yunus Emre’nin halk arasında “Bizim Yunus” olarak tanınmasına neden oldu. Öyle ki halkın, birçok şehirde ona ait mezar olduğunu iddia ederek Yunus Emre’nin kendi şehirlerinden olduğunu söylemeleri, Yunus’un ne kadar sevilip sahiplenildiğinin en büyük kanıtıdır. 

VI. Hacı Bayrâm-ı Veli 



  Anadolu’nun İslamlaşmasında rol oynayan sûfilerden biridir. 

 O, bilim ve tasavvufu birleştirmeyi başardı. 

  İslamiyet’i iyice anlayarak, önce müderris oldu, medreselerde birçok öğrenci yetiştirdi. 

  Sonra da tasavvuf yolunda ilerledi. 

  O, sevenlerini el emeği ile geçinmeye ve el sanatlarını öğrenmeye yönlendirdi. Herkese çalışma tavsiyesinde bulundu. Hacı Bayram-ı Veli 

 İnsanları birlik ve beraberlik yolunda eğiterek, dayanışma ve yardımlaşma duygularının yeşermesi için büyük çaba harcadı. 

  Anadolu’ya gelen konar-göçer Türkmenlerin yerleşik hayata geçmelerine büyük katkı sağladığı gibi; fikirleriyle Anadolu’da Türk ve İslam birliğinin sağlanmasında büyük rol oynadı. Hacı Bayrâm-ı Veli’nin öğretilerinden bazıları şunlardır:

 “İlmî bir konuyu özüne göre düşününüz, öyle karar veriniz, dıştan görünüşe bakıp yanılmayınız.” “Ayıp ve kusurlarını gördüğünüz arkadaşlarınızın, komşularınızın, sırlarını ifşa etmeyiniz. Çünkü gördüğünüz bu sırlar, size emanettir. Emanete hıyanet ise çirkin bir harekettir.”

 “Hiddet ve kin, hakikatleri gören gözleri kör eder. Öfke, iyi düşünmeyi daraltır, yanıltır.” diyen Hacı Bayrâm-ı Veli, yaşadığı dönemde ve sonrasında insanlar arasında birlik ve dayanışmayı amaçladı.

  Anadolu’nun dört yanına gönderdiği Eşrefoğlu Rûmî gibi talebeleri ile Türk İslam dünyasına büyük hizmetlerde bulundu. 

 XIII. yüzyılda tasavvuf ilmi ile yoğrulan sûfiler, gittikleri yerlerde halka manevi destek verdiler. Terk edilen, yıkılan yerleri yeniden imar etmeleri gibi dinî ve ilmî çalışmalarda bulundular. Bu yüzden sultanlar ve devlet adamları da vakıflar kurarak onları desteklediler. 

  Sonuç: İslam dininin en temel özelliği adalet anlayışı ve devletin desteği ile sûfiler Anadolu’nun yeniden imarında büyük rol oynadılar. Hem mutasavvıf, gerektiğinde savaşçı olan dervişler; yol kenarlarına, boş topraklara tekke ve zaviyeler inşa ederek; yerli halkın da İslamlaşmasına vesile oldular. Sûfiler, aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve gelişme aşamasına büyük katkı sağladılar.


ETKİNLİKLER

1. Melikşah'ın atabeyliğini yapan ve aynı zamanda Siyasetname adlı eseri yazan kişi aşağıdakilerden hangisidir?

                    A) Ömer Hayyam         B) Kaşgarlı Mahmut        C) Ahmet Yesevi

                                    D) Yusuf Has Hacip            E) Nizamülmülk

                                                                                                                    KPSS 2018 (Ortaöğretim)

2. Anadolu’nun İslamlaşmasının aşamalarını kısaca açıklayınız. 

…………………………………………………………………………………………………………

…………………………………………………………………………………………………………

3. “Piri Türkistan” olarak bilinen tasavvufçu kimdir?

 4. Ahmet Yesevi’nin ……….………………….…… adlı kitabı vardır. 

5. Makalat adlı kitabı …………………………………………………….. yazmıştır.

 6. Konya’da yalnız Müslümanları değil Hristiyan, Yahudilerin cenazesine katıldığı ve Mesnevi adlı kitabı olan ünlü tasavvufçu ……………………………………………….’dir. 

7. Ahilik örgütünün kurucusu …………………………………….’dır.

 8. Ahilik teşkilatında; el açıklığı, dil ve göze yapılan vurgu ne anlama gelmektedir? 

 9. Farsça ve Arapçanın genel kabul gördüğü bir dönemde, duygu ve düşüncelerini sade bir Türkçe yazan ünlü tasavvufçu şairimiz …………………………………………….’dir. 

10. Bilim ve tasavvufu birleştirmeye çalışan önce müderris (öğretmen) olduktan sonra İslamın yayılmasına etki eden tasavvufçumuz ……………………………………………………….’dir.

ROMA TARİHİ -48 Marcus Aurelius

 

·         Marcus Aurelius Antoninus (Marcus Annius Catilius Severus,161-180) ve Lucius Verus (161-169)

·         Doğumu: Marcus Aurelius 121’de Roma’da dünyaya gelir. Beş iyi imparatorun beşincisi ve sonuncusudur.

Marcus Aurelius


·         Evlat edinilmesi: Babasını çocuk yaşta kaybeden Marcus Aurelius’u büyükbabası Marcus Annius Verus tarafından evlat edinildi. İmparator  Publius Aelius Traianus Hadrianus (117-138)’un eşi Vibia Sabine onun babasının halası olduğu için imparator (Hadrianus)  onunla ilgilendi ve onu daha altı yaşındayken atlı sınıfına aldı. Babasının kızkardeşi Yaşlı Faustina önceki imparatorun da karısıdır.  Daha sonra Hadrianus’un manevi oğlu Lucius Ceionius Commodus’un kızı Ceionia Fabia ile nişanlansa da nişan bozulacaktı. Birkaç ay sonra da İmparator Hadrianus, Commodus’u evlat edinerek vârisi yapmıştı. Commodus’un beklenmedik ölümü üzerine Hadrianus, Antoninus Pius’u evlat edinmişti. Fakat Antoninus’a, kendisinin de Marcus Aurelius ile Lucius Ceionius Commodus’un oğlu Commodus’u evlat edinmesi şart koşulmuştu.

Commodus’un kızı Ceionia Fabia


·         Başa geçmesi: Hadrianus’un ölümü üzerine de Roma tahtına Antoninus Pius çıkmıştı. Pius, bundan böyle Marcus Aurelius’u hep gözetmiş onu önemli mevkilere getirmişti. 139 yılında ona caesar unvanı verdi. Marcus Aurelius, 140’ta consul oldu. Bu önemli mevkilere getirildiğinde Aurelius henüz on yaşında bile değildi.

·         Antoninus Pius, Marcus Aurelius’un Ceionia Fabia ile yaptığı nişanı bozdurarak, onu kendi kızı Annia Galeria (Genç) Fustina  ile evlendirdi. Aurelius ailesinin bu evlilikten tam 14 çocuğu oldu. Bu arada Marcus Aurelius’un özellikle felsefeye ilgi duyduğu için filozof imparator olarak anılır. En büyük stoacı filoflar arasında kabul edilir. “Kendime Düşünceler” adlı kitabını savaşları yönetirken yazmıştır.

Annia Galeria (Genç) Fustina, öncekli imparatorun (Antoninus  Pius) kızıdır


·         İmparator Antoninus Pius’un 161’de ölmesi üzerine Marcus Aurelius manevi kardeşi Lucius Ceionius Commodus’a caesar ve augustus unvanlarını vererek ortak imparator ilân etti ve ona Verus adını da verdi. Kendisi de Antoninus adını aldı. Marcus Aurelius adıyla bilinmesine rağmen, sikkelerde Antoninus adını da kullanmıştır. Böylece Marcus Aurelius ve daha çok bilinen adıyla Lucius Verus imparatorluğu birlikte yöneteceklerdi.

Lucius Verus


·         İkili yönetim ve Parth savaşları: Augustus’tan bu yana ilk kez devlet yönetimi bu denli ortak bir yönetime sahne oluyordu. Ortak imparatorların karşı karşıya geldikleri ilk büyük savaş Parth Savaşı oldu. Savaşın nedeni Suriye ve Armenia’nın Part kontrolüne girmesidir. Başlarında IV. Vologeses(147-191)’in bulunduğu Parthlar, Roma’nın Kapadokya valisini yenmiş, Armenia’daki Roma garnizonunu kovmuş Armenia tahtına Roma adayı yerine kendi adaylarını çıkartmışlardı. Marcus Aurelius ve Lucius Verus duruma müdahale etmeye karar verdiler. Doğuya Lucius Verus’un gitmesine karar verilmesi de devletin tek merkezden yönetilmeyeceğinin göstergesi kabul edilir.  Nitekim Verus, 162’de Yunanistan üzerinden Antiocheia’ya gitti ve savaş hazırlıkları tamamlandıktan sonra Romalılar harekete geçtiler. Önce Armenia’nın başkenti Artaksata’yı 163’te ele geçirdiler. Ardından Parthların önemli merkezleri Seleukeia (Bu adı alan birkaç şehir olsa da bu şehir; Bağdat yakınlarında Dicle kıyısında Seleucus I Nicator tarafından kurulan şehir) ve Ktesiphon (Bağdat’ın 35 km güneyinde yer alan Mezoğotamya’nın önemli şehirlerinden ve Parthların bir ara merkezi olan şehir) ele geçirildi. Parth savaşının idaresi Lucius Verus’da olmasına karşın savaş esas olarak Verus’un komutanları tarafından kazanıldı. Verus savaş alanında değil hep geri planda kaldı. Kuşkusuz Parth savaşı Roma için bir zaferdi ancak daha öncesinde Roma’da baş gösteren kıtlık ve hemen sonrasında Syria’da baş gösteren ve oradan dönen askerlerle Anadolu’ya, Yunanistan’a ve Roma’ya kadar yayılan veba nedeniyle Romalılar Parth zaferinin sevincini yaşayamadılar.

İki devlet arasında kalan Armenia


·         Germanlarla savaşlar: Parth Savaşı’ndan sonra Romalılar Germanlarla savaştılar. Tuna sınırındaki German kabileleri Roma topraklarına saldırdıklarından ( 166-167), Marcus Aurelius ve Lucius Verus Germanlara karşı birlikte sefere çıktılar. Ancak Aquileia’ya vardıklannda Germanların korkarak geri çekildiklerini öğrendiler. İki imparator kışı Aquileia’da geçirmeye karar verdi. Bahar geldiğinde Roma’ya hareket ettiler ancak yolda Verus felç geçirdi ve birkaç gün içinde de öldü. Verus’un cesedi Roma’ya götürüldü ve öz babası Lucius Ceionius Commodus ile manevi babası Antoninus Pius’un da yattıklan Roma’daki Hadrianus Mausoleumu’na 169’da gömüldü. Marcus Aurelius, Lucius Verus’un ölümünden sonra, 169 yılı sonunda, Germanlarla savaşmak üzere tekrar kuzeye yönelerek buradaki kabileleri yenilgiye uğratmıştır.

Germanların yaşadığı bölge


·         Syria valisi Gaius Avidius Cassius’un isyanı: Marcus Aurelius, kuzeydeki kabilelerle meşgulken Syria valisi Avidius Cassius’un isyan ederek kendisini imparator ilân ettiğini öğrendi. Cassius ise imparatorun öldüğü söylentisi üzerine kendini imparator ilân etmişti. Bunun üzerine Marcus Aurelius Syria’ya doğru hareket etti. Ancak Marcus Aurelius’un ölmemiş olduğunu öğrenen Aurelius taraftarı askerler Avidius Cassius’u öldürdüler. Buna rağmen Marcus Aurelius Suriye’ye gitti ve ayaklanan kentleri ziyaret ettikten sonra 176’da Roma’ya döndü.

Syria (Suriye) valisi


·         Commodus’un veliaht ilanı: Marcus Aurelius, 177’de o sırada 16 yaşında olan oğlu Commodus’u ortak imparator ilân etti. Ancak Tuna boylarındaki German akınları devam edince Marcus Aurelius ve oğlu Commodus birlikte 178’de Roma’dan ayrılarak kuzeye yöneldiler. Bu sırada Marcus Aurelius hastalanıp oğlu Commodus’u halefi ilân etti. Aurelius, 180’de Sirmium yakınında ölür ve Roma’da Hadrianus Mausoleumu’na gömüldü.

Commodus


10 Şubat 2022 Perşembe

ROMA TARİHİ -47 Antoninuslar Dönemi (138-192) -Antoninus Pius (138-161)

 

Antoninuslar Dönemi (138-192)

1.       Antoninus Pius (138 -161)

2.       Marcus Aurelius(161-180)  / Lucius Ceionius Verus (161-169)

3.       Commodus (MS 180-192)  

·         Antoninus Pius (138-161)

·         Doğumu ve ailesi: Beş imparatordan dördüncü ve Roma imparatorluğunu onbeşinci imparatorudur. Nemausus’lu (Nimes) seçkin bir ailenin çocuğu 19 Eylül 86’da Latium’daki Lanuvium’da doğdu. Antoninus’un babası erken öldüğünden büyükbabası ona sahip çıktı.  Ona kalan mirasla Antoninus, Roma’nın en zenginlerinden biri oldu.



·         Evliliği ve görevleri: 20’li yaşlardayken Faustina Maior (Büyük, aynı adlı sonraki imparator Marcus Aurelius'un eşiyle karıştırılmaması için bu unvan verilir) ile evlendi. Quaestor ve praetor'luktan sonra 120’de)consul oldu. Sonraki dönemlerde  (muhtemelen 133-136), Batı Anadolu’daki Asia Eyaleti’nin proconsulu (vali) oldu.

Faustina Maior; imparator Pius'un eşi, sonraki imparator Marcus Aurelius'un teyzesi 
 

·         Evlatlık edinilmesi ve taht adaylığı: İmparator 138’de Antoninus’u evlat edinerek onun Roma tahtı için vârisi olduğunu ilân eder. Hadrianus’un ölümü üzerine de imparator oldu. Lakabı Pius, sorumluluk sahibi demektir ve senatus tarafından dindarlığı nedeniyle verildi. Antoninus, Hadrianus tarafından evlat edinilince kendisinden de Marcus Aurelius ve Lucius Verus’u evlat edinmesi istendi. Nitekim bu kişiler de Antoninus’tan sonra imparator oldular.

·         Yönetim merkezi: Antoninus Pius, 23 yıllık iktidarı sırasında imparatorluğu Roma’dan yönetmeyi tercih etmiş, Hadrianus gibi seyahatlere çıkmamıştı.

·         Dönemindeki savaşlar ve isyanlar: Zamanında büyük savaşlar olmasa da ufak çaplı çarpışmalar ve isyanlar da eksik olmamıştı. Örneğin Britannia, Mauretania (Kuzey Afrika), Germania, Dacia (Romanya), Mısır, ludaia (Filistin) ve Yunanistan’daki ayaklanmaları sayabiliriz. Bu arada Britannia’da Brigantlara karşı yürütülen savaş sonrası, Hadrianus surunun yerine, daha kuzeyde, Antoninus suru inşa edilir. Fakat yine de Antoninus döneminin bir barış dönemi olduğu söylenebilir.

Hadrianus ve Antoninus'un surları




·         İmar faaliyeti ve ölümü: İmparator Roma’da bayındırlık faaliyetlerinde bulunmuş, ünlü Colosseum’u onanmıştır. Akşam yemeğinde Alp peynirini aşırı yiyen imparator rahatsızlanmıştı. Durumu gittikçe ağırleşen imparator, devlet yönetimini evlatlığı Marcus Aurelius’a bıraktığını açıkladıktan bir süre sonra, 161’de öldü.

Colosseum


9 Şubat 2022 Çarşamba

ROMA TARİHİ -46 Publius Aelius Traianus Hadrianus (117-138)

 

 Publius Aelius Traianus Hadrianus (117-138) 

·         Doğumu: Hadrianus 76’da dünyaya geldi. Önceki imparatorun halasının torunu derecesinde akrabalığı vardır. En iyi imparatorların üçüncüsü Roma'nın on dördüncü imparatorudur.

Hadrianus 


·         Evliliği: 100’de Sabina ile evlenir.

·         Görevleri:

ü  Aşağı Pannonia, Aşağı Moesia ve Yukarı Germania’da lejyon subayı olarak görev aldı.

ü  Dac savaşlarına katıldı. 106’da, 2. Dac savaşındaki başarısından dolayı praetor yapıldı.

ü  107’de Aşağı Pannonia valisi oldu.

ü  108’de de consul oldu. Traianus’un Doğu seferine katıldı.

ü  117’de Syria valisi oldu.

ü  117’de  Traianus’un kendisini evlat edindi.

Aşağı Pannonia'nın konumu



·         Başa geçişi: Syria valisi Hadrianus hemen imparatorun cesedinin getirildiği Seleukeia kentine geldi. Traianus’un ölüm haberi Roma’ya ulaşınca da Senatus tarafından imparatorluğu onaylandı. Gerçekte, Hadrianus imparator Traianus’un yakın dostuydu ve Hadrianus’un son anda verilen bir kararla vâris olarak seçilmesinde Traianus’un karısı Plotina’nın rolü büyüktü.

Pompeia Plotina (Traianus’un eşi), imparator ile Hadrianus'u çocukları olmadığı için evlat edinirler.


·         Siyaseti: Hadrianus’un politikası, Roma’nın sınırlarını Büyük Augustus’un belirlediği gibi korumaktır. (kuzeyde Germenlerden doğuda Fırat (Euphrates) Nehri’ne)

Euphrates nehri


·         Kendisinden önceki siyaset: Traianus yayılmacı bir politika izler: Fırat’ın ötesine gerçer. Armenia, Parthia ve Mezopotamya’yı fetheder. Devletin sınırlarının genişlemesi denetimi de zorlaştırıyordu. Bu nedenle Doğu’daki askerleri Fırat’a kadar çekti ve Hadrianus Fırat sınırını güçlendirdi. 

Armenia krallığı


·         Sınırları koruma çalışması: Traianus’un fethettiği yerleri de oraların yerli krallarına bırakarak Roma’nın vasal kralları olarak kalmalarını sağladı. Hadrianus, kuzey sınırlarında bazı karışıklıkların olduğunu haber alınca 117 kışında Antiokheia’dan (Antakya) önce Bithynia’ya sonra da Tuna bölgesine geldi. Bu bölgedeki kıpırdanmalar yatıştırıldıktan sonra imparator 118’de Roma’ya gelerek burada iki yıl kaldı. Hadrianus Roma’da bulunduğu süre içinde Traianus’un yoksul çocuklara yardım projesini (alimenta) sürdürdü.

 

Syria eyaletinin merkezi Antioc(k)heia 

·         Gezileri: Hadrianus önceki Roma imparatorlarının hiç yapmadığı bir şeyi yaptı.

117 yılında Roma


·          İki büyük seyahat programıyla 121-133 yılları arasında imparatorluğu baştan başa dolaştı. Amaç imparatorluğu daha yakından tanımak ve sorunlarla yakından ilgilenmekti. İmparatorun ziyaret ettiği kentler Roma sikkelerinde adverıtus (varış) veya restitutor (onaran) yazılarıyla vurgulanmıştır. İlk seyahat 121-125 yıllarını kapsamakta olup beş yıl sürdü. Hadrianus’un ilk durağı Gallia’ya idi. Bugünkü Avrupa’nın kapsadığı pek çok ülkeyi (örneğin Fransa, Almanya, İsviçre, Hollanda, İngiltere, İspanya) dolaştıktan sonra Kuzey Afrika'ya oradan da Syria Eyaletinin başkenti Antiokheia (Antakya) geldi; buradan Malatya üzerinden Karadeniz’e çıktı. Trapezus’tan (Trabzon) batıya doğru kıyı boyunca ilerleyerek iç kesimdeki Ankyra’ya (Ankara) uğradı. Sonra Bithynia ve Mysia bölgelerine geldi. Buralarda kendi adını taşıyan (Hadrianopolis) kentler kurdu. Çanakkale yöresine gelerek Troia kahramanlarının mezarını ziyaret etti. Oradan güneye yönelerek Ephesos’a (Efes) geldi. Rhodos adasına geçerek oradan Ege Denizi’ni katedip Trakya’da karaya çıktı. Hebros (Meriç) kıyısında kendi adını taşıyan “Hadrianopolis” kentini kurdu. Trakya’dan Yunanistan’a geçen imparator burada bulunduğu sırada Atina’nın imârı için büyük işler yaptı. Hadrianus Yunan kültürüne ve diline hayrandı; bu nedenle Yunanistan onun için ayrı bir önem taşıyordu. Artık dönüş yolculuğu başlamıştı; Hadrianus M.S. 125 yılı sonlarında Roma’ya döndü. İki yıl Roma’da kalan imparator M.S. 127 yılında İtalya yarımadasında da kısa bir seyahat yaptı.

Hadrianus dönemi Roma


·         İkinci büyük seyahati ise 128-134 yıllarını kapsamakta olup altı yıl sürmüştür. Bu seyahatin ilk durağı ise Atina idi. Oradan Ephesos’a geldi ve güneye inerek Anadolu’nun güneyi boyunca (Karia, Lykia, Pamphylia, Kilikia) ilerledi; fakat Phrygia ve Kappadokia gibi biraz daha içeride olan bölgelere de uğradı. Anadolu’da bulunduğu sırada buradaki kentlerin imâr ve bayındırlık faaliyetleriyle de yakından ilgilenmişti; pek çok tapınak, su kemeri, köprü ve anıtsal şehir kapısının yapımında veya onarımında onun imzası vardır. Hadrianus daha sonra Suriye ve Filistin üzerinden Kuzey Afrika’ya geldi. Burada Mısır ve Kyrenaika’yı (Libya) ziyaret etti. Kuzey Afrika’dan ayrılan imparator Suriye üzerinden Doğu Anadolu’yu katederek Karadeniz’e ulaştı. Pontos kentlerini ziyaret ettikten sonra Atina’ya gitti. Ancak tam bu sırada Yahudilerin isyan ettiği haberi imparatora ulaştı. İmparator derhal Atina’dan Antiokheia’ya geldi ve isyanı bastırması için bir subayını gönderdi. İsyan kanlı bir şekilde bastırıldı; ludaia’nın adı Syria Palaestina olarak değiştirildi.

·         Son dönemleri: Hadrianus 134’te Roma’ya döndü fakat 60 yaşındaki imparator iki yıl sonra hastalandı (136). Çocuğu olmayan imparator, ölümünden sonra bir taht krizi çıkmaması için kendisine bir vâris seçmenin zamanı geldiğini düşündü. Üzerinde düşünülen adayların ölmesi ve kısa bir kararsızlık dönemi sonrası Hadrianus, Antoninus adlı bir senatörü evlat edinerek vârisi ilân etti. Hadrianus’un hastalığı giderek kötüleşti; acısı o kadar fazlaydı ki bir an önce ölmek istiyordu. Tahtın vârisini de belirledikten sonra son nefesini huzur içinde vermek üzere Roma’dan ayrılarak Baiae’ya gitti ve çok geçmeden orada yaşamını yitirdi. Anıt  mezarı henüz tamamlanmamış bulunduğundan defin işlemi geçici olarak yapıldı; bir yıl sonra da cesedi, birkaç yıl önce ölen karısı Sabina ile birlikte Roma’daki anıtsal mezara nakledildi.


Vibia Aurelia Sabina (Hadrianus'un eşi)



AKIL OYUNLARI FİLMİNİN ELEŞTİRİSİ

  Film Hakkında Kısa Bilgi:  Akıl Oyunları  ( A Beautiful Mind ), Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Amerikalı matematikçi  John Nash’in  hayatına d...